Jeopolitik gerçeklik her geçen gün kendini daha çok ve sert dayatmaya başlayacak; BM zirvesini gölgelen ABD Başkanı Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping buluşması aşamalardan sadece biri…
Bölgemizin yeni peyzajı da buna göre yapılıyor. ABD veya bir başka gücün aklını görerek yapılan eskizlere bakma taraftarıyız ve kimseye ‘haksızsın’ diyemeyiz, tecrübelerimiz o yöndedir. Buna rağmen, ‘peyzaj’ı onun için seçtim, ‘doğal’, bölge bazında ‘yerli’ bir taraf var…
‘Mekke Savunma İttifakı’yla bedenlenen bu bakışın Ankara açısından nasıl gerekçelendirildiğini biliyoruz; ‘bölge sorunları hiç bitmiyor, herkesi dibe çekiyor, bölge ülkelerinin vaziyet etmesi gerekiyor, biz el atmadıkça ‘dışarıdan gelenler’ müdahil oluyor, bu daha berbat hale getiriyor, uzadıkça uzuyor”…
Peki bu teşhiste-ki doğru-‘dışarıdan gelen’ kim? Çoğunlukla ABD. Ara sıra Rusya. Alaka boyutunda da Çin. ‘Hegemon’un, yani ABD’nin “mirasını” temizlemeye didiniyoruz. Sırlı taraf şu; bölge ülkelerinin ‘vaziyet etme’ biçim ve yoğunluğu da tartışılabilir fakat bu yapılırken ‘hegemon’ nerede?..
***
Rusya bölgede kalmadı diyebiliriz. Sınırlı nüfuzu var ama belirleyici değil. Hatta, ülkenin Güney Kafkasya sınırınlarına kadar dayadılar bu ‘azaltma’yı. Avrupa kanadı ortada zaten. İran, ha keza. Ölmedi ve-dahi ABD’nin kazanmasına izin vermedi. Önemli. Ama çok yaralandı. Tıpkı Rusya gibi. Suriye ve Irak’taki varlığını diri tutmaya çalışıyorsa da yine ‘belirleyici’ değil. Amerika? Gidiyor. Kalma niyeti yok, kalmaya gücü de yok…
Büyük güçler çekilirken hep ‘kendi kontrolünde’ ülkeler/bölgeler/liderler bırakmak ister yerine. ABD için bu sefer farklı; kendi kontrolünde olmasa da, hatta ABD politikaları çizgisinden zaman zaman çıksa da (!), ‘düşmanın/rakibin kontrolüne girmeyen’ bir bölge veya ülkeler bekliyor. Gerçekçi. ‘ABD uzaklaştıkça’, rakipleri bölgeye yak(ın)laşır. Uluslararası ilişkiler boşluk kabul etmez.
Bu halde siz bölge ülkeleri olsanız ne yaparsınız?
***
Bir kere şununla yüzleşelim; şu anki hava ne olursa olsun, ABD-Çin rekabetinden Pekin çıkacak. Bütün somut parametreler bunu gösterdiği gibi, küresel eğilimler de, Avrupa’nın, İngiltere’nin, Hindistan’ın, Pakistan’ın, bıraksanız Körfez ülkelerinin, Orta Asya ülkelerinin havası da hep o yönde. Yeni ekonominin, sermayenin, tekno-politiğin liderleri de Çin diyor. ‘Yapay Zekâ’ tartışmalarını ne sanıyoruz?
Sevinilecek veya üzülünecek bir durum değil bu. Mevcut hal öyle. İster 20’inci yüzyılın kadük kabülleri ile itiraz edin, ister kucak açın fark etmez…
Hiçbir yerden anlamıyorsanız şunlar bile yeter; Washington, Kuzey ve Güney Amerika’yı kendine kale yapıyor ve burayı kırmızı çizgi ilan ediyor. Kanada, Grönland, Venezuela, Arjantin, Kolombiya, Küba, Panama vs hepsi odur. Gerisi kimin? Hadi bu ağır jeopolitik, yüzeysel sembolizme bakın; Trump’ın Çin liderini karşılama seremonisinde görülmüyor mu? Amerika’nın dilinden düşmeyen insan hakları ve demokrasi lafları nerede? Trump o gün kravatını bile Çin liderine göre ayarladı…
***
Dönelim soruya… Ne yapacağız?
