YazarlarVeda Hutbesi ve insan hakları (1)

Veda Hutbesi ve insan hakları (1)

Hayrettin Karaman
HayrettinKaramanGazete Yazarı

İnsan Hakları Günü münasebetiyle yapılan konuşmalara ve yazılara, daha önce bu konuda yazdıklarımın bir kısmını güncelleyerek üç yazı ile katılacağım.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Hayrettin Karaman : Veda Hutbesi ve insan hakları (1)
Haber Merkezi01 Aralık 2017, CumaYeni Şafak
Veda Hutbesi ve insan hakları (1) yazısının sesli anlatımı ve tüm Hayrettin Karaman yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Sevgili Peygamberimiz (s.a.) Hicret’ten sonraki onuncu yılda Hac ibadetini ifa ettiler. Rivayetler bu Hacda 100-140 bin civarında insanın bulunduğunu ifade ediyor. 

Peygamberimiz bu Hac ibadetinin çeşitli merhalelerinde halka hitap ettiler; özellikle Müzdelife, Arafat ve Mina’da hutbeler irad buyurdular, bu hutbelerinde önemli buldukları hususları tekrarladılar. Bugün ellerde dolaşan “Veda Hutbesi” bu hitapların toplamıdır. 

Bir hitabında “İyi dinleyin, belki bu yıldan sonra bu mekânda sizinle bir daha buluşamayacağım” dediği için birçok sahâbî O’nun artık Rabbine kavuşma zamanının geldiğini ve bu hitabın “bir veda konuşması” olduğunu anlamışlardı. 

Bilindiği gibi vahiy yaklaşık yirmi üç yıl sürdü; bu arada bir yandan ilk muhatap topluluğun ihtiyacına cevap verenler yanında daha çoğu dünyanın sonuna kadar gelip geçecek insanların ihtiyaçlarını karşılayan bilgiler ve hükümler gelmiştir. Bunların tamamı Kur’ân-ı Kerim’de toplanmış, Hz. Peygamber’in Sünneti de gerekli açıklamalarla rehberliği tamamlamıştır. Veda Hutbesi ise İslâm inkılabının ana çizgilerini insanların dikkatine pekiştirerek sunan bir beyanname olmuştur. 

İnsan hakları ile ilgili açıklamalar, antlaşmalar ve beyannamelerin tarihçesinden söz edenler belki de kasıtlı olarak Medine Vesikasını ve bu muhteşem hutbeyi görmüyorlar ve başlangıç olarak Magna Carta’yı alıyorlar. 

“Büyük Özgürlükler Sözleşmesi” manasına gelen Magna Carta 1215 yılında Papa III. İnnocent, Kral John ve onun baronları arasında imzalanmıştır.

Magna Carta’nın başında “İngiliz kilisesinin özgür olacağı, haklarının kısıtlanmayacağı ve özgürlüklerinin kısıtlanmayacağını temin ederiz” cümlesi bulunmaktadır. Demek ki bütün dinler için bir din ve vicdan hürriyetinden bahsedilmek yerine İngiliz Kilisesi’ne yönelik özgürlük ve haklar bahse konudur. Onun dışındaki maddelerde de Kral’a, daha ziyade asiller lehine, bazı hak ve tasarruflara kısıtlamalar getirmektedir.

Halbuki bundan aşağı yukarı bir 600 yıl kadar geriye gidildiğinde, Resulüllah Efendimiz (s.a.) Mekke’den Medine’ye hicret ediyorlar. Bu hicreti takip eden yıl, bilindiği gibi, Medine şehir devleti oluşuyor ve burada “Medine Vesikası” diye anılan, bir mânâda ilk yazılı Anayasa ilan ediliyor ve uygulanıyor. İşte bu Anayasa’da Peygamber Efendimiz’in oluşturduğu topluluk içinde, müşrikler vardır, Müslümanlar vardır ve Yahudiler vardır. Bilahare yapılan anlaşmalarda, aynı haklar Hıristiyanlara da bahşedilmiştir. O halde, aslında dünyada ilk defa Medine Site Devleti Anayasası’yla, dinleri, inançları ne olursa olsun, insanların bir arada bir topluluk, bir ümmet oluşturmaları, sözleşmelere, hak ve hükümlülüklere dayalı bir yönetim kurmaları uygulaması ortaya konmuştur. 

Bu anayasadan on yıl sonra da Vedâ Hutbesinde insan haklarının temel unsurlarını ilan ediyorlar.

Magna Carta’dan sonraki önemli insan hakları belgeleri şunlardır: 

-Virjinya Haklar Beyannamesi (1776) 

-Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (1776) 

-İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi 1789-91 

-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948). 

Bunların en eski olanı Magna Carta olduğuna göre Veda Hutbesi bu sözleşmeden 583 yıl önce ilan edilmiş bir “insan hakları beyannamesi”dir. 

Kralların, meclislerin, milletler topluluğunun imza ve ilan ettikleri bildirgelerde eksikli fazlalı bir kısım haklar ve özgürlükler yer alıyor; ancak bunları yine insanlar düşünüp ortaya koydukları için müeyyidesi zayıf oluyor, hakların tayini ve tatbiki güçlülere bağlı bulunuyor. Bugün üzerinde yaşadığımız şu dünyada zayıflara en büyük kötülüğü, haksızlığı -üstelik uygar oldukları iddia edilen- güçlü ülkeler (ABD, Avrupa, İsrail, Çin, Rusya...) yapıyor. 

Diğer ulusların içinde de zenginler, güçlüler, arkası olanlar haklı-haksız istediklerini alıyorlar, zayıflar ise bunlara katlanıyorlar. 

(Devamı var)