Kanadalı ödüllü gazeteci Aaron Maté’nin son kitabı, Türkçe çevirisiyle “Onların Kanı, Bizim Kurşunlarımız: Ukrayna için ABD-Rusya’nın Savaşı’nın Gizli Hikayesi” (Their Blood, Our Bullets: The Hidden Story of the US–Russia War for Ukraine), son iki ABD başkanının Rusya ve Ukrayna Savaşı’na ilişkin politikalarındaki karar alma süreçlerini ve bunlara etki eden faktörler ile aktörlerin arka planını anlatıyor. Rusya ile doğrudan savaşmayı göze almayan Joe Biden’ın Ukrayna’yı Rusya’ya karşı bir vekil güç olarak savaştırma stratejisine olan bağlılığının nedenlerini; her ne kadar bu savaşa karşı olduğunu söylese de Donald Trump’ın neden bu politikayı sürdürmek durumunda kaldığını her iki başkanın dönemlerine bizzat şahitlik eden ve fikri takiple izleyen bir gazeteci gözüyle ortaya koyuyor.
Bu vesileyle ilk olarak, görünen hâliyle Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın aslında ABD-NATO blokunun Rusya’ya karşı yıpratma savaşı olduğunu ve Ukrayna’nın burada yalnızca bir vekil güç olarak kullanıldığının altını çizmek gerekiyor. Başkanlığının ilk döneminde (2017-2020) ve ikinci döneminin sürdüğü şu günlerde ABD Başkanı Trump’ın eline bu savaşı bitirmek için çok sayıda fırsat geçti. İlk döneminde bu fırsatları elinden alan olay, Maté’nin de kitabında ifade ettiği gibi, “RussiaGate” olarak kamuoyuna lanse edilen ve Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiaları etrafında şekillenen kampanya oldu. Amerikan yerleşik nizamı tarafından köpürtülen bu kampanya ile Trump’ın ilk dönemindeki azil süreçleri hızlandırıldı; Hillary Clinton’u başkan adayı seçen Demokrat Parti, kongre ve müesses kurumlar nezdinde Trump’ın açıkça “Rusya yanlısı” olduğu anlatısı ve algısı tüm ana akımda pekiştirildi. Burada asıl soru ise; bir ABD başkanının “ezeli bir düşmanın yanında yer alması mı” yoksa Trump’ın Washington’daki müesses düzen elitlerinin savaştan elde edilecek kâr projeksiyonlarının dışına çıkması mıydı? RussiaGate için özel olarak yetkilendirilen Özel Savcı Robert Mueller soruşturmasında Trump’ın seçim kampanyası ile Rus hükümeti arasında gizli bir anlaşmayı belgeleyebilecek somut bir delil bulunamadı. Maté'ye göre aslında bu kampanya, “Trump Rusya’ya çalışıyor” algısı vasıtasıyla Amerikan kamuoyunu Rusya'ya karşı politikalardaki ofansif duruşun korunması ve Ukrayna savaşının devamı ve finansmanının ABD için ne denli “iyi ve erdemli" olduğuna ikna etmeye dönük bir rıza üretimiydi.
Her ne kadar bu savaşı başından beri istemediğini söylese de, Trump’ın ilk döneminde elini kolunu bağlayan bir neden de RussiaGate üzerinden kendisine yönelen ve azil sürecine kadar dayanan siyasi salvolar olmuştu. Halbuki Trump, tıpkı Biden döneminde olduğu gibi Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımları en ağır biçimde uyguluyor, Ukrayna’ya silah satmaya devam ediyor ve Rusya’yı Kırım’ın ilhakından sonra Orta Menzilli Silahlar Anlaşması’ndan çekilerek cezalandıracak kadar ileri gidiyordu. Ancak bu hamleler ne savaşı bitirmeye ne de iç siyasette ona olumlu puan getirmeye yetmedi.
