Ekonomi yönetimi bir yandan devam eden fon krizini kontrol altına alıp piyasaları sakinleştirmeye çalışırken diğer yandan da enflasyonla mücadelede de önemli adımlar atıyor. Özellikle son dönemde artan petrol fiyatları ve petrol fiyatları ile korelasyonu koparak daha fazla artan akaryakıt marjları işleri zorlaştırıyor. ABD-İran savaşının ilk başladığı 28 Şubat’tan bu yana birkaç kez güncellenen eşel mobil sistemini bir kez daha güncellemek zorunda bırakacak şekilde artan akaryakıt fiyatları enflasyonist baskı oluşturmaya devam ediyor.
Eşel mobilde en son düzenleme motorin için yapılmıştı. Ancak o düzenlemede benzin için yapılacak ÖTV artışı Ekim ayına bırakılmıştı. Aradan geçen sürede benzindeki fiyat hareketleri nedeni ile oluşan ÖTV farkı çok ciddi şekilde yükseldiği için bu kez benzin için tek seferde yüksek ÖTV artışı yerine tıpkı motorinde olduğu için kademeli artışa yönelik bir düzenleme hayata geçirildi. Son düzenlemeye göre; 4,44 TL olan mevcut benzin ÖTV’si Ekim ayın boyunda 7,90 TL’ye yükseltildi. Kademeli sisteme göre benzin ÖTV’si Kasım boyunca 11,36 TL ve Aralık’ta ise 14,82 TL olarak uygulanacak. Böylelikle maliye politikasının dezenflasyon programına desteği açısından önemli bir adım daha atılmış oldu.
Diğer yandan yaşanan fon krizi nedeni ile artan risk primi ve yabancıların kısmi carry trade çıkışı verilere yansımaya başladı. Ayrıca Fed’in önümüzdeki dönemde bir faiz artışına daha gidecek olmasının etkisi ile gerileyen altın fiyatları da rezervlerin gerilemesine neden oluyor. Elbette yurtiçi artan döviz talebi de DTH verilerinde kendisini hissettirmeye devam ediyor.
Merkez Bankası’nın son verilerine göre; brüt rezervler 3,2 milyar dolar düşerek 171,2 milyar dolara gerilerken düşüş serisi beşinci haftaya ulaşmış oldu. Bu ayrıca son iki ayın en düşük seviyesi. Aynı haftada net rezervler de 2,5 milyar dolarak düşüşle 53,4 milyar dolara geriledi. Swap hariç net rezervler ise 40 milyar doların altına sarktı. Swap hariç net rezervlerde son bir ayda 16 milyar dolarlık bir erime var.
Merkez Bankası rezervlerinde gerilemenin belirginleştiği dönemde döviz mevduatlarında 1,3 milyar dolarlık artış yaşandı. Döviz mevduatları bir önceki hafta 3 milyar dolar artmıştı.
Elbette tüm bu gelişmeleri tek başına dövize olan talepte hızlı bir artış olduğu şeklinde yorumlamak doğru değil. Ancak yaşanan fon krizi sonrasında ortaya çıkan tabloda dövize kısmi de olsa bir yönelim olduğu aşikâr. Diğer yandan ekonomi yönetiminin fon krizi dönemini mümkün olan en iyi şekilde koordine etmesinin de dövize daha güçlü bir yönelimin önüne geçtiğini not etmekte fayda var. Zira fon krizi ile yaşanan sürecin hızlı bir dolarizasyona neden olma riskinin oldukça yüksek olduğu konusunda sanırım herkes fikirdir. Hatta ilk anlarda en çok korkulan konu da buydu. Neyse ki süreç mümkün olan en dengeli şekilde yönetildi ve korkulan olmadı. Tabii ki halen belirli seviyede de olsa riskler var. Bu bakımdan rehavete kapılmamak gerekiyor.

