Küresel destekli, Gezi darbe girişimi üzerinden yaklaşık iki yıl geçti. Büyük bir tesadüf eseri, Gezi'nin ikinci yıldönümü, 7 Haziran'da yapılacak, seçimlerin yalnızca birkaç gün öncesine rastlamasına rağmen, ilk Gezi kalkışması ile mukayese edildiğinde 'aldatıcı' olabileceğini düşündüğüm daha sakin bir ortam gözlemleniyor.
Oysa 2013 yılı Mayıs ayının son günlerinde başlayıp, Haziran'ın ilk günlerine kadar devam eden, CIA- MOSSAD kontrolündeki “Turuncu Devrimlerin'' Türkiye'deki versiyonu olan Gezi olaylarında, “kamu düzeninin bozularak, AK Parti iktidarını, vandalizm ve sokak terörü ile iktidardan alaşağı etme ve ekonomiyi durdurma'' amaçlı kaos senaryoları Türkiye genelinde uygulanmıştı.
Bu senaryolarda, AİPACK lobileri, uluslararası bazı STK'lar, CNN, BBC başta olmak üzere Batı medyası ve yerli işbirlikçileri paralel yapı ve Aydın Doğan medyası, aşırı sol, ulusalcı ve vesayetçi kalemler, CHP, İşçi Partisi ve DHKP/C, Türkiye aleyhinde faaliyet göstermek üzere şer ittifakında birleşmişlerdi. İç ve dış şer güçlerin kaos ve istikrarsızlık yaratmaya yönelik eylem taktik ve stratejilerindeki birliktelikleri, hedeflerinin de aynı olduğunu açıkça ortaya koyması, ülkeye “ihanet edenleri” deşifre etmesi açısından çok önemliydi.
Bu şer ittifakının Yeni Türkiye'nin, Ortadoğu ve dünyada söz sahibi olmasını önlemek amacıyla, başkanlık sistemine geçmesini engellemek, stratejik yatırımları ve ekonomisini durdurmak, ÇÖZÜM sürecini sabote ederek Türkiye'nin birlik ve beraberliğine darbe vurmak, 7 Şubat MİT krizi, 17-25 Aralık darbe girişimi, Adana ve Hatay'da, Suriye'de yaşayan Bayır-Bucak Türkmenlerine insani yardım malzemesi götüren MİT TIR'larını yasadışı bir şekilde durdurarak, TIR'larda silah ve mühimmat olduğuna yönelik algı operasyonlarıyla, Türkiye'nin ''teröre destek veren ülkeler'' kategorisine aldırılması ve Lahey'de yargılanmasına yönelik, Türkiye aleyhine uluslararası faaliyetlerde bulundukları günümüzde tüm yönleriyle ortaya çıkarılmış bulunuyor.
Gezi'nin 1. yıldönümünde sokağı ayaklandırarak yeni bir Gezi sendromu yaratmaya çalışan sandıktan ümidini kesmiş muhalefet partileri ve provokatörlerin başarılı olamamasında en önemli etkenlerden ilki, sosyal medya platformlarının kişilik haklarına ve özel hayatın gizliliği ilkelerine aykırı faaliyetleri ile ulusal güvenliğimizi tehdit eden ses kayıtlarına ait tapeler ile görüntülü videoların erişiminin engellenmesi yönünde, hukuki sınırlar içine çekilmesi olmuştu.
2013 Gezi kalkışmasından yaklaşık 6 ay sonra gerçekleştirilmek istenen 17-25 Aralık darbe girişiminin engellenmesi, polis ve yargı başta olmak üzere devlet içine sızmış paralel yapı örgüt elemanlarının devlet yetkisini örgüt lehine kullanarak ulusal güvenliğimize yönelik illegal faaliyetleri ile bu örgütün bazı elemanlarının Gezi olaylarının büyümesi ve yayılmasında oynadıkları provokatif rol ve eylemlerinin deşifre edilerek pasifize edilmeleri Gezi'nin yıldönümünde, yeni bir gezi yaratılmasını engelleyen ikinci unsur olmuştu.
