Nereden Nereye… Su kuyusundan ‘Akil Güç’e

04:0010/06/2026, Çarşamba
G: 10/06/2026, Çarşamba
Ersin Çelik

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları uzun yıllardan beri Afrika’da su kuyusu açıyor. Binlerce insan da geçmişlerinin ruhu için bu hayra ortak oluyor. Hatta birçok kuruluş ve insan, su kuyuları vesilesiyle kara kıtaya gidip sahada doğrudan gözlem yapma imkanı buldu. Bir bardak temiz su için güneşin alnında kilometrelerce yol yürüyen insanları yerinde görerek ve zamanla, meselenin sadece anlık yaraları sarmakla çözülemeyeceğini, daha köklü bir kalkınma modeline ihtiyaç duyulduğunu da idrak ettiler.

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları uzun yıllardan beri Afrika’da su kuyusu açıyor. Binlerce insan da geçmişlerinin ruhu için bu hayra ortak oluyor. Hatta birçok kuruluş ve insan, su kuyuları vesilesiyle kara kıtaya gidip sahada doğrudan gözlem yapma imkanı buldu. Bir bardak temiz su için güneşin alnında kilometrelerce yol yürüyen insanları yerinde görerek ve zamanla, meselenin sadece anlık yaraları sarmakla çözülemeyeceğini, daha köklü bir kalkınma modeline ihtiyaç duyulduğunu da idrak ettiler.

Yaşanan birkaç suistimal hadisesine rağmen, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları süreç içinde kendilerini ciddi biçimde geliştirdi, bölgenin ihtiyaçlarına kalıcı çözümler üretmeye başladı. Gittiler, döndüler ama oraları hiç unutmadılar. Konuta, tarıma, sağlık tesislerine, yetimhanelere ve sistemli okullaşmaya kafa yorarak daha büyük projelere imza attılar.
“Türk, suyu gördüğü yere otağını kurar”
hesabı, kuyuyu vurdukları coğrafyayı insani olarak terk etmedi milletimiz.
Tıpkı Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın 2011 yılında başbakanken, her gün binlerce çocuğun açlıktan ve susuzluktan can verdiği Somali’ye tarihi bir çıkarma yapmasından
sonraki süreçte olduğu gibi...

Yıllardır terör saldırıları ve korsanlık nedeniyle istikrarsızlık içinde kıvranan Somali’de; sahra hastanelerinin kurulması, hastalık yayan çöplerin imhası ve kilometrelerce su borusunun çekilmesiyle başlayan o süreç, bugün çok farklı bir boyuta evrildi. Türkiye, insani diplomasi ile ayak bastığı Somali’de bugün Hint Okyanusu kıyısında uzay limanı ve roket fırlatma üssü projelerini hayata geçiriyor. Silahlı kuvvetlerimiz Mogadişu’da en büyük denizaşırı askeri eğitim üssünü yönetirken, sondaj gemilerimiz de Somali kıyılarında doğalgaz ve petrol arama faaliyetleri yürütüyor.

Somali hem hikâyesi hem de kapsamı itibarıyla en güçlü örnek. Ancak Türkiye son tahlilde Sudan, Etiyopya, Angola, Nijerya, Gine ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti başta olmak üzere Afrika kıtasındaki 40’tan fazla ülkede enerji, madencilik, savunma sanayii, inşaat ve tarım alanlarında aktif olarak milyarlarca dolarlık yatırımlara yön veriyor.

Bunlara paralel olarak, 53 Afrika ülkesinden toplam 62 bin 480 öğrenci de ülkemizdeki üniversitelerde hem kendi hem de ülkelerinin geleceklerini inşa ediyor.

Buraya kadar aktardıklarım, “nereden nereye” dememin ilk perdesi olsun...
Hafta sonu Kayseri’deydim. Türkiye’nin farklı illerinden gelen 18-30 yaş aralığındaki yaklaşık 500 gencin katılımıyla gerçekleştirilen “Hibrit Tehditler Çağında Yeni Güvenlik Mimarisi” başlıklı
Genç Türkiye Forumu
’nu takip ettim.
Türkiye Gençlik STK’ları Platformu
(TGSP) tarafından on ikincisi düzenlenen bu forumda gençler dijital tehditler, dezenformasyon, toplumsal fay hatları, siber uzay güvenliği ve yeni nesil asimetrik risk alanları gibi kritik başlıkları moderatörler eşliğinde masaya yatırdı. Ben de bir kısmına dahil oldum, iletişim alanında katkılarımı sundum.
Forumun sonunda ise gençler,
MİT Başkanı İbrahim Kalın ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan
ile interaktif bir söyleşi gerçekleştirdi. Notlar aldığım bu salonda, Nevşehir’den gelen Feyza isimli bir kardeşimiz İbrahim Kalın’a hitaben, “Sert gücün sahada açtığı alanı yumuşak gücün kalıcı hale getirdiği smart power (akıllı güç) konseptinden bahsetmenizi istiyorum” sorusunu yöneltti.
Güçlerin kavramlaştırılması bilindiği üzere 1990’lara,
Amerikalı siyaset bilimci Joseph Nye
’ın “yumuşak güç” (soft power) yaklaşımına dayanıyor. MİT Başkanı Kalın ise bu kavrama geniş bir çerçeveden girerek uluslararası literatüre Türkiye merkezli yeni bir vizyon sundu:
“Akil Güç.”
Türkiye uzun yıllar boyunca uluslararası alanda ya sadece sert gücüyle ya da
insani/yumuşak gücüyle değerlendirildi.
Oysa bugün ortaya çıkan tablo, bu iki alanın birbirini beslediği stratejik bir akla işaret ediyor. Kalın’ın “Akil Güç” kavramsallaştırması tam bu noktada anlam kazanıyor.
Joseph Nye’ın pragmatik, faydacı ve Batı merkezli kavramlaştırmalarının aksine Kalın, “Akil Güç” tanımı ile
gücü teknik bir etki olarak değil, arkasına Anadolu felsefesinin fıtrî kodlarını, adaleti, hikmeti, irfanı ve köklü devlet aklını koyarak; yerli ve milli bir paradigma değişimine
işaret ediyor.
Başka bir ifadeyle;
“Akil Güç”, bir başına etki üretmenin değil, o etkinin hangi değerler üzerine inşa edildiğinin de cevabını veriyor.

Çünkü güç; bir başına askeri kabiliyetten ibaret olmadığı gibi, stratejisiz insani yardım faaliyeti de değil.

Şimdiye dönecek olursak…

Türkiye’nin dün açtığı su kuyuları mı daha değerliydi, yoksa bugün ulaştığı jeopolitik etki mi?

İkisini birbirinden ayırmak imkânsız.

Çünkü ulaşılan etki alanı, bir köyün imdadına yetişen su kuyularının etrafında samimiyetle kurulan insani bağların üzerine inşa edildi.

2003’te tüm Afrika’da 8 olan büyükelçilik sayımızın bugün 44’e çıkması da bu zincirin doğal bir sonucu mesela.

Türkiye’nin güvenlik mimarisini gençlere tartıştıran TGSP’yi oluşturan sivil toplum kuruluşlarının önemli bir kısmı, aynı zamanda savaş ve kriz bölgelerinde çok sayıda faaliyet yürütüyor.

Yani hâlâ su kuyuları açıyorlar.

“Akil Güç” kavramı tam olarak buradan şekilleniyor.

Somali’den Kayseri’ye... Nereden nereye.
#sivil toplum kuruluşu
#Afrika
#yardım