Küresel dinamikler , önümüzdeki günlerde peş peşe yapılacak iki seçime kilitlenmiş vaziyette. İlki 27 Ekim itibârıyla İsrâil’de, ikincisi ise 3 Kasım günüABD’de yapılacak.
Seçimler, küresel ve mahalli dengeleri alt üst etmiş olan iki lider, Netanyahu ve Trump’ın âkibetini tâyin edecek
. Bu yazıda muhtemel senaryoları ve icap ettikçe bunları Türkiye üzerindeki tesirlerini gözden geçirmek istiyorum.İlk ihtimal,
bu iki liderin seçimlerden muzaffer çıkması
ihtimâlidir. Eğer bu gerçekleşirse, dünyânın ahvâlinde yeni ve belki de eskilerini aratacak yeni dengesizliklere hazır olmamız lâzım gelir. Bu neticeden Rusya’nın fazlasıyla mesud olacağını tahmin etmek zor değildir
. Rusya, ABD’nin Ukrayna ile arasında devâm eden savaştan çekilmesi ve Avrupa’nın Rusya karşısında boşluğa düşmesinden ziyâdesiyle memnun kalacaktır. Rusya , yalnızlaşan ve NATO’nun temin ettiği güvenceler zayıflayan bir Avrupa’yı arzu edecektir. Moskova’nın ,İsrâil’de Netanyahu’nun kazanması ihtimâline bakışının da farklı olmadığını düşünüyorum. ABD’nin Avrupa’nın yanında yer alıp üzerine gelmesinden çok, kuvvetlerini veyâ kapasitesini Ortadoğu’ya kaydırması ve buralara büyük bir zâyiata mâruz kalması Moskova’yı elbette hoşnut bırakan bir durumdur.Trump ve Netanyahu’nun seçimleri kazanmasından en fazla rahatsız olacak olan ,başta Birleşik Krallık ve Almanya olmak üzere Avrupa olacaktır
. Avrupa devletlerinin, Trump’ı İran savaşında yalnız bıraktığını, hatta zaman zaman bâzı kritik desteklerden mahrum ettiğini biliyoruz. Biden devrindeki Avrupa siyâsetleri., 7 Ekim akabinde yaşanan gelişmelerden pek de hoşmut olmasalar da hayli İsrâil yanlısı bir çizgide seyrediyordu. Hatırlayalım, o günlerde Avrupalı liderler , Filistin karşısında İsrâil’in kendisini müdafaa hakkı olduğundan
dem vuruyorlar, vızır vızır Tel Aviv’e gidip, Netanyahu ile sarmaş dolaş pozlar veriyorlardı. Evet, zihinleri ve enerjileri Ukrayna’da teksif olmuştu. “Şimdi bu Gazze işi nereden çıktı?” kabilinden bir şaşkınlık yaşasalarda İsrâil aşklarının reflekslerini ortaya koymaktan geri durmuyorlardı. Nasıl olsa, o günlerde Rusya karşısındaki ABD-Avrupa kenetlenmesi devâm ediyordu. Ama Trump iktidâra gelip, ABD’nin Ukrayna savaşında verdiği destek taban yapınca olan oldu. Netanyahu, Trump’ı ayartan ve aslî mesele olarak değerlendirdikleri Rusya husûmetine dayalı ittifaktan uzaklaştıran kötücül bir figür hâline geldi. Evet, gerek ABD’de, gerek Avrupa’da yükselen anti İsrâil duyguların, hepsi diyemem ,ama hatırı sayılır bir kısmı, insânî endişelerden değil, İsrâil ve oradaki hükümetin işbozanlığına karşı derinleşen bir kızgınlıktan
neşet ediyor. Nitekim, biraz da intikamcı bir sâikle Avrupa devletleri ABD’yi İran karşısında yalnız bıraktı. Meramları şu idi:”Mâdem ki sen bizi Ukrayna’da Rusya karşısında yalnız bırakıyorsun, biz de seni İran karşısında yalnız bırakalım da gör”...Trump’ın Avrupa nefreti bunun üzerine daha da katlandı ve her fırsatta Avrupalı liderlere ağzına geleni söyledi. Bu kızgınlık o kadar ileri gitti ki, Trump neredeyse Ankara’daki NATO Zirvesini boykot etmeyi bile düşündü. Ankara’ya gelişinde, sırf Erdoğan ile olan dostluğunun hatrına geldiğini beyan etti.O hâlde, 27 Ekim ve 3 Kasım seçimlerini Netanyahu ve Trump kazanırsa ABD-Avrupa çatlağının büyüyeceğin, Rusya-ABD flörtünün ise devâm edeceğini tahmin edebiliriz.
