Yazarlar Başkanlık sistemine neden karşılar?

Başkanlık sistemine neden karşılar?

Bülent Orakoğlu
Bülent Orakoğlu Gazete Yazarı

Gelişmiş demokrasilerde devleti milli irade yönetir. Ülkemizde de mevcut Anayasa ve kanunlarda, yasama, yargı ve yürütme erklerinin kimler tarafından ne şekilde kullanılacağı, erkler arasındaki koordinasyonun ne şekilde sağlanacağı açıkça belirtilmesine rağmen, darbeci zihniyetin, sivil yönetimlere ve milli iradeye güvenmeyen, hatta iç tehdit unsuru olarak gören yönetim anlayışı ve tavrı, cumhuriyeti kuran ideolojinin doğal koruyucuları olarak, gerekirse risk alınacağını açıkça deklare ederek, kendilerini toplum içinde daha Atatürkçü daha vatansever, laik cumhuriyetin kurucusu ve sahibi olarak gören bir vesayet anlayışını uzun yıllar boyunca millet iradesine dayattıkları bir vakıa olarak karşımızdadır.

Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında, 1950 yılından günümüze kadar geçen zaman dilimi içinde vesayet mekanizmaları 1961 ve 1982 darbe anayasalarından aldığı güçle, MGK içinde anayasa üstü yetkilerle donatılmış bir şekilde siyasi istikrarsızlığın ve darbelerin başlıca kaynağı ve nedeni olmuşlardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ’’Yeni Türkiye Yolunda’’ isimli, vizyon belgesinde, ‘’Eski Türkiye’nin devleti öne çıkaran millete güvenmeyen, örseleyen, milleti devletin emrinde bir araç olarak gören güvenlik paradigmalarına karşı, devlet-millet ilişkilerinde, milli iradeyi öne çıkaran, millete saygı ve güven duyan ‘milletin efendisi değil hizmetkarı olma perspektifi’ ile hareket eden, devlet olarak milletin değerlerini benimseyen, millet merkezli bir yönetim anlayışının hakim kılınacağı açıkça ifade ederek yüze 52 oyla halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim mitinglerinde, Türkiye’nin ’’millet iradesini öne çıkaran yeni perspektifi ve yönetim anlayışının’’ başarılı olmasının en önemli parametresinin ‘’ yeni bir anayasa ve Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesi ile sağlanabileceğini, bunun için de 2015 Haziran Genel Seçimleri'nde Anayasa'yı değiştirebilecek bir sayı ile TBMM'ye gelinmesinin önemini de defalarca vurgulamıştı.

Millet ve devlet ilişkilerinde milletten yana taraf olunacağının açıkça belirtilmesi çok açık bir ifadeyle sessiz devrim niteliğinde ileri demokrasi standartları çerçevesinde olumlu bir girişim olarak görülmesi gerekir. Uzun yıllardan bu yana horlanan, küçümsenen itibarsızlaştırılmaya yönelik psikolojik harekatların merkezine oturtularak, 28 Şubat’ta irticai iç tehdit olarak değerlendirilen, millet iradesine kayıtsız şartsız saygı duymak gelişmiş demokrasilerin en önemli parametreleri arasındadır.

1924 Anayasası'nda egemenliğin tek sahibi TBMM üzerinden milli iradenin bizatihi kendisi olmasına rağmen, 1961 Darbe Anayasası’nda, vesayetçi yapıların, milli iradeye karşı devlete hakim olmalarını sağlayacak radikal değişikliklere yer verilmesi ile 4 madde de belirtilen ‘’Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’’ fıkrasına ek olarak ‘’ Millet egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır’’ eklentisinin yapılması ile, TBMM egemenliği tek başına kullanan bir organ olmaktan çıkartılmıştı’’.

1961 Anayasası ile kurulan vesayetçi sistem, büyük ölçüde 1982 Anayasası’nda da korunarak sürdürüldü. Her iki anayasa da ‘’çoğunluk ilkesini’’ sorgulayıp seçimden kaynaklanmış olan devlet organlarının yetkilerini, başka anayasal kurumlarca dengeleyen bir yapıya izin verdi. Bu yapılanmada yargı, son derece merkezi bir rol üstlenmişti.

Ancak eski ve yeni vesayet mekanizmaları kontrolündeki yazılı ve görsel medyadaki bazı devşirilmiş unsurlar ve muhalefet partileri bu söyleme beklenildiği gibi açıkça karşı çıkarak demagoji yapmakta, kontra bir psikolojik harekat stratejisiyle, Ak-Parti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı neredeyse kendi derin devletini yarattığı paranoyasıyla suçlamaktadırlar.

Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesi ile birlikte Ortadoğu ve dünyada daha etkili ve söz sahibi bir ülke olacağı endişesi ve bilinciyle hareket eden Batı’nın kontrolündeki derin üst akıl Türkiye’deki uzantısı paralel yapıyı 2015 genel seçimleri öncesinde kaos ve istikrarsızlık yaratmak için tekrar devreye sokmaya çalışmakta, başta çözüm süreci, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ak Partiyi hedef alarak, uluslararası ve Türkiye kamuoyunu menfi yönde etkilemeye yönelik faaliyetlerine hız vermiş bulunuyor.

Başkanlık sistemlerinin tümünde, hükümet istikrarı ve güçlü muhalefet, sistemin en önemli paradigmaları arasında bulunması nedeniyle, bu durum yeniden yapılanma, demokratik değişim ve dönüşüme ayak uyduramayan muhalefet partileri açısından tehlike çanlarının çalması anlamına da gelebiliyor.

Ülkemizde milli irade ve demokrasiye karşı olarak, vesayet sistemlerinin önünü açan, dış ülkelerin müdahil olduğu darbe süreçlerinin yaşanmasına neden olan mevcut sistemin gözü kapalı desteklenmesi, parti içi değişim ve dönüşümlere kapalı bir strateji ile hareket edilmesi neticesi oluşan güçsüz ve aciz muhalefet perspektifinin, başkanlık sistemine geçilmesi sonrasında ağır bir yara alarak liderleri de içine alan siyasi bir tasfiyeye dönüşmesi kaçınılmaz bir son olarak görünüyor.

Türkiye usulü başkanlık sistemi, insanı öne çıkaran demokratik ve özgürlükçü bir anayasa ve daha demokratik bir seçim sistemi ve partiler yasası ile desteklendiğinde, Türkiye’de siyasi istikrarsızlığı önleyecek, Yeni Türkiye’nin bölgesel ve küresel misyonu ve vizyonuna önemli katkılar sağlayabilecektir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.