‘Kutupsuzluk korkusu’ bize Soğuk Savaş’tan yadigâr. Bazen ‘bi-polar’ olmak gerçeklerle baş etmeyi kolaylaştırır. Psikiyatrideki anlamıyla söylemiyorum elbette. Jeopolitikte bir karşılığı var artık…
Türkiye’nin ‘gidenin’ farkında olmadığı iddiası büyük körlük. ‘Gidene kadar’ kurulan ilişkilerin yanlış olduğunu savunmak da hatalı. Kuşkusuz, bugün atılan adımların orta ve uzun vadedeki sonuçlarını tartarken daha hassas teraziler kullanmamız gerektiği nasihatleri yerli-yerindedir. Olağanüstü dönemden geçiyoruz ve normal şartlar altında yapılmayacak olağanüstü kararlar almamız gerekiyor. Bu yüzden doğruluğundan emin olduğumuz kararları bile belki on kere teyit etmemiz gerekiyor…
Bu durumda; Türkiye bölgesel ve çok damarlı bir ağ kuruyor. Ticaret, enerji ve ulaşım yolları, tedarik zincirleri, askeri ve güvenlik ittifakları, yüksek kondisyonlu ve her alana basan diplomasi ile istihbarat mimarisi. ‘Savunmayı sınır ötesinden başlatma’ aşamasını geçtik, geçiyoruz. ‘Öteyi bağlama’ noktasındayız. Gideni de geleni de, arada kalanı da “Türkiye’ye mahkûm bırakacak” şebekeyi işlevsel kılmak gerekiyor. Esaslı ‘Türkiye yüzyılı’ budur…
***
Ankara’nın son BRİCS zirvesindeki tutumuna bakın. BM’deki tutumuna bakın. Avrupa, İngiltere ve Rusya ile ilişkilerine bakın. Doğu’daki ilişkilerine bakın; Hazar, Ermenistan, Türk Cumhuriyetleri, Körfez ve nihayet Çin! Bunların hepsi ‘kırıp-dökmeden’, küresel geçişe uyumlu, kapsayıcı boyuttadır…
Hindistan bile örnek. Yeni Delhi’yi sevmiyoruz ve haklı nedenlerimiz var ama bakın Çin’le ilişkilerini düzeltiyor. Pakistan’la ilişkileri de düzelecek. Rusya ile zaten öyle ve ABD’nin “petrol almayacaksınız” tehdidine kulak asmıyor. Belki İsrail’le ilişkilerini de sınırlayacak. ‘Gelen-gidene’ göre rota düzeltiyor…
ABD, Rusya’yı G-20 zirvesine davet etti. Moskova, “kıymetli bir davet ama bugünkü dünya şartlarında 50 güne kim öle kim kala” dedi. Üzerine atlamadı. Ama Çin Beyaz Saray’a geldi. En büyük rakibini ziyarette sakınca görmedi. Kontrastı anlayalım. Jinping, eski başkanların portrelerini gösteren Trump’ın yanında Biden’ın resmine kahkahalar attı…
Ne mi konuştular, söyleyeyim; ‘Yapıcı istikrar ve ortak ekonomik çıkarlar. Çatışmayı önlemek, rekabeti kural ve sınırlar içinde tutmak. Sürekli istişareler ile ayrılıkları yönetmek. Uzun vadeli ve barışçıl bir arada yaşama taahhüdü…
Hepsi “istikrar” üzerinedir. Çünkü ikisinin de ihtiyacı bu. Biri, “ayakta kalmak ve yenilenmek” için, diğeri “nihai gücü tamamlamak” için. Sonunda muhakkak yüzleşecekler. O zaman Türkiye orada olacak. Ama ‘arada’ olmayacak…

