
Oysa 26 Şubat 2014 tarihli MGK'da, ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve faaliyetlerin görüşüldüğü toplantıda önemli tespitler yer almıştı. MİT ve İKK ünitesinin güçlendirilmesine yönelik 2937 sayılı kanunda yapılması teklif edilen değişikliklerle, ''Yeni Türkiye”nin bağımsızlık ve istiklal mücadelesinde'' son ayak bağı olan FETÖ ve diğer yapılanmaların bitirilmesine yönelik devlet kararı alınmış, mücadele yöntemlerinin tespiti konusunda değerlendirmeler yapılmıştı. Bu çerçevede MİT'in küresel ve Batılı ülke gizli servisleriyle boy ölçüşecek bir şekilde hukuki, teknik alt yapıları ve bütçesi güçlendirilerek milli güvenliğimize yönelik küresel tehditlerin bertaraf edilmesi amaçlanmıştı.
Bu sayede, Hakan Fidan'ın müsteşarlığı döneminde siyasi iradenin desteğiyle dışa açılması, ülkesinde oyun kurulan bir ülke statüsünden o
un kuran bir ülke statüsüne geçiş süreci hedeflenmişti. En önemlisi küresel ve Batılı ülke gizli servisleri ile ilişki ve diyaloglarda mütekabiliyet esasları çerçevesinde bağımsız ve faal bir istihbarat anlayışı ve yapılanmasına gidilmişti.
FETÖ'nün, TSK, Emniyet, Yargı ve devletin diğer kurumlarına sızarak ülke güvenliği için iç ve dış tehdit oluşturduğu, MGK ve Bakanlar Kurulu'nda kabul edilmiş, devletin güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından bu terör örgütü yakın mercek altına alınmıştı. Üstelik terör örgütünün 2012 MİT, 17/25 Aralık hukuk örtüsü altında gerçekleştirmek istediği başarısız darbe girişimleri sonrasında ordu içindeki militanlarıyla yeni bir darbe girişimi başlatabileceğine yönelik çeşitli emare, iddia ve şifreli söylemlerin '' ayyukaya çıktığı'' bir konjonktürde. Cumhuriyet tarihinin en kanlı darbe girişimine tevessül etmesi bu durumun istihbarat birimlerince tespit edilememesi açık bir istihbarat zafiyeti ve İKK konusunda yetersiz bir duruma mı işaret ediyordu? Yoksa, kanun, tüzük veya yönetmeliklerden oluşan uygulamadan doğan sorunlar mı var? Kanaatimce zafiyet ve İKK yetersizliği, hem de hukuki eksiklikler mevcut. Hükümet tarafından hazırlanan istihbaratı bir çatı altında toplama, iç ve dış istihbaratın ayrılması, MİT'in Cumhurbaşkanı'na bağlanması konuları önemli. Ancak ABD ve bazı Batı ülkelerinde İstihbarata Karşı Koyma (İKK)ünitesinin istihbarattan ayrı bağımsız yapı olarak kurulması ve güçlendirilmesi, ülkelerin ulusal güvenliği açısından ne kadar önemli bir kurum olarak görüldüğünün bir işareti sanırım. Ülkemizde de İKK ünitesinin gücü ne kadar fazla olursa ABD'nin etki nüfuz ajanı olan Fetullahçı çete veya benzerlerinin milli güvenliğimizi tehdit potansiyeli o derece düşük olur. Bu nedenle istihbaratın yeniden yapılandırıldığı bu süreçte İKK biriminin acilen güçlendirilmesi elzem görünüyor.
28 Şubat sürecinde Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı olarak, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanununun Ek 7 maddesine göre ordu içindeki cunta grubunu deşifre edip, darbe belgesi BÇG ile ilgili belgeleri devletin üst katlarına devlet hiyerarşisi içinde teslim etmiştik. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel kendisine ulaşan darbe belgeleri ile ilgili olarak bırakın darbeciler ile ilgili hukuki işlem yapmayı, darbe belgelerini darbecilere vererek Emniyet İstihbaratını deşifre etmiş, darbeciler tarafından tutuklanıp cezaevlerine atılmalarına neden olmuştu. O dönemde şahsıma ve Daire'ye yöneltilen en büyük suçlama polisin darbe istihbaratı yapamayacağı veya yapılsa bile Genelkurmay ile neden iş birliği yapılmadığı yönündeki iddialar olmuştu.
15 Temmuz Kalkışması Üst Aklın koordinesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletini hedef alan Türkiye'yi Suriyeleştirme ve Iraklaştırmaya yönelik planlı küresel bir istihbarat saldırısına işaret etmesi açısından alternatif saldırı ihtimallerini arttırmaktadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.