ABD, İran’la savaşı uzun süre sürdüremez ve kazanamaz. Her ne kadar bugün, bölgesel ortakları ile iş birliği içinde İran’ı vuruyorsa da, savaşı dolar/altın yatırımlarına göre yürütüyorsa da, İsrail’in güvenlik önceliklerine göre hareket ediyorsa da, bunların hiç birinin gelecek garantisi olmayacak.
İran’ın Hürmüz ve Bab-ul Mendep boğazları üzerinden ABD ve müttefiklerinin ekonomisini hedef alan savaş stratejisi de aynı şekilde sürdürülebilir değil. Bu savaş İran’ı tüketebilir ama ABD’yi çok fena yoracaktır.
BU SAVAŞIN KAZANANI VE KAYBEDENİ, ABD VE İRAN’A BAKARAK ANLAŞILMAZ.
Savaşın kazananı ve kaybedeni ABD ve İran’a bakarak değil, ABD’nin küresel güç alanındaki daralmayı dramatik biçimde artırmasıyla ile ölçülecek. Savaş iki ülke arasında görünse de aslında büyük savaş küresel ölçeklidir ve güç matematiğindeki değişimlerle kendini göstermektedir.
Ama en ciddi sonucunu ABD’nin kendi içinde gösterecektir. Çünkü ABD’yi kendi içinde bir tür “iç tehdit” tanımlamaya zorlayacaktır. “Kimler için savaşıyoruz, kimler için ölüyoruz ve ne kazandık” soruları çok daha yüksek sesle sorulacaktır.
ABD-İSRAİL “TEK DEVLET” Mİ? TÜRKİYE VE RUSYA NİYE İSRAİL’E MESAFE KOYDU?
Nitekim son aylarda özellikle Başkan Yardımcısı JD Vance üzerinden çekingen de olsa dile getirilmeye çalışılan itirazlar, zamanla bir iç sorgulamaya dönüşebilir. Bu da “İsrail için niye savaşıyoruz” sorusunu beraberinde getirebilir. Evet, “ABD-İsrail tek devlet”, “ABD’yi aslında Yahudiler kurdu, onlar yönetiyor” tanımları doğrudur.
Evet bunların tamamı doğru. Ama o kadar büyük bir fırtına birikiyor ki, bu tanımlar yetmeyebilir artık. Türkiye’nin kuruluşu, Sovyetlerin kuruluşu için de benzer şeyler söyleniyordu. Osmanlı’nın yıkılışı, Türkiye’nin kuruluşunda Yahudiler belirleyiciydi.
Türkiye-İsrail ilişkileri sarsılmaz ölçüde güçlüydü. Türkiye de, Rusya da İsrail’e mesafe koydu. Ülkeler kendi kimliklerine döndükçe İsrail’e ve Yahudilere mesafe koyuyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası düzen tamamen onlara çalışıyordu. Ama o düzen artık yıkıldı. Benzer bir değişimi ABD’de de görebiliriz.
İSRAİL YÜZÜNDEN BÜTÜN BU HAYALLER SUYA DÜŞTÜ.
İsrail, son otuz yılda, ABD’yi öyle büyük savaşlara sürükledi ki, bu macera ABD’yi küresel liderlik rolünden etti. Soğuk Savaş’tan hemen sonra “Yeni Amerikan Yüzyılı” kuracaklardı. Bir ABD küresel imparatorluğu için çalışıyorlardı. Güçleri ve paraları vardı. Rakipleri yoktu.
Ama daha iki binlere gelmeden bu hayal söndü. İsrail yüzünden bu hayallerin hepsini kaybettiler. Ayrıca; dünyayı yönetecek paraları, askeri güçleri, ahlaki olgunlukları olmadığı ortaya çıktı. İşte bu sonuç, İsrail aşırı sağının ABD’yi cepheden cepheye sürmesiyle, milletlerin de bu yüzden ABD’ye mesafe koymasıyla oluştu.
BU SEFER DE OLURSA İNTİHAR EDECEKLER…
İsrail şu an yine aynı yöntemi uyguluyor. O fırtınayı 11 Eylül saldırıları ile sağlamıştı. Şimdi elinde bir gerekçe kalmadı. Benzer bir olayı yine yapabilir. Ama bu ciddi anlamda sorgulanacaktır.
İki binlerdeki dünya olmadığı gibi, ABD içinde de İsrail’e rezerv, güç kazanmaya başlamıştır.