Trump, ikinci kez başkan olarak göreve geldiği Ocak 2025’te işbaşına gelir gelmez yine savaşı bitireceğini ve arabulucu olacağını söylese de henüz bunu başaramadı. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’ye Beyaz Saray’da sıklıkla verilen bir nevi “ayar” kabilinden telkinler de işe yaramadı. Trump’ın “savaş karşıtı” retoriğine rağmen bir yandan Ukrayna’ya silah satışlarını durdurmadı, Rusya’dan dizel yakıt anlaşmaları üzerinden diplomatik tavizler koparmaktan da vazgeçmedi. Bir yandan Rusya’ya yaptırımlar uygularken, Avrupa’nın Rusya’dan değil, ABD’den daha yüksek maliyetlerle gaz almasını sağladı. Avrupa’nınki gibi bir kaybet-kaybet stratejisini izlemeyeceğini, finansal ve ekonomik kazanımlarını ve çıkarlarını önceleyecek siyaset üstü bir çizgide ilerleyeceğini de her fırsatta gösterdi. Böylelikle, Joe Biden-Hillary Clinton ekiplerinin savaşı olarak gördüğü Ukrayna savaşının ABD ekonomisi üzerindeki maliyetini bu şekilde telafi etmeye çalıştı ve çalışıyor.
Trump savaşı bitiremese de bir şekilde kazanmaya devam etmenin yollarını buluyor. Ancak Zelenski’nin gitmesi gerektiğini açıkça tüm dünyaya ilan edecek kadar haz etmemesinin başka kişisel sebepleri de var. Trump, Beyaz Saray’ı terk ederek “anlaşma masasına oturmayacağım” diyen Zelensky’nin 2016 seçimlerinde kendisine karşı Hillary Clinton’u desteklediğini ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance’e “ne diplomasisi, savaşacağız” dediğini de unutmuyor.
Görünen o ki ABD Başkanı Trump, Rusya-Ukrayna savaşının devamından da sonlanmasından da her hâlükârda eşit ve maksimum çıkar elde etmeye yönelik bir strateji izliyor. Savaşı bitirirse “Savaşı bitiren Başkan” olacak; bitiremezse de enerji ve askeri alandaki satışlarıyla ekonomisine girdi sağlayacak. Bir yandan da müesses kurumları memnun ederek Ukrayna’yı Rusya’ya karşı yıpratma savaşında bir “vekil güç” olarak kullanmaya devam edecek. Zira bu noktada Washington’daki savaş lobisini ve onun simbiyotik bir ilişki içinde olduğu İsrail lobisini de bu denklemin dışında düşünmek mümkün değil.
Trump’ın 2017 yılında başkanlığa geldiği ilk yılda ortaya koyduğu iki ana dış politika hedefi vardı. Bunlardan ilki Çin’e dönük angajman stratejilerini terk ederek çevreleme politikalarını tahkim etmekti. Diğer hedef ise Rusya ile iyi ilişkiler kurarak onu Çin’den uzaklaştırmaktı. Mamafih, Ukrayna Savaşı’nın bitirilmesini istemeyen içerideki lobi çevreleri ve müesses elitlerin talepleri ile şekillenen dinamikler ve onların karşı siyasi kampanyaları ile de bundan geri adım atmak zorunda kaldı.
Trump’ın 3 Kasım’daki ara seçimlerden sonra bu konuda yeniden bir hamle yapması ise seçim sonuçlarına bağlı. Zira Demokratlar lehine esen rüzgâr ABD Kongresi’nin her iki kanadında çoğunluğu elde etmelerine yeterse, Trump dış politikada müstakil hamleler yapmasına mâni olacak zorlu bir sürece yeniden çekilecektir. “Savaşları bitiren başkan olacağım” vaadiyle iş başına gelen ve 47 yıl sonra ilk kez İran’a saldıran Trump’ın en fazla silah sattığı ülkelerin bugünün cari savaşlarının tarafları olan Suudi Arabistan, Ukrayna, Tayvan ve İsrail olması ise ayrı bir ironi. ABD’de savaşları bitirme kararı vermede siyasi iradenin mi, müesses elitlerin mi, lobilerin mi yoksa hepsinin ortak çıkarlarının mı galip geleceğini yakın gelecekte daha net göreceğiz. Dolayısıyla Trump ve bu çevreler arasında herkesi memnun edecek bir senaryo üzerinde savaşların devamı üzerinde bir konsensüs sağlanırsa da bu kimseyi şaşırtmamalı.

