Dünyamızı değiştiren büyülü Etiyopya seyahatimiz bitti. İstanbul"a döndük. Aslında ayağımın tozuyla rüya gibi geçen bir haftayı yazmaktı niyetim. Ama döndüğümüzde karşılaştığımız Türkiye tablosu bunu ertelemeyi gerektirdi.
İnternet erişimimizin olmadığı son birkaç günde konakladığımız otellerde bazen bulabildiğimiz El Cezire, BBC gibi kanallardan takip etmeye çalışıyorduk sınırda ve dünyada neler olduğunu. Ancak Salı gecesi başkent Addis Ababa"ya geldiğimizde Türkiye içine yayılmaya çalışılan olaylardan haberimiz oldu. İstanbul"a doğru havalanacak uçağı beklerken okuduk ölüm haberlerini. Bole Uluslararası Havalimanı"nın akıcı internet bağlantısında uçağımızı beklerken ardı ardına dökülen mesajlar gösterdi bayramın Türkiye"de ne kadar zor geçtiğini. Siyah cennete veda zamanıydı, karanlığa dönüyorduk.
O kısa sürede bile asıl hikâyenin ne olduğu anlaşılıyordu. Herhalde Türkiye gündeminden en uzak olan biri dahi, özellikle sosyal medyada gözünün önüne serilen o tabloyla aynı sonuca ulaşabilirdi. "Acaba çok içinde, angaje olduğumuz için yanlış bir okuma yapıyor olabilir miyiz?" sorusunun cevabına bir ipucuydu da aynı zamanda bu tecrübe. Hayır, her şey kabak gibi ortadaydı.
Lafı dolandırmayayım. Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Beşar Esad gitmeli. Üstüne basa basa, korkmadan tekrar söyleyeyim. Mahalle baskısına inat, ana akım medyada aksini iddia eden yüksek seslere inat tekrar söyleyeyim: Esad gitmeli. Medyada yer tutmuş Esad sevdalılarına, sahte seküler İran hayranlarına, Türkiye"nin Batı"nın kuklası olmasından ötesine aklı ermeyen entelektüellere, "güneydeki ülke"nin sadık askerlerine rağmen yılmadan söyleyelim: Esad gitmeli.
Türkiye"nin Suriye konusunda bugüne kadar izlediği politika doğrudur, yanlıştır, bu tartışılır. Yanlış idiyse bile, yanlış değilse ve fakat hatalar yapılmış idiyse bile Türkiye"nin geleceği için Esad gitmeli. Sadece "bataklık" dedikleri Orta Doğu için değil dünyanın yakın geleceği için Esad gitmeli.
Frenleri patlamış bir kamyonun son sürat yokuş aşağı gidişi gibi, tüm dünyaya yayılacak bir savaşa doğru hızla gidiyoruz. "Önlem alınmazsa pişman olunacak" denilen noktaya belki çok yaklaştık belki de geçtik. Etrafındaki her şeyi önüne katarak kökünden söküp koparacak bu hortumu "bir umut" durdurabilmek için Esad gitmeli.
Esad gitmezse Kobane düşse de düşmese de bu ateş başka bir yere sıçrayacak, IŞİD yok edilse bile ateş form değiştirecek ama yakmaya devam edecek, YPG güçleri Kobane"de kazansa da kaybetse de bugün yaşananlar çok değil bir iki ay içinde başka bir yerde tekrarlanacak. Sınırlarla sınırlı tutulamayan bu yangın yayılacak, provokatörler, savaş nemalanacıları, çözüm süreci düşmanları ellerini ovuşturarak Diyarbakır"ı, Siirt"i, Batman"ı alev topuna çevirecek.
Gezi"de sekülerlerin, Kobane"de Kürtlerin ardına saklanıp kışkırtmanın, provokasyonun alasını yapan, bunu yaparken de artık niyetini saklamaya dahi gerek duymayan Esad sevdalılarına bir kez bakmak bile, Esad gitmediği müddetçe, İstanbul"dan bile hissedilen bu depremin durmayacağını görmek için yeterli olsa gerek.
Dile kolay, kanlı bir savaştan kaçıp Türkiye"ye sığınan bir milyonu aşkın insanın evlerine geri dönüp dönemeyecek olması Türkiye"nin sosyo-ekonomik geleceğini etkileyecek. Sadece iş, aş ve barınma hususunda arz-talep dengesinde yaşanan değişim, sosyolojiyi değiştirecek. Dünyanın gördüğü göreceği en mütevazı, en kontrollü, en temiz insanlar olan Suriyeliler ülkemizde. Ve kim ne derse desin, kim ne kadar kışkırtırsa kışkırtsın, Türkiye insanının yardımseverliği, misafirperverliği tartışılmaz. Bu kadar büyük bir zulmün ortasında, bu kadar tahrike rağmen, hala sosyal patlamalar yaşanmıyorsa bu ülkede, bu halkların sağduyusu ve temiz ahlakının hakkını teslim etmek gerek. Ama bu durumun devam etmesi, elimizde dinamitle yaşamak demek. Bu tehdidin sona ermesi için bu savaşın yayılmadan bitmesi, Suriyelilerin güvenle vatanına dönmesi gerek.
Hepsi bir kenara, Türkiye"nin terör örgütleriyle de terör devletleriyle de komşu olması, sınırında ve içerisinde her gün, her an saldırı tehdidiyle yaşaması demek. Zaten terör üretme, teröre sığınma sağlama konusunda ünlü Esad rejiminin katlanmış Türkiye düşmanlığıyla komşumuz olması bir gün bile huzurla yatağımıza başımızı koyamamız demek. Esad"ın Suriye"yi yönettiği her gün, hiç beklemediğimiz bir anda yeni bir Reyhanlı yaşamamız demek. Esad rejiminin hayatta kalması, bugün Kobane"de olanların eninde sonunda Antep"te olması demek. Esad"ın var olması demek, Türkiye"de huzurun yok olması demek. Bunu korkmadan, yılmadan, bıkmadan, vazgeçmeden, tekrar tekrar ve çok geç olmadan, pişmanlık duymadan söylemek gerek.
Başlıklar :

