Botokslu Cenaze Kime Ait? (24) “Hadi bakalım gazamız mübarek olsun...”

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 27/09/2026, Pazar • Yeni Şafak Haber Merkezi
Botokslu Cenaze Kime Ait? (24)
“Hadi bakalım gazamız mübarek olsun...”

Kapı çalıyor bu saatte. Geceyi kapı zili ile kapattığımız yetmedi, sabahı da... Kargocu değildir, postacı da. Onlar saat 10’dan önce gelmez. Komşu muhabbeti mi? Hiç gerek yok. Kısa kesse bari gelen, aklım e-postalarda kalacak. İyi ki ekran görüntüsü aldım. (Durmadan tekrarlayacak mıyım bu “İyi ki ekran görüntüsü aldım” cümlesini. Kime yani?)

Şimdi in aşağı. İdman iyi bir şey. İki üç kere indim çıktım diye bak daha kolay oldu sanki.

Kapı, cep... Yok artık aylardır susan ev telefonu bile. Bu nedir böyle. Ev telefonu ihmal edilebilir. Neticede kimse kimseyi evden aramıyor. Kapıdaki için geç kalabilirim. Cep telefonu. Evet, tercihimi cep telefonundan yana kullanıyorum.

(Bu da yeni çıktı. Yalnızlıktan olmalı. Ya da birkaç reels videosu seyredince. Evet arkadaşlar deyip kameraya doğru konuşanlara döndü halim. Neyse ki bu işi kamera ile yapmaya kalkmadım. Yani henüz. Vera’dan kalan boşluk bir hayli büyük olacakmış meğer.)


Tabi ya! Çalan bütün zillerle Vera ilgilenirdi. “Adı üstünde şu telefonunu cebinde taşısan” derdi, en sonunda isyan edip. Ben bayağı dünyaya sağırmışım, Vera’nın zamanında. (Yok ya öyle demeyelim. Zamanı ne demek? Vera’nın yanında.)

Atakan arıyor.

-Sana da hayırlı sabahlar Atakan. Hayırdır!

-Şey, Hocam. Pek hayır değil. Elçiye zeval olmaz malum.

(Ne diyor bu çocuk? Vera’dan haber mi var? Hayırlı haberler olsun. Endişelendiğimi belli etmemem lazım.)

-Uzatma Atakan, zil çalıyor. Acil ise söyle, uzun ise fakültede konuşalım, sabah kahvesi eşliğinde.

-Şey, Hocam, siz zahmet etmeseniz, ben geleceğim müsaadenizle.

-Ne demek zahmet. Kurul var. Doktora öğrencilerine randevu verdim.

-Şey hocam sanıyorum cep telefonuna bakmıyorsunuz. İki gün önce size bir mesaj gönderildi. Dün gece de ben size mesaj yazdım. Dönmediniz... Ben de mecbur...

-E ne diyor mesajda? Yani mesajlarda?

-Hocam elçiye zeval olmaz. Yani beni bağışlayın... Şey…

-Çok uzattın ama. Bir nefeste söyle kurtul. Sen de kurtul, ben de kurtulayım.

-Şey… Hocam, sözleşmeniz yenilenmedi.

(Vera’dan haber olmadığına, yani hayırsız bir haber olmadığına sevinemedim bile. Bu ne yahu!)

-Ne demek yenilenmedi. Hiçbir şey anlamıyorum, daha geçen yıl Rektör Hoca bin rica minnet ile sizin isminiz marka, biz sizin isminizle diye...

-Hocam eski ekibin işine son verilmiş. Yeni gelen ekip eski sözleşmeleri feshediyor.

-Sen... Senin durumun yani... 

-Asistanlara şimdilik dokunmamışlar Hocam. Genelde böyle oluyor. İşleyişi öğrenene kadar en azından memur ve asistanlara dokunmuyorlar.

-Sözleşmeyi yenilememişler öyle mi? Ama daha sözleşmenin bitmesine iki ay var. O iki ayın maaşını ödeyecekler mi?

-Yok Hocam. Tam tersi o iki ayın maaşını sizden talep ediyorlar.

-O ne demek ya hu!

-Sözleşmeye uygun davranmadığınız, okulun itibarını zedelediğiniz için.

-Ne diyorsun! Ne itibarı? Ne zedelemesi?

(Benim oturmam lazım. Şuraya basamağa oturayım. Kapının önünde alacaklı var sanki. Elini zilden çekmiyor. Yok, zaten oturuyorum, uzanayım en iyisi. Tansiyonum fırlıyor. Yok yürüyeyim.)

-Alo... Alo Hocam, iyi misiniz?

-Seni bekliyorum. Hemen gel. Yani yüz yüze şey edelim. Kaç dakika sürer bize gelmen.