Çin ve Hindistan’ın vaziyeti biraz daha ikircikli. Çin ,Batının hem Rusya hem de Ortadoğu’da sevk ve idâre ettiği saldırgan siyâsetlerden eş derecede muzdarip görünüyor. Binaenaleyh,
ABD seçimlerinin , habis bir Rus husûmeti güden Demokratların mı, habis bir İsrâil taraftarlığı güden Cumhûryetçilerin mi kazanacağı Çin’in nazarında dramatik bir tercihin mevzuu olarak şekillendiğini düşünmüyorum.
Benzer bir husûsu Hindistan için dde tekrarlamak mümkün görünüyor. Hindistan elbette Ukrayna-Rusya savaşında kârlı çıktı. Rus enerji kaynaklarını ucuza kapatıp dünyâya pahalıya sattı. Diğer taraftan İsrâil ile kaynaşarak Baharat Yolu üzerinde Çin’e galebe çalacağı bir konumu kovaladı. Ama ,Trump’ın yaptırımlarına mâruz kalınca ,tabir câizse apışıp kaldı. Avrupa-ABD derinleşmesi devâm edecek olursa, hem Avrupa hem Rusya hem de İsrâil-ABD ikilisiyle dans etmeye çalışan Hindistan’ın işi zorlaşacaktır. Hindistan muhtemelen seçim neticelerine göre bagajını gözden geçirecek ve bazı paketleri bagajından çıkarmak mecbûriyetinde kalacaktır.
Gelelim Türkiye’mizin durumuna.Türkiye elbette Netanyahu’nun kaybetmesini isteyecektir. Hoş , onun yerini alacak olan lider adaylarının cümlesinin Gazze, Filistin ve anti Türkiye olmaklık hususlarında Netanyahu’dan pek de farklı olmadıklarını biliyoruz. Bunu geçelim.. Demokrat ABD nin hışmına uğrayan ve AB tarafından horlanan Türkiye, Trump’ın gelişiyle bir miktar rahatlamıştı.Washington’da artık Türkiye’ye sempati gösteren bir lider vardı. Türkiye-ABD mübâsebetleri hızla düzeldi. Son NATO Zirvesinde ise tavan yaptı. Bu manzaranın çekiciliğine kapılarak Türkiye’nin Trump’ın kazanmasından taraf olacağını düşünmemek için sebep yok denilebilir. Elbette bu hususta Türkiye liderinin Arjantin’in J.Milei’si gibi görgüsüz açıklamalarda bulunmayacaktır. Ama Ankara’nın her hâlinden Trump’ın kazanmasını arzu ettiğini anlayabiliriz. Diğer taraftan ,
Trumpist angajmanların risklerini
dikkatten kaçırmamak daha doğru olur. Trump’ın Türkiye sempatisini bir sevda olarak değerlendirmek hatâdır. İflâh olmaz bir şekilde İsrâil seviciliği yapan Trump, eşanlı olarak, İsrâil ile dâimi bir gerginlik yaşayan Türkiye’ye mâvi boncuk göndermekten geri durmuyor.
Sakat ve güvenilir olmaktan çok uzak bir denklem bu. ABD’nin menfaatleri itibârıyla Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılmasında Türkiye’nin İsrâil’den daha mâkûl bir tercih olduğuna dâir sayısız unsur var. Ama Trump, iflâh olmaz bir evanjelikalist olarak Türkiye’yi İsrâil’e tercih etmeyecektir. Hatta bunun tam tersini düşünebiliriz. Türkiye’nin İsrâil karşısında tercih edebilecek olanlar bugün Trump’ı içeriden eleştiren hakikî MAGAcı’lar “olabilir”. Olur demiyorum; ama “olabilir”. Bunun için de Trump’ın seçimleri kaybetmesi, yerine de J.D.Vance gibi İsrâil’e mesâfeli birilerinin gelmesi icap eder.Eğer Trump seçimleri kaybeder ve azline kadar gidecek olan süreç başlarsa ve bunun neticesinde yeni bir Demokrat yapı iktidâra gelirse Türkiye’nin yeni bir sıkışmışlık yaşayacağı âşikârdır. O zaman her okur içinde şu suali tartmalı ve cevaplamaldır:
Vaatlerle hoş tutulan , oyalanan ve savrulan bir Türkiye mi, değilse sıkıştırılan ama sancılı bir şekilde de olsa bir duruş kazanan Türkiye mi evlâdır?

