Yaş ilerdikçe, hayât gâileleri, meslekî öncelikler sebebiyle futbol ile olan bağlarım da zayıfladı. Sâdece millî maçları ve taraftarı olduğum Beşiktaş’ın maçlarını tâkip etmekle yetinir oldum. Alâka azalmasının bir mühim sebebi de bu spor dalının çok fazla kirlenmesi oldu. Her neyse; ama son Dünyâ Kupası maçlarını elimden geldiği kadar, en azından özet görüntüler üzerinden tâkip ettim. Türk Millî Takımı nam ve hesâbına fazla ümitvâr değildim. Bende beklentilerin hayli şişirilmiş olduğu kanaati vardı. Nitekim daha elemelerde kupaya, üstelik hayli tatsız bir şekilde, erken vedâ ettik.
Futbolun sâdece futboldan ibâret olmadığını herkes biliyor. Hayât her boyutuyla yeşil sâhalarda yeniden üretiliyor ve temsil ediliyor. Siyâsî veyâ dinî hassasiyetler bunun başında geliyor. Meselâ Hristiyan bir millî takıma karşı Müslümân bir millî takım oynuyorsa banko ikincisini destekliyoruz. Zengin bir milletin takımı ile fakir bir milletin takımı oynuyorsa büyük bir ekseriyetin ikincisinden yana destek verdiğini biliyorum. Dikkat çekicidir; Siyah Afrika takımları her zamân Türk seyircisinin tercihi oluyor. Siyâseten de öyle. Siyâsî meşreplerimiz de tercihlerimizi belirliyor. Bilmeyenlere komik gelebilecektir; gençliğimde Enver Hocacı solcuların Türkiye-Arnavutluk maçında Arnavutluk lehinde tezahürat yaptığını da hatırlarım.
Soğuk Savaş sonrasında artan küresel münasebetler her şeyi bulandırdı ve karıştırdı. Pek çok Avrupa takımında, başta eski sömürgelerden gelenler olmak üzere siyâhî oyuncuların sayısı arttı. Dahası yoğun transferler dinî ve millî farklılıkları ortadan kaldırdı. Aynı takımda, meselâ bir Avrupa takımında Müslümân-Hristiyan, siyahî-beyaz futbolcular berâber oynamaya başladı. Ama ne gam... Herkes formaya bakmaya, takımın hangi milleti temsil ettiğine bakmaya devâm etti.
Küreselleşme, vaad ettiğinin aksine, somut hayatta yandakilerin ve alttakileri her şekilde kaybetmeye devâm ettiği; üstelik her nev’i eşitsizliğin derinleştiği bir pratikler zinciri doğurdu. Spor müsabakalarına alâkanın artması biraz da bunun işlevi olarak ortaya çıktı. Gariban bir milletin kemikleşmiş kayıpları 90 dakikalık bir oyunda telâfi edilmez elbette. Ama 90 dakika neticesinde, meselâ bir Afrika takımının bir Avrupa takımını yenmesi hem bir teselli hem de bir ümit tâzelemesi olmaz mı? Ben sekter bir şekilde sportif başarıları bir afyon gibi görmem. Evet o boyutu da vardır. Ama aynı gâlibiyet kaybetmişliğin psikozlarını aşacak, özgüven yenilenmesini temin edecek bir moral ateşlemesi de olabilir.
İsrâil’in siyâseten azgınlaşması ve kanlı bir cihaza evrilmesi dünyâ kamuoyunu evvela şaşkına çevirdi. Ama zamân içinde bu şaşkınlık yerini giderek büyüyen bir nefrete bıraktı. Netanyahu, Ben Gvir, Simotrich gibi azgınlar en büyük kötülüğü kendi milletlerine yapıyorlar. Eski nesiller hâlâ mütereddit olsa da dünyâ ölçeğinde yeni nesilleri neredeyse tamâmen kaybettiler. O kadar dar görüşlüler ki İsrâil’i büyüteceğiz derken kendi geleceklerini kararttılar.
Bu devir son derecede kritik. Eğer bu evrede siyâsetçiler ve entelektüeller; daha umûmî mânâda millet irâdeleri attıkları adımlara çok dikkat etmelidir. Şu veyâ bu şekilde İsrâil azgınlığına destek verenler ve ortak olanlar istikbâlde lânetlenecekler. Susmak, görmezden gelmek vaziyeti kurtarmayacak.