-Yirmi üç dakika gösteriyor.

-Sen telefondan önce yola çıktın o vakit.

-Evet Hocam, sizi uzun bir süre merakta bırakmamak için.

-Tamam iyi düşünmüşsün. Bizim eve bağlanan caddenin kavşağındaki fırının ekmeği çok güzel. Gelirken ekmek al, birlikte kahvaltı yapalım.

-Ekmek alırım tabi. Ancak biz kahvaltıyı Nedim Hocalar ile yapıyoruz, yani yaptık.

-Bak şimdi! Benim asistanım, rakibim ile etle tırnak gibi.

-Yok Hocam, etle tırnak gibi değil de… Biz aynı şeyde...

(“Şey…” deyip sustu. Fazla meraklı görünmemek icap eder. Acele edeyim, Atakan gelmeden yukarı çıkıp e-postalara bakayım tekrar. Bağımlı oldum resmen.)

-Ha Atakan, ben duşa girecektim. Kapı açılmaz ise on beş dakika dolaşıp gelirsin. Kusura bakma.

(Zaman kazandım. Kafamı yalandan ıslatıveririm olur biter.)

Kapıdaki alacaklı nihayet gitti.

Ama benim Atakan gelmeden kafamı toplamam, kendimi çok iyi hissetmem gerekiyor. Sözleşmeyi feshedip iki aylık maaşı onlara ödememi bekliyorlar. MIŞ.

Ne yazmış bakalım VE ile NE? Belki yazışma olmamıştır.

Doldurmuşlar yine ekranı.

Bunlar ne biçim mesajlaşıyor? Sanki WhatsApp mesajı gibi. Derli toplu bilgi sunmak yerine bi o bi bu. Tabi herkese göre değil, şöyle bir nefeste, tek solukta meramını anlatmak. Bunların yaptığı e-dedikodu. Evet evet, tam olarak bu.

NE kadın (hanım filan demiyeceğim) Vera oyunbazını (evet, tam olarak böyle, oyunbaz, hilekâr) merhamete davet etmiş. Bak bak.


-Hocanın işine son verilmiş. Her şey çok üst üste oldu. Bence eve dönmelisin. Vazgeç bu inattan.

-Bu kadar uzatmayı düşünmüyordum ben de başta. Ama insan hiç mi kılını kıpırdatmaz? Dün komşuyu aradım. Bana selam söylemiş. Hiç sesini çıkartmamış. “Evde yok” bile dememiş. Sanki adam yıllardır benim hayatından çekip gitmemi istiyormuş gibi.

-Haklısın şekerim. Bak Nedim bile böyle yapmamıştı. En azından beni aramıştı.

-Yok, beni arayamaz, ben cep telefonumu evde bıraktım.

-Ama sen de hiçbir irtibat noktası bırakmamışsın.

-Bu konuda hata yaptığımı kabul ediyorum. Üstelik benim ikinci bir hattım olduğunu Ahmet hiç bilmiyor. Çocuk Esirgeme’dekiler ile ve merhum halam ile konuştuğum hattım ayrı idi.

-Pes yani.

-Bu akıllı telefonlardan önce iki hattı aynı anda kullanabildiğim bir telefonum vardı. Hiç sıkıntı olmuyordu. Bilmeden pes diye yargılama lütfen. Mecburen. Çünkü halam uzun konuşurdu ve Ahmet beni arayıp ulaşamadığında çok öfkelenirdi. Aradığında soracağı soru belli “Eve bir şey lazım mı?” Hiçbir zaman şu lazım demedim. Ama acıkınca çok öfkeli olduğu için bu esasında “Gelmek üzereyim, yemekler sıcak olsun” anlamına geliyordu.


 -Adam seni evde bulamayınca ne yapsaydı yani?

-Ne bileyim karakola filan haber verseydi mesela.

-Belki vermiştir. Aramıştır.

-Beni bulan olmadı. Nereden bileceğim?


Bu konuşmayı da fotoğraflayayım. Demek öyle. Siz oyun kuracaksınız, ben de… Gerçi çekimden önce kafama o kasnak gibi şeyi kondurmasalardı belki panik ile herkesten yardım isterdim. HERKES diye birileri var mı hayatımda? Vera bütün arkadaşlarımın kökünü yıl yıl kesti, çürüttü. Görüştüğüm hiç kimse kalmadı. Bahane hazır. Pandemiden sonra kim kimse ile görüşmüyor. Kadın! Kadın! Sen benim akrabalarımı, arkadaşlarımı evlenir evlenmez eledin. Bir gelen bir daha gelemedi evimize.

Ne çabuk geldi bu Atakan? Hiç misafircilik oynayacak durumda değilim. Hadi bakalım, gazamız mübarek olsun.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026