Kurt, ayazı yemek ve unutmamak üzerine

04:0020/12/2021, Pazartesi
G: 19/12/2021, Pazar
Selçuk Türkyılmaz

28Şubat öncesini bir kenara bıraksak bile TÜSİAD gibi bağımlı yapıların Türkiye’ye savaş açmaktan asla geri durmayacağı her gerilimde ortaya çıkıyor. 28 Şubat’ta bankalara, sermaye gruplarına ve basın dünyasına aşağı yukarı aynı merkezler hükmediyordu ve bunun bedelini Türk milleti ödeyecekti. Kirli ilişkiler bir ağ içinde kurulmuştu. Bu ağ devletin en hayatî kurumlarına tepeden hükmediyor ve derin bir umutsuzluk yaratıyordu. Örneğin en ağır bedeli teröre karşı mücadelede ödemiştik. İlişki ağları

28Şubat öncesini bir kenara bıraksak bile TÜSİAD gibi bağımlı yapıların Türkiye’ye savaş açmaktan asla geri durmayacağı her gerilimde ortaya çıkıyor. 28 Şubat’ta bankalara, sermaye gruplarına ve basın dünyasına aşağı yukarı aynı merkezler hükmediyordu ve bunun bedelini Türk milleti ödeyecekti. Kirli ilişkiler bir ağ içinde kurulmuştu. Bu ağ devletin en hayatî kurumlarına tepeden hükmediyor ve derin bir umutsuzluk yaratıyordu. Örneğin en ağır bedeli teröre karşı mücadelede ödemiştik. İlişki ağları hiçbir zaman dağılmadı ama zaman içinde geriye çekilmeyi de bildiler. Gezi Kalkışması, 17-25 Aralık Darbesi, 15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi gibi öne çıkan hadiselerde çok açık bir şekilde yer aldılar fakat oynadıkları rol sınırlı düzeyde gündeme geldi. Bu olayların öncekilerden farkı muhafazakâr grupların sürece aktif katılımıdır. TÜSİAD üyelerinin kimi muhafazakâr gruplarla geçmişte kurduğu ilişkiler derinleşmiş, daha üst örgütlü dayanışma ortaya çıkmıştı.

MUHAFAZAKÂRLAR AVRUPAMERKEZCİ İLİŞKİ AĞLARINA DÂHİLDİR
Büyük sermaye grupları genel olarak TÜSİAD çatısı altında bir araya gelmişti ve bu yapı Avrupa’nın ihtiyaçlarına göre şekillenmişti. Bu bir bağımlı yapı örneğiydi ve Avrupamerkezci bir anlayışa göre şekillenmenin olumsuz sonuçları özellikle millî meselelerde ortaya çıkıyordu. Hâlbuki büyük bir zihniyet dönüşümü vardı
. Gayr-i millîlik vasfını etnik ya da dinî aidiyetlere göre belirlemediğimi özellikle ifade etmek isterim.
Bu durum yerlilik ve millîlik kavramları için de geçerlidir. Sermaye gruplarının gayr-i millîlik vasfı, yapısal bir durumdur. Avrupamerkezcilik, ilişki ağları şeklinde karşımıza çıktı. Muhafazakâr liberaller de zamanla bu ilişki ağlarının etkili bir üyesi oldu. Bu ağların içinde yer alan unsurları etnik ve dinî aidiyetlerine göre ayırt etmek neredeyse imkânsızdır. Dâhil oldukları ilişki ağları onların vasıfları üzerinde belirleyicidir.
FİKİR TARİHİMİZİN LİBERAL YORUMUNDAN UZAKLAŞMAK
Etnik ve dinî aidiyetlerin birinci derecede etkili olmadığını özellikle belirttim. Bir coğrafyaya ait olmak bakış açısını belirler.
Vatan ve millet bilincine yerlilik ve millîlik kavramlarının genişlik kazandırdığını da tespit etmemiz gerekir.
Fakat her alanda olduğu gibi fikir tarihimiz üzerinde de liberal zihniyetin etkilerini çok açık bir şekilde yaşıyoruz. İslamcılık gibi coğrafya ve z
amandan koparılması çok zor bir ideolojiyi -cılık, -cilik eklerinin çağrışımlarına kurban eden zihniyetin yerlilik ve millîlik düşüncesine karşıtlık üretmesini sıradan bir kavram hassasiyeti olarak nitelendiremeyiz.
Avrupamerkezcilik kuşatıcı bir kimlik olarak benimsendi ve gayr-i millî yapıların içinde dindar muhafazakâr yapılar da yer aldı. Bu da yerlilik ve millîlik kavramlarında ifadesini bulan düşünceden kopuşu kolaylaştırdı. Bunun sonuçlarının tartışılması gerekir.
DEVA ve GELECEK gibi muhafazakâr partilerin kurucu üyeleri arasında yerli ve millî üretime karşıtlığı ile maruf kişilerin yer almasını etnik ve dinî aidiyetle yani geleneksel kimlik kalıpları ile izah edemezsiniz.
Babacan ve Davutoğlu’nun siyasî parti liderleri olarak, Karar gibi gazetelerin de bir entelektüel kürsü olarak Avrupamerkezci dünya görüşünün kararlı savunucuları olması elbette bir kimlik sorunudur.
Karamollaoğlu için de aynı cümleleri kurabiliriz. Ağ ilişkilerinin neticesi olarak değişen grup davranışları geleneksel kimlik kalıpları üzerinde aşındırıcı bir etki meydana getirmiş ve geleneksel kategoriler işlevini yitirmiştir. Fakat Avrupa merkezci dünya görüşünün yeni üyeleri için kendilerine meşruiyet kazandıran geleneksel kategoriler hâlâ kullanışlı birer araçtır.
BEŞ YÜZ YILLIK DÜNYA YIKILIYOR
Türkiye için Avrupamerkezci bir dünya artık gerilerde kaldı.
Yaklaşık beş yüz yıl hüküm süren Atlantik merkezli dünya yıkılıyor.
Türkiye bunu ilk defa 2008 küresel ekonomik krizinde gördü ve yeni bir politika belirlemeye başladı. 2009’un hemen başındaki “one minute” çıkışının sembolik değeri çok yüksektir. Bu tarihten sonra FETÖ’cülerin Türkiye’ye çökme telaşına düşmeleri anlamlıdır. Bugün TÜSİAD üyelerinin acelesini de aynı gerekçelerle izah etmek gerekir. Türkiye’nin Avrupa merkezci bir dünyadan çıkmaya çalıştığını ve bu yolda büyük mesafeler kat ettiğini görüyorlar.

Zemheri aralıkta başlar, ocakta biter. Kısa bir dönemdir ama soğuk iliklere kadar işler. Bu günlerin ayazı çok sert olur. Eskiler “kışı atlattı” derlerdi. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmazmış, sözü de anlamlıdır. Birincide hastalık, fakirlik ve yaşlılık gibi zaaf durumları ima edilir ikincide kararlılık anlamı daha baskındır.

Türkiye’nin dirayetli tutumu küresel değişim üzerinde de etkili olacaktır.

#TÜSİAD
#15 Temmuz
#DEVA
#Gelecek