Yazarlar Depremi yaşamadan büyük depremi yaşamak

Depