Tarihi 2015 Nevruz’u ve Öcalan

04:0016/03/2015, Pazartesi
G: 12/09/2019, Perşembe
Bülent Orakoğlu

28 Şubat’ta, Dolmabahçe Başbakanlık Ofisinde Hükümet ve HDP tarafından müştereken yapılan tarihi çözüm süreci toplantısında, Öcalan’ın PKK’ya yönelik çağrısı açıklandı. Öcalan çağrısında ’’Silahlı mücadeleyi bırakma temelinde, silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik stratejik ve tarihi bir karar vermek için PKK’yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya" davet ediyordu.Aslında 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesinde çözüm sürecinin başarılı bir şekilde sonlandırılması

28 Şubat’ta, Dolmabahçe Başbakanlık Ofisinde Hükümet ve HDP tarafından müştereken yapılan tarihi çözüm süreci toplantısında, Öcalan’ın PKK’ya yönelik çağrısı açıklandı. Öcalan çağrısında ’’Silahlı mücadeleyi bırakma temelinde, silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik stratejik ve tarihi bir karar vermek için PKK’yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya" davet ediyordu.

Aslında 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesinde çözüm sürecinin başarılı bir şekilde sonlandırılması amacıyla, Kandil’in, Türkiye’de silahlı mücadeleyi bitirerek, silah bırakması için, Öcalan tarafından hazırlanan, metin şubat ayı başlarında HDP kanalı ile, PKK’ya götürülmüştü. Ancak, Öcalan’ın hazırladığı metnin ’’Kandil tarafından Veto edilmesi‘’ HDP’nin de Kandil yanında saf tutması, hükümeti şok etmişti. Zira Öcalan’ın hazırladığı metin üzerinde, HDP ve hükümet yetkilileri arasında mutabakat sağlanmasına rağmen Kandil’in ayak diretmesi üzerine, Öcalan’ın tarihi çağrısı gecikmeli bir şekilde açıklanabilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan yolunda ‘’Silahsızlanma çağrısı‘’ ile ilgili olarak, İmralı üzerine düşen görevi yaptı. Ancak Öcalan’ın hazırladığı 10 madde ile ilgili olarak, Kandil ve HDP’nin tutumu, aradaki çelişki, gelinen nokta, huzur ve güvenliğe tehdittir, açıklaması tarafların çözüm sürecine bakış açıları ve samimiyetlerini ortaya koyması bakımından önemli görünüyor.

Son gelişmeler üzerine, Öcalan’ın, kaos oluşturulmaması, silahların bırakılması konularında, Kandil ve örgüt üzerindeki, otoritesi ve imajının yara aldığı veya bittiği yönündeki analiz ve görüşlere katılmak mümkün değil. Zira Öcalan’ın verdiği karara Kandil veya HDP’nin karşı çıkması demek, Öcalan’ı efsanevi önder olarak gören, Kürt kamuoyunu da karşısına almak anlamına geleceğinden, çözüm süreci iradesi kısa aralıklarla sarsılsa da günümüze kadar istikrarlı bir biçimde devam etmesi, Öcalan’ı sürecin iki numaralı aktörü kılıyor.

Şüphesiz, çözüm sürecinde başarılı bir şekilde sona gelinmesinde, Türk-Kürt ittifakının Türkiye’yi aşarak, Ortadoğu’ya taşmasında en önemli aktörlerin, 12 Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan olduğu aşikar. Hakan Fidan’ın tekrar MİT Müsteşarlığına atanması, çözüm süreci ve paralel yapı ile mücadele açısından önemli bir kazanç oldu. Geçmişte Öcalan ile Hakan Fidan arasındaki çözüm süreci ile ilgili sorunların karşılıklı güven atmosferi içinde çözülmesi, finale çok yaklaşan barış ve kardeşlik projesine önemli katkılar sağlayabilecek, aşırılıkları da tolere edebilecek bir dinamizme sahip görünüyor.

ORC Araştırma Şirketi’nin yaptığı siyasi gündem anketi, çözüm sürecine kamuoyu desteğinin giderek arttığını ortaya koydu. Dolmabahçe Mutabakatı sonrasında ’’PKK’ya yapılan silah bırakma çağrısı‘’ çözüm sürecine olan desteği arttırırken, Şubat ayında yüzde 65,7 olan destek oranının kısa bir sürede 2 puan artarak yüzde 67,5 e yükselmesi, Öcalan’ın 21 Mart 2015 Nevruz’unda, Diyarbakır’da kendi sesinden veya görüntülü bir biçimde yapması muhtemel açıklamalarının sürece destek açısından önemini ortaya koyuyor.

Sürece destek veren bazı yorumcular, Öcalan’a görüntülü olarak açıklama yaptırılmasının sonu gelmeyecek başka isteklerin de önünü açma ihtimali üzerinden, örgüte ‘’taviz verilmesi’’ olarak değerlendiriyorlar. Yaklaşık iki yıldan bu yana Güneydoğu başta olmak üzere, kamuoyunun sürece verdiği desteğin, ‘’Barış ve Kardeşlik projesinin’’ üçüncü ayağını oluşturması, provokasyonlara karşı duyarlı bir kamuoyu yaratması açılarından asla taviz olarak değerlendirilemez. Mutlaka bir değerlendirme yapılması gerekiyorsa, devletin ’’Öcalan’ın Kandil ve örgüte karşı elini güçlendirme’’ stratejisi diyebiliriz.

Çözüm Sürecini sabote ederek, Türkiye’de Kürt-Türk veya Kürt’ler arasında iç savaş çıkarmak amacıyla hareket eden iç ve dış güçler, Yeni Türkiye’nin düşmanları, 7 Şubat’ta, Gezide, 17 Aralık darbe girişiminde, 6-8 Ekim Diyarbakır, Kobani ve Cizre kalkışmalarında çözüm sürecinin garantörü ve bel kemiği siyasi iktidarı hedef almışlardı.

Diğer taraftan, barış ve kardeşlik projesinin ikinci ayağını oluşturan Öcalan'a yönelik olarak geçmişte, sürece olan güvenini sarsmak ve bozmak, Kandil ve Kürt halkı nezdinde nüfuz ve otoritesinin kırılarak itibarsızlaştırılması amacıyla, komplo ve kara propaganda içeren psikolojik harp yöntemleri devreye sokulmuştu. Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen, Öcalan Çözüm Süreci’nin başarıya ulaşması adına kendi liderliği veya önderliğini riske ederek ‘’Çözüm Süreci iradesini’’ devam ettirmişti.

Çözüm süreci 2 yıldan bu yana muhtelif vesilelerle test edildi, hepsinden güçlenerek çıktı. BDP, Kandil, KCK, ve Avrupa kanadında zaman zaman çıkan çatlak sesler, Öcalan'ın inisiyatif alarak, çözüm süreci iradesini devam ettirdiğini kararlı bir şekilde ortaya koyması sayesinde kesildi. Görünen o ki finale doğru giden son etapta, Batı’nın çözümü engellemeye yönelik örtülü veya açık provokasyonlarını, boşa çıkaracak hamlelerle karşılamamız sürecin başarısı için elzem görünüyor.

Bu konuda PKK ve Suriye Kürtlerine düşen en önemli görev ise, Batı’nın kışkırtma ve tahriklerine aldanmamak olduğu açık bir şekilde görülüyor.

#çözüm süreci
#nevruz
#pkk
#28 şubat