Eğer İsrail ABD’yi 11 Eylül sonrası gibi bir maceraya sürüklemeyi başarırsa bu ABD’nin bitişi olacaktır. İsrail yüzünden intihar etmiş olacak, bu yükü kaldıramayacaktır.
Muhtemelen içeriden de bu ihtimaller görüldü ki, daha temkinli hareket etmeye çalışıyorlar. Şu an İsrail kaynaklı her şeyi sorguladıklarından eminim.
TÜRKİYE’DE “İKİ ÖLÜMCÜL İÇ TEHDİT” ÜRETMİŞLERDİ.İSRAİL ÜRETTİ, ABD KULLANILDI
Türkiye ve ABD’nin iç siyasette yaşadığı kırılma ve değişim birbirine benzemeye başladı. ABD’nin silahlandırdığı PKK, kırk yıl Türkiye’ye saldırdı. ABD’nin yetiştirdiği FETÖ kırk yıl Türkiye’nin bütün sinir sistemlerine yerleşti.
Türkiye için iki ölümcül “iç tehdit” üretmişlerdi. Ve bu iç tehditlerle, en son 15 Temmuz’da Türkiye’yi tamamen ele geçirmeye çalıştılar. İşin arkasında ABD vardı, evet.
Ama planlayan, ABD’yi de yönlendiren İsrail’di. Burada hiçbir şekilde ABD’yi aklamam mümkün değil. Sadece gelecek yıllarda yaşanabilecek gerçekleri öngörebilmek için “detay”ları önemsemek lazım.
TÜRKİYE İÇ TEHDİTLERİ ORTADAN KALDIRDI PEKİ ABD KENDİ “İÇ TEHDİDİNİ” YENECEK Mİ?
Türkiye’nin son otuz yılda karşılaştığı bütün iç ve bölgesel tehditlerin merkezinde İsrail var. Bunların tamamını ABD gücünü kullanarak yaptı. Suriye’de, Akdeniz’de, Batı Asya’nın tamamında, içerideki silahlı ve silahsız terörizm projelerinin tamamında.
Türkiye FETÖ ve PKK gibi iki iç tehdidi ortadan kaldırdı. Bu aşamadan sonra İsrail Türkiye’yi doğrudan tehdit etmeye başladı. Çünkü elindeki araçlar tükenmişti.
Yine ABD’yi kullanıyor. Hatta ABD’nin NATO’dan ayrılmasını bu yüzden istiyor. Türkiye ile savaşta ABD’nin rahat hareket etmesinin önünü açmaya çalışıyor.
TÜRKİYE’DEKİ “İÇ TEHDİT”LER ASLINDA İSRAİL’İN KENDİSİYDİ.
Ama işler öyle gitmeyecek. FETÖ ve PKK üzerinden Türkiye’de “iç tehdit” aslında İsrail’in kendisiydi. Bu 28 Şubat’tan bu yana böyledir. Aynı İsrail şimdi ABD için de bir “iç tehdit” haline geliyor.
Bu bağlamda ABD’ye sığınan FETÖ’cüler de ABD için iç tehdit unsurudur çünkü İsrail ile çalışır. Bu kişiler ABD’de İsrail ve Yahudiler tarafından korunmaktadır. Çünkü ABD sisteminin yapısını onlar yönetir. Son otuz yılda coğrafyamızdaki bütün ABD saldırılarını onların yönettiği gibi.
HUNTINGTON TAM BİLEMEMİŞ!
Samuel P. Huntington, “Biz Kimiz?” adlı kitabında özetle; ABD’deki Hispaniklerin entegre olmadığını, iki dilli yapıyı devam ettirdiklerini, bu gerçeğin ABD için bir iç tehdit olduğunu, bunun da ABD’yi böleceğini savunur. ABD’ye bir iç tehdit işareti verir.
Hispanikleri bilemem ama ABD belki de tarihinde ilk kez “yeni bir tür iç tehdit”le yüzleşecek, yeni bir iç tehdit tanımlaması yapmak zorunda kalacak. Bu da İsrail ve ABD sistemi içindeki Yahudi lobisidir. Küresel liderlik koltuğundan ettikleri ABD’yi şimdi de “hoyratça kullanarak” “iki paralık devlet”e döndürebilirler.
