Yazarlar Avrupa, ABDden neden korkuyor?

Avrupa, ABD’den ‘neden’ korkuyor?

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

ABD’nin Avrupa’yı peşinden/saçından savaşa sürükleyip, Rus ekonomisinin önünde-sonunda çökeceğine yönelik anlatısı, ya muharebenin ilk günlerinde Kiev kapılarına dayanıp sonra çekilen Rusya’nın ‘yanlış hesaplamaları’ gibiyse?..

Hatta ‘yalansa’?..

Çünkü, tıpkı küresel silah/savunma sanayiinin Ukrayna’dan kan emmesi gibi, Amerika, Avrupa’nın en büyük gaz tedarikçisi olarak ilk kez Rusya’yı geride bırakmış bulunuyor.. ABD’den gelen LNG, Rus gazından çok daha yüksek maliyetlerle Avrupa’ya satılsa da, AB ülkeleri seslerini çıkar(a)madan Washington’un isteklerini yerine getiriyor…

Avrupa Parlamentosu Salı günü 328 oyla ‘Paris İklim Anlaşması’nı ve ‘Yeşil Mutabakat/Green’i gömdü. Nükleer enerji santrallerinin iklim dostu ve ‘çevreci’ olduğuna karar verdi. Öyledir değildir ayrı konu ama Türkiye’ye, ‘siz de nükleer santral yapmayın’ diyorlardı, şimdi Avrupa’da hızla nükleer santraller inşa etmeye başlayacaklar…

Yazarken bile gülesi geliyor insanın; 2020 yılında ‘Yeşil Anlaşma’ imzalanırken, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Amerika’nın Ay’a ayak bastığı anı hatırlatarak, “This is Europe’s man on the moon moment” demişti. Hani, “bir insan için küçük ama insanlık için büyük bir adım”a atıf yaparak, ‘onun kadar önemli’ anlamında. Ne oldu şimdi Avrupa’nın insanlığı? Hani? İstiklal Caddesi’nin LBGT’cileri ile histerik liberallerden ses duyamıyoruz?

İşte böyle ‘iti öldürene sürütürler’ ve savaş sanayini de, enerji sanayini de Yeşiller’e besletiyorlar. Diğerleri de alkışlıyor…

Büyük politik karaktersizlik.

Böylece Avrupa’nın burnu, bizzat ‘müttefiki’ tarafından ve dahi tüm dünyanın gözleri önünde, ‘değerler tezeği’ne sürtülmüş oluyor…

Türkiye, Avrupa tipi çifte standartları iyi bilir. Yine de, malûm mahfiller tarafından hâlâ ‘Avrupa medeniyeti’ propagandası yapılmasını, adanmışlığa değil beslemeliğe bağlıyoruz…

***

Avrupa’nın tamamında ekonomik kara delikler oluşuyor. Berlin ile Londra dahil. En çok Almanya’nın krizinden bahsedilmesi normal, çünkü o yatağa düşerse diğerlerini defnedebilirsiniz. 31 yıl aradan sonra ilk kez dış ticaret açığı vermesi, ithalatının 127 milyar Euro’ya yükselmesi az-buz işler değil.

Bugün ilgili Amerikan şirketleri Avrupa’nın enerji ihtiyacından büyük kârlar etmeye başladılar. Yeni yatırımlara giriştiler. Tam ABD’nin ihtiyaç duyduğu şey. Ve daha başlangıç…

Dikkat ettiyseniz, savaş sahasındaki durum da artık daha az konuşuluyor. Ukrayna yeniliyor gibi gelebilir ama gerçek Avrupa’nın kaybediyor oluşudur. Dante’nin İlahi Komedyası’nda Cehennem Kapısı’nın üzerinde, “ümitlerinizi bırakın’ yazar. ABD’nin, “cehennemden gelen yaptırımları”nın Avrupa’yı getirdiği eşik orası işte…

Avrupa’nın ekonomik felakete gidişatı üzerine resmi, yarı resmi Batı kaynaklarının kötücül senaryoları ve öngörüleri sayfalar tutuyor. Kimi senaryolar, petrol arzının günlük 5 milyon azalması halinde varil fiyatının 380 doları görebileceğini dahi söylüyor. (JPMorgan, 01/07.) Washington ise aynı Avrupa’nın savaşı ve Amerika’nın emirlerini yerine getirmeye ne kadar devam edebileceğini kestirmeye çalışıyor. Siyasi ve sosyal çalkantılar, suikastlar, hükümet düşüşlerinin hızlanması bir takvim verebilir ama bu durum Türkiye’yi de ekonomik olarak etkiliyor. Bu yüzden Ankara-hiç bir sorumluluğu ve günahı olmamasına rağmen-tek başına ve sürekli barışın yollarını bulmaya, olmadı, yapmaya çalışıyor…

***

İşte böylesi ortamda bizdeki ‘Batıcıllar’ son NATO zirvesinden hareketle Türkiye’nin yerini tazelemeye çalışıyorlar. Hem NATO zirve bildirisinden hem de NATO’nun yeni Stratejik Konsepti’nden yürüyerek, “yerinizi bilin, bu imzalar sizin değil mi” senetleri düzenliyorlar…

Ellerinde fazla da mühimmat kalmadığından, işin başına yani Batı değerlerine, NATO’nun “demokratik değerlerine” dönüp, “bundan sonra insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, vs., konularında daha üstümüze gelebilirler” diye eski sopayı çekiyorlar. Bayat. Bu değerleri kimsenin küçümsediği veya reddettiği yok. Ama bunları bize dayatanlar bozuk ve güvenilmez. ‘Zehirli ağacın meyvesi’ sayın. Bu değerleri kullanarak dünyayı ve Türkiye’yi ağır biçimde hep istismar ettiler. Bu yüzden, bize aynı adresi gösterenlerin vahlanması bir yandan ‘mahalle yanarken saç taramaya’ benziyor, bir yandan da, “hâlâ nerede durmamız gerektiğini söylemelerinin nedenini” merak ettiriyorlar!..

Pekala biliyoruz ki hallice kısmının asıl derdi, Türk iç siyasi dinamiklerini Ankara aleyhine yağlamak. Bu yüzden örneğin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinde Türkiye’nin takındığı tavrı yerin dibini soktular ve aslında ‘fazla uzatmayın, pazarlıksız kabul edin”e getirdiler işi.. Altı artı bir masası iktidarda olsaydı bu NATO adaylarını ne yapacaklarını asla söylemediler. En fazla, ’ittifak ruhuna sadık olun’ deyip tüydüler. Herkes biliyor ki, Amerika’dan evvel imzayı basarlardı…

***

Yazının son satırlarını bağlarken, Japonya eski Başbakanı Şinzo Abe’nin uğradığı suikast sonucu hayatını kaybettiği haberleri televizyonlarda dönmeye başlamıştı…

İki yeni olay var; İngiltere Başbakanı’nın düşürülüşü ve Berlin’in simetriği Japonya’daki bu saldırı. Boris Johnson vakasını ve faillerini geçtiğimiz Perşembe Akıl Odası’nda teşhis ettiğimizi düşünüyorum. İlla suikast anlamında değil ama benzer stresleri Almanya da yaşayabilir. Japonya’yı yetiştiremedik ama tabii yazacağız!

Bayramınızı tebrik ediyorum efendim…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.