İsrâil elbette yalnız değil. Başta ABD olmak üzere Ukrayna, Orban devrindeki Macaristan, Fas, BAE ve Arjantin gibi az sayıda da olsa ateşli ortakları mevcut. Fransa, Almanya gibi devletler ise İsrâil mezâlimine uzaktan destek veriyor. Bir de söylemde İsrâil’i kınayan, ama küçük hesaplarla ve dolambaçlı yollardan onunla her nev’i münâsebeti devâm ettirenler mevcut. Yarın bunların hepsinin hesâbının görüleceği bir zeminde neler olur bilinmez. Ama bu imtihandan yüzünün akıyla çıkan bir İspanya, bir Güney Afrika dünyâ kamuoyunda muazzam bir prestij kazanacaktır.
Son Dünyâ Kupası maçlarında bu gerilimler doğrudan sâhalara yansıdı. Donald Trump, Javier Milei ve Netanyahu ağız birliği ederek Arjantin’i desteklediler. Târihi karanlık olan, Lâtin Amerika’da yüzbinlerce siyâhî insanı yok etmesi, beyazlaşmasıyla övünen Arjantin’in iddiası büyüktü. Başta Messi olmak üzere çok sayıda futbol sihirbazına sâhiptiler. Tahminler final maçının ya Fransa-Arjantin veyâ İngiltere-Arjantin arasında olabileceğine işâret ediyordu. Eleme maçlarında hakemler Arjantin’i kolladı. Mısır maçı tam bir rezâletti. Mısır muhteşem bir maç oynadı. Hakemler sıkışan Arjantin’in imdâdına yetiştiler. Filistin dâvasını savunan Mısır antrenörüne yapmadıklarını bırakmadılar. Arjantin âdeta ipten kurtarıldı. Hâsılı Arjantin finale kadar geldi. Allah’ın hikmeti, karşısında İspanya’yı buldu. Top yuvarlandı ve maç bir anda birçok maç hâline geliverdi. Bir tarafıyla Trump-Sanchez maçıydı bu. Ankara’da Trump İspanya’ya ve Sanchez’e demediğini bırakmamış, Sanchez ise başkentimize kılıç gibi gelip kılıç gibi dönmüştü. Eğer İspanya kaybetseydi, Trump’ın neler söyleyeceğini tahmin edebiliyor musunuz? Maç bir tarafıyla İsrâil’in ve Trump’ın palyaçoluğuna soyunmuş Milei ile bunlara karşı dimdik duran Sanchez’in maçıydı. Başka şekilde düşünüldüğünde bu maç bir Netanyahu-Sanchez maçıydı. Daha ileri gidecek olursak maç sanki İsrâil-Filistin maçıydı. Bir tarafta Ağlama Duvarı önünde başında kipayla fotograflanan Messi, bir tarafta elinde Filistin bayrağı dalgalanan Yamal vardı. Ben de nefesimi tutarak maçı seyrettim. Kalbim her Müslümân Türk gibi İspanya’dan yana atıyordu. İspanya takımı maça ağırlığını koydu. Arjantin’i ezdi ve sâhadan sildi. 90 dakika tamamlandığında skor değişmemişti. Lâkin Arjantin’in tek bir şutu bile yoktu. Buna mukâbil İspanya sayısız gol pozisyonuna girmiş ama maalesef bir netice elde edememişti. Nihâyet uzatmalarda hak ettiklerine ulaştılar. Hepimiz rahat bir nefes aldık. Arjantin takımının bundan sonra yaptıkları birer çirkinlik âbidesiydi. Rakiplerine fizikî saldırılarda bulunan Arjantinli topçular vardı. Ama İspanyollar bunu büyütmediler. Kupayı Trump verdi. İspanyol takımı onu aralarına almadılar ve kibarca kenara sürdüler. Orada sâdece İspanya değil, hâk, hukuk ve insanlık kazandı. Gazze’deki halk aylar sonra ilk defâ bu kadar mutlu oldu. Bizim de içimizin yağları eridi. Şunu çok iyi gördük ki, bugün Netanyahu-Trump-Milei çizgisinde hareket eden kim varsa yarın sokağa çıkamayacak. Arjantin-İspanya maçı bunun erken uyarısıydı sanki…