İsrail, ABD’yi bugüne kadar kullanabildiği gibi kullanmaya devam edecek. Bunu devam ettirmek için olağanüstü şeyler deneyecek, ABD sistemini, askeri yapısını provoke edecek. Onu düşmanlarına saldırtmayı, kendi güvenliğini ABD güvenliği olarak pazarlamayı sürdürecek.
ABD’NİN KENDİNE SORMASI GEREKEN DÖRT SORU: İSRAİL İÇİN ÖLÜMCÜL SONUÇLAR.
Bütün bunları yapamayacağını anladığı anda da ABD içinde bir şeyler deneyecek. Suikast olabilir, büyük saldırılar olabilir, ABD iç bölünmesine yatırım yapmak olabilir.
Çünkü biliyor; bunları başaramaması İsrail için ölümcül sonuçlar doğuracak. Yapayalnız kalmış küçük bir devlet ayakta duramayacak.
Tam burada ABD’nin sorması gereken sorular var: İsrail için intihar edelim mi? İsrail’i koruyup dünyayı kaybedelim mi? İsrail için bütün milletlerle kavga edelim mi? İsrail yüzünden ABD’yi feda edelim mi? Eminim ABD içinden buna itiraz edecekler çok olacaktır. Ve eminim bu sorular sorulduğunda ABD içinde büyük bir sorgulama başlayacaktır.
ERDOĞAN’IN YAŞADIKLARI, TRUMP’IN YAŞAYACAKLARI…
Bütün bunlar olurken, işler bu noktalara gelirse, Türkiye’deki 15 Temmuz’un bir benzeri ABD’de de yaşanır mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan’a saldırının benzeri Trump’a da yapılır mı? 11 Eylül saldırıları olmuşsa, bu da ihmal dahilindedir. Ben böyle bir şey beklerim.
Böyle bir olay olursa, 15 Temmuz sonrası Türkiye’nin yaşadığı ‘arınma’, ABD’de de başlayabilir mi? Bilinmez, ama ABD için tehlike açıktır. Trump yönetimi biraz yavaş öğreniyor ama olaylar somutlaştıkça bu “öğrenme hali” hızlanacaktır.
Bugünün ve yarının dünyasının aldığı şekil, yeni güçler matematiği bütün bunları ihtimal dahilinde gösteriyor.
BÜYÜK FIRTINA ÖNCESİ DÜNYA “BİRİNCİ TEHDİT” ENGELLENMELİ.
Trump her ne kadar dışarıya dönük, “havalı” çıkışlar yapsa da, asıl tehlike içerideki güç savaşı ile patlayacak. “ABD’nin ölümü İsrail’in elinden” olabilir mi? En azından bu ihtimalleri düşünmenin bir zararı yok.
Ne de olsa ‘Olağanüstülükler Çağı’nda yaşıyoruz. Dünyayı büyük sürprizler bekliyor. Eğer bütün dünyanın korktuğu “Büyük Fırtına” engellenecekse, önce bu “birinci tehdit” engellenmeli.
İsrail’in harita hakkı, devlet olma hakkı elinden alınmalı. İnsanlık ailesine daha fazla zarar vermesinin önüne geçilmeli.
Not: ikinci yazı)
TUSAŞ’taki yangın: Sabotaj değil ama korktuk!
Dün Eskişehir’deki TEİ (TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş.) fabrikasının yıkama bölümünde bir yangın çıktı. Böyle kurumlar için ilk önce sabotaj ihtimali düşünülür. “Kaza”lar bile derinlemesine soruşturulur. Umarız sadece kazadır ki, öyle de görünüyor.
Ama bu tesisler Türkiye’nin gözbebeği. Küresel güç haline gelmesinin itici motorlarını oluşturuyor. Bütün dünyanın gözü buralarda. Türkiye düşmanlarının hedefi bu tesisler. “Saldırı” ve zarar vermek için bekleyenler çok.
Çok iyi korunmaları yönünde milli bir hassasiyet var. Korunuyor da. Hiçbirine bir zarar gelmemeli. İnsanın aklına her türlü şey geliyor. İnanıyorum Türkiye genelinde üzüntüye, kaygıya neden oldu.
23 Ekim 2024’te Ankara’daki TUSAŞ, TAİ tesislerine terör saldırısı olmuştu. Bir intihar saldırısıydı. PKK’lılar saldırmıştı. Bir anda bunu hatırladık.
Türkiye’ye geçmiş olsun.

