Türkiye’de meslekler ve itibarları arasındaki korelasyon bize çok şey söylemektedir. Bir mesleğe intisap edenlerin toplumsal karşılığı ve saygınlığı anlamına da gelen itibar konusu, birçok değişken üzerinden analiz ediliyor. Gelir durumu, yüksek kazanç, risk boyutu, iş garantisi ve mesleki giyim kodları bir mesleğe atfedilen itibarı artıran unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla yaptığımız işin toplumsal karşılığı, o işe atfedilen değerle paralel ilerlemektedir. Bu sebeple yapılan kapsamlı araştırmalarda, en etkili ve itibarlı meslek gruplarında, daha az riskle birlikte daha fazla kazanç ve işin taşıdığı anlam ön plana çıkmaktadır.
Bu konuyu akademik düzlemde destekleyen veriler de söz konusu. Geçtiğimiz yıllarda TÜBİTAK’ın desteği ile gerçekleştirilen “Türkiye’de Çalışma Yaşamı ve Mesleklerin İtibarı” konulu araştırmayla hem mesleki itibar skalası geliştirilmiş hem de mesleklere itibar atfedilme gerekçelerine dair doyurucu veriler paylaşılmıştı. 32 ilde 2500 kişi ile yapılan söz konusu araştırmada en itibarlı meslekler sıralamasında tıp doktoru, üniversite profesörü, hakim, öğretmen, diş hekimi, general, vali ve büyükelçilik, mesleklerin en üst basamaklarını işgal ettiği tespit edilmişti.
Hiç kuşkusuz toplumda en muteber meslek grupları olarak karşımıza çıkan bu sıralama, aynı zamanda güven duygusu ile de yakından ilişkilidir. Yani en itibarlı meslek grupları aynı zamanda en güvenilenler olabilmekte ve toplumsal algı da bu ikisi ile paralel ilerleyebilmektedir. Fakat konjonktürel olarak bir meslek grubunun dahil olduğu sorunlar zaman zaman o gruba ilişkin güveni zedelemekte ve o gurubun itibarına gölge düşürebilmektedir.
Bu uzun girişi yapmamın sebebi son dönemde yardım kuruluşu görünümlü bir yapı üzerinden ilerleyen tartışma. Söz konusu kuruluşun deprem döneminde topladığı yardımların sevk ve idaresinde ortaya çıkan sorunların adli bir vakıaya dönüşmesi, konuyu basit bir suç iddiasının ötesinde tartışmayı icbar ediyor. Bu tartışmayı daha iyi anlamak adına birkaç soru sormak gerekiyor: Neden mesleki itibar skalasında üst sıralarda yer almayan şarkıcı ya da ünlü kişilere olağanın dışında bir anlam atfediliyor? Bu tür meslek gruplarının kritik dönemlerde kamuoyunu yönlendirmesi ne anlama geliyor? Hangi motivasyonlar bu tür kişilerin birer kanaat önderi gibi algılanması ve muhatap alınmasını mümkün kılıyor? olarak Kızılay ve AFAD üzerinden gündem manipüle edilirken bahse konu yapıların ismi geçiriliyor ve onların daha güvenli oldukları işleniyordu. Siyasetten medyaya kadar geniş bir düzlemde alıcısı olan bu propagandanın pratikte kan bağışından nakdi yardıma kadar bir dizi olumsuz sonuçları söz konusu olurken bu kurumlara alternatif olarak takdim edilen kişi ve örgütlerin kasaları yardım paraları ile doluyordu. Buna paralel olarak devlete karşı konumlandırılan ve adeta ikame bir aktör olarak kenarda bekletilen bu isim ve yapılara yönelik en ufak bir eleştiriye tahammül gösterilmiyor ve bu isimler adeta kutsanıyordu. Hatta sipariş rapor ve araştırmalarda bahse konu kişiler toplumda en güvenilir aktörler olarak öne çıkarılıyor, yardımın boyutu artırılmaya çalışılıyordu ve ne yazık ki bunda da başarılı olunuyordu.
Yukarıda sorduğum soruların da cevabı mahiyetinde olan bu analiz, deprem döneminde bu mekanizmanın nasıl işlediğini çok açık biçimde gösteriyor. Değeri ve ederi bir rıza üretimi ve propaganda sonucunda inşa edilmiş olan bu kişi ve grupların herhangi bir toplumsal fayda ürettiğini söylemek mümkün olmasa da onların hangi konuların aracı haline getirildiğini elbette çok açık biçimde görebiliriz. O sebeple dönem itibarıyla sistematik bir biçimde işleyen bu mekanizmanın bugün yapı sökümüne uğratılmış olması üzerinde epey düşünmek gerekiyor. Mesleki itibarı ile toplumsal karşılıkları arasında ciddi bir çatışma olan meslek gruplarının kanaat önderi olarak takdim edilmemesi noktasında epey bir ders çıkarılması gerekiyor. Aksi takdirde benzer bir kritik dönemde aynı senaryolar devreye sokulacak ve kırılgan olan fay hatları üzerinden daha ciddi çatışmalar söz konusu olabilecektir.

