Netanyahu, BM kürsüsünden kolonyalizm suçlamasına karşı İsrail’i ve Siyonizm’i savundu. Bu konuşma başladığında protesto amacıyla BM Genel Kurul Salonunun boşaltılması elbette çok önemliydi. Fakat en az bunun kadar önemli olan onun, kürsüde İsrail’i ve Siyonizm’i savunmak için sarf ettiği sözlerdir. Netanyahu, Siyonizm ideolojisini savundu ama kolonyalizmin suç olduğunu da söyledi. Onun konuşmasında geçen bu bölüm bizim basınımızda yankı uyandırmadı. Hâlbuki Netanyahu’nun Siyonizm’i ve kolonyalizmi birbirinden ideolojik bakımdan ayrıştırması sıradan bir durum değildi. Son dönemde İngiltere, ABD, Almanya ve Fransa gibi ülkeler de Siyonizm ideolojisine taraf oldukları için gündemi başka meselelerle doldurmaya çalışıyorlar. Bu ülkeler de Netanyahu gibi kolonyal bir ideoloji olarak Siyonizm’i Yahudilik ile perdeliyor, Siyonizm’e ve İsrail’e yönelik tüm eleştirileri antisemitizm kategorisine dâhil ederek hemen polisiye tedbirlere başvuruyorlar. Bu da Netanyahu’nun BM kürsüsünden İsrail’i ve Siyonizm’i savunmak için kolonyalizm karşıtı paradigmaları alaycı bir üslup ile değerden düşürmeye çalışmasını önemli bir mesele hâline getiriyor.
Netanyahu’nun İsrail’i ve Siyonizm’i BM kürsüsünden Yahudilikle ilişkilendirerek savunması ve her zaman olduğu gibi karşıt fikirleri antisemitizm kategorisine dâhil etmeye çalışması aslında ne kadar zorda olduğunun bir göstergesidir. Çünkü İsrail kolonyal bir yapı olarak BM çatısı altında kurumsallaştırılmıştı. O zamana kadar kolonyalizm karşıtı mücadeleler henüz uluslararası arenada değiştirici bir güce ulaşamadıkları için İngiltere ve Fransa gibi ülkeler dünyayı kolonileştirirken uygarlaştırdıklarını söyleyebiliyorlardı. Bu, yaygın bir tutumdu ve Yahudilerin Filistin’e taşınmasında aktif rol alan Yahudi derneklerinin adlarında kolonizasyon kavramı hiç de yadırganmıyordu. The Jewish Colonisation Association, The Jewish Colonial Trust ve The Palestine Jewish Colonization Association bilinen örneklerdir. The Imperial Charter for the Colonization of Palestine ise doğrudan Theodor Herzl ile alakalıdır. Sıraladığımız bu adlarda geçen “colonization” kavramı sadece Yahudileri içermez. Hıristiyan Siyonizm’i olmadan ne uygarlaştırma kavramı ne de İsrail anlaşılabilir. Bu tarihî gerçeklere rağmen Netanyahu’nun BM kürsüsünden kolonyalizmi suç olarak kabul etmesi aslında Siyonizm açısından çok büyük bir sorundur.
Hepsi de ayrı bir yapıya işaret eden bu adların İngilizcesini özellikle vermek istedim. Bunlar iz sürmemize imkân verecektir. Böylelikle İsrail’in ve Siyonizm’in kolonyal nitelikleri inkâr edilemez bir hâle gelecektir. Kolonizasyon kavramı üzerinde durmamızın sebepleri var. Çünkü kolonileştirme amacıyla kurulan bu dernekler, şirketler ve belgeler daha geniş bir bağlama işaret ediyor. Filistin’in tarihî topraklarını kolonileştiren Britanya İmparatorluğu idi. Filistin manda yönetimi neokolonyal bir sistemdi. İngiltere, otuz yılda büyük bir kolonyal proje olarak İsrail’i inşa etti.
Bilindiği gibi Filistin manda yönetimine yasal bir zemin hazırlanmasında en önemli rolü Cemiyet-i Akvam oynamıştı. Filistin manda yönetiminin neokolonyal bir sistem olarak 1922’de Cemiyet-i Akvam tarafından onaylanması Yahudi yerleşimcilere uluslararası bir kalkan sundu. Siyonistlere dokunulmazlık kazandıran ve Yahudilere kullanabilecekleri gücü veren İngiltere-ABD idi. Fakat onlar bile bunu doğrudan ABD ve İngiltere adına yapmaktan imtina ettiler. Doğabilecek tepkilere karşı Cemiyet-i Akvam’ı öne sürdüler. Bundan sonra Siyonistler koloni kavramını 1930’lara kadar kullandı. İngiltere-ABD, 1947 ve 48’de yeni koloni yapıya BM aracılığıyla tekrar bir dokunulmazlık zırhı kazandırdı. BM’nin uluslararası alanda en önemli işlevi İsrail’in sorumluluklarını İngiltere-ABD’nin üzerinden almaktı. Bu devletlerin BM’ye kolonyal bir işlev kazandırdığı anlaşılıyor.
Peki, Netanyahu, İsrail’in bir kolonyal yapı olmadığı yönündeki savunma amaçlı konuşmayı niçin BM kürsüsünden yapmak zorunda kaldı? Netanyahu kürsüde “İsrail’i, küçücük İsrail’i kolonyalizmle suçluyorlar. Peki, bu suçlamayı kim yapıyor?” dedi. Sonra “Aralarında, Britanya ve Fransa’dakiler de var” dedi. Elbette bu suçlamayı kabul etmediğini gösteren cümleler kurdu. Fakat niçin sorusunun cevabını Netanyahu’nun cümlelerinde bulmak biraz zor olacak. Bunun için başka tarafa bakmak gerekiyor.
7 Ekim 2023’ten sonra kolonyalizm karşıtı mücadelelerin küresel kamuoyunda ahlâkî ve entelektüel üstünlüğü ele geçirdiğini söyleyebiliriz. Netanyahu’nun kolonyalizmi suç olarak görmesi de İsrail’in meşruiyet krizini gizleme çabası olarak değerlendirebilir.

