Sürgünde bir lider: Humeyni’nin Türkiye serüveni

04:007/05/2026, Perşembe
G: 7/05/2026, Perşembe
Turgay Yerlikaya

Türkiye’nin yüz akı kurumlarından biri olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) muadili yapılarda olduğu gibi çağın gereksinimlerini iyi kavrayan ve zamanın ruhuna göre hareket eden bir dinamizmle hareket ediyor. 15 Temmuz sonrasında özellikle sınır dışı operasyonlardaki etkisi ile pozitif ayrışan MİT, yakın tarihe yönelik bazı belgeleri yayınlayarak tarihi olay ve kişilere ilişkin de yeni bir tartışma başlığı açıyor. Teşkilat’ın birkaç gün önce Humeyni’nin Türkiye’deki sürgün dönemine ilişkin yayınladığı

Türkiye’nin yüz akı kurumlarından biri olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) muadili yapılarda olduğu gibi çağın gereksinimlerini iyi kavrayan ve zamanın ruhuna göre hareket eden bir dinamizmle hareket ediyor. 15 Temmuz sonrasında özellikle sınır dışı operasyonlardaki etkisi ile pozitif ayrışan MİT, yakın tarihe yönelik bazı belgeleri yayınlayarak tarihi olay ve kişilere ilişkin de yeni bir tartışma başlığı açıyor. Teşkilat’ın birkaç gün önce Humeyni’nin Türkiye’deki sürgün dönemine ilişkin yayınladığı kurum içi evrak, her ne kadar ayrıntı içermese de bu döneme ilişkin farkındalık oluşturmakta ve geniş kitlelerin konuya yönelik ilgisinin artmasına vesile olmaktadır.

Humeyni’nin, Beyaz Devrim sürecinde başlayan rejim karşıtlığı zamanla onu geniş kitleler nezdinde popüler bir aktör haline getirmiş ve Humeyni, devrimin lideri olma pozisyonunu tedrici biçimde inşa etmiştir. Bir yandan rejime muhalefet eden toplulukları mobilize etmek için verdiği vaazlar diğer yandan da ulemanın, klasik yaklaşımın aksine pozisyon alması gerektiği yönündeki doktriner tutumu, sürgün döneminde şekillenmiştir. Bu nedenle 1964 yılında Şah rejiminin Humeyni’nin etkisini asgariye indirmek için başvurduğu sürgün politikası, onun yaklaşık on bir ay süren Türkiye macerasının başlamasına neden olur.

Bir nakliye uçağı ile Türkiye’ye gönderilen Humeyni’nin ilk adresi Ankara’dır. Ankara’nın görece seküler kimliği ve güvenlik öncelikleri nedeniyle geçici bir yer olması, Humeyni’nin sürgününe Bursa’da devam etmesine neden olur. Humeyni açısından epeyce anının biriktirildiği Bursa dönemi, MİT’in gözetiminde bir ailenin yanında geçer. Humeyni’nin aile ile ilişki geliştirmesi ve zaman zaman Bursa’nın muhtelif yerlerindeki temasları, onun insani yönüne ilişkin de bilgiler içerir. Humeyni’nin, Bursa döneminde sadece ulema ve siyaset ilişkisi değil Müslüman toplumların güncel sorunlarına ilişkin de birtakım açılımlar geliştirmeye çalıştığı bilinmektedir. Nitekim yapay döllenme ve cinsiyet değiştirme gibi dönemin sıklıkla tartışılan konuları, Humeyni’nin çalışma başlıkları içinde yer almış ve bu konulara dair çalışmalar yapmıştır.

Humeyni’nin Türkiye sürgününün kendisine öğrettiği en büyük şey ise Türkiye konusundaki önyargılarının sorunlu olduğu. Humeyni’nin Şah yönetimine muhalefetinin temel nedenlerinden biri olan din-devlet ilişkileri ve dinin laik politikalar üzerinden kamusal alanda baskılanması sorununun Türkiye’de de benzer bir seyir izlemesi Humeyni’nin zihninde Türkiye’nin mahkum edilmesine neden olmuştu. Benzer biçimde her iki ülkedeki ABD etkisi, Humeyni’nin İran ile Türkiye’yi eşitlemesinin önemli bir nedeni idi. Fakat Necef sürgünü öncesindeki on bir aylık Türkiye hikayesi, Humeyni’ye farklı bir Türkiye portresi sunmuş ve Türkiye’nin Müslüman dünyaya yönelik duyarlılığı Humeyni’nin ilgisini çekmiştir. Beşeri ilişkilerin yanı sıra politik düşüncesine de etki eden bu iki sürgün, 1979 İran İslam Devrimi’nin fikri kuluçka süreci olarak da okunabilir.

Özellikle Bursa sonrasında Necef’teki varlığı, mezhep üzerinden daha fazla temas kurabileceği bir zemini ona sunmuş ve Humeyni’nin camilerdeki vaazları kısa süre içerisinde geniş kitlelere ulaşmıştır. İran’dan Necef’e gelip Humeyni’yi dinleyenler onun vaazlarını kasetlere kaydetmiş ve İran’a döndüklerinde gizlice bu vaazları dinlemişlerdir. Annabelle Sreberny ve Ali Mohammadi’nin kaleme aldıkları “Small Media Big Revolution” kitabı, gizlice İran’a sokulan bu kasetlerin kitleleri çok başarılı biçimde rejime karşı diri ve muhalif tuttuğunu ifade eder ve devrim öncesindeki klasik medya araçlarının bu konudaki radikal etkisini anlatır. Humeyni’nin hem Necef hem de Fransa sürgünündeki konuşmalarının kasetlere alınıp kısa süre içerisinde İran içinde dolaşıma sokulması, devrimin toplumsal tabanının oluşumu noktasında kritik bir işlev görmüştür.

Humeyni açısından 1964 yılında başlayan sürgün macerasının ikinci durağı olan Bursa, bu yönüyle onun fikri ve politik serüveninde önemli bir kilometre taşı olmuş ve devrime giden sürecin köşe taşları buralarda şekillenmiştir. Ankara, Bursa, Necef ve Paris’te şekillenen arka plan, bir liderin doğuşu açısından incelenmesi gereken önemli duraklar olarak bugüne de ışık tutmaktadır. MİT’in küçük bir evrakı üzerinden kamuoyunun gündemine gelen bu yılların ayrıntıları dönemin gazetelerinde parça parça da olsa tefrika edilmiş ve kendisini misafir eden ev sahipleri ile yapılan röportajlar gazetelerde yayınlanmıştır.

Bu dönemi ve Humeyni’nin Türkiye’ye ilişkin yaklaşımını anlayabileceğimiz birincil kaynaklardan bir diğeri de Humeyni’nin bu dönemde oğluna yazdığı mektuplardır. Bir yanda SAVAK’tan çekinerek kaleme aldığı mektuplar diğer yandan da devrimin fikri güzergahını teşkil eden yoğun çalışma temposu. Katajun Amirpur’un Humeyni biyografisinde ayrıntılı biçimde okuduğumuz bu dönemin yeni bilgi ve tanıklar ile detaylandırılması, yakın tarihe ilişkin bilgilerimizi pekiştirecektir hiç kuşkusuz.

#Politika
#Humeyni
#İran
#Turgay Yerlikaya