Gezi kalkışmasının 1. yıldönümünde günler öncesinden “haydi Gezi'ye” çağrıları yapan bildik sanatçılar klip çekerek, gazeteciler kalemlerine sarılarak iç ve dış medyada savaş çanları çalınarak elbirliğiyle halk eyleme çağrıldı. “Erdoğan Gezi'de neden yenildi”, “Gezi ruhu devleti korkuttu”, “Gezi'nin 1. yıldönümü bastırılamayabilir” şeklindeki manşetlerle çıkan ve tek noktadan yönetilen kaos medyası Türkiye'de Hürriyet, Zaman, Radikal ve Sözcü gazeteleri, dünyadan Hareetz, CNN, BBC medya organları kışkırtıcı ve tahrik edici haberleri okurlarına servis ettiler. Paralel medya ve dış dünyada AİPACK lobileri kontrolündeki medya organlarında bu kez Türkiye'nin Gezi'den çıkamayacağına yönelik, kaos beklentisi açıkça gözlemlenmişti.
Gezi'nin 1. yıldönümünde sokakların terörize edilmesinde, yeniden sosyal medya platformlarının kullanılarak başlatılmasına yönelik ajitasyon ve dezenformasyon haberlere geniş kitlelerin Twitter, Facebook üzerinden sert tepki göstermesi ve provokasyonlara gelinmemesi, yeni Gezi üzerinden, ülkede istikrarsızlık yaratmak isteyen ajan provokatörler, vandallar ve marjinal terör örgütlerinin eylemlerinin kısa sürede bitirilmesine neden oldu. Türk milletinin sağduyusu, Gezi'nin 1. yıldönümünde açıkça kaosa dur demişti.
Diğer taraftan Kürt ulusal hareketinin, İmralı'nın telkinleriyle özellikle Gezi kalkışmasında “sokağa çıkmama'' konusunda sergilediği olumlu tutum, ÇÖZÜM sürecinin devamı açısından ne kadar önemliyse, Kobani bahanesiyle, iç ve dış provokatörlerin ülkemizde sokakları tahrik ederek, kışkırtarak yaygın şiddet ve vandalizm stratejileriyle çözüm sürecini bozmak, Öcalan'ın Kandil ve Kürt kamuoyu üzerindeki etkisini test etmek amacıyla başlattıkları bir nevi “iç isyan provası” KCK Eş Başkanı Besa Hozat ve HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın PKK'ya şiddeti Türkiye geneline yayma (Serhildan) talimatı vermeleri üzerine, Türkiye yeni bir kaos, terör dalgası ve iç savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakmıştı.
Demirtaş'ın ABD ziyaretinin ardından “Kobani düşerse ÇÖZÜM süreci biter” açıklaması 7 Haziran seçimleri öncesinde FETÖ ve Ermeni diasporası ile ilişkilerinin ortaya çıkması Demirtaş'ın Üst Aklın bir projesi olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. FETÖ+CHP+MHP+ Öcalan'sız HDP formülü hiç şüpheniz olmasın, AK Parti'yi millet onurunu öne alan yeni bir anayasa yapmasını ve Başkanlık sistemine geçişi engelleyecek bir sayı ile TBMM'ye gelmesine yönelik Üst Aklın koordinesinde algı operasyonlarına işaret ediyor.
AK Parti'nin oy kaybederek güçsüz bir şekilde tek başına iktidar olmasını arzu edip ümitlerini HDP'ye bağlayanlara sesleniyorum: Boşuna heveslenmeyin. Batı'nın Truva atı olan HDP, barajı geçemezse, Türkiye'nin kan gölüne döneceği tehdidini devamlı dillendiriyor. Anayasal bir hakkın kullanılmasıyla terörü birbirine karıştıran, Kobani bahanesiyle PKK'ya serhildan talimatı vererek 51 vatandaşın ölümüne neden olan provokatör Selahattin Demirtaş'ın başında olduğu HDP asla barajı geçemez. Yeni Türkiye'nin kurucusu AK Parti, % 46-48 oy oranı ile ipi göğüsler. Türkiye'mizde seçmenin tercihi genel olarak hizmet ve istikrardan yana olmuştur. 7 Haziran'da da İnşallah böyle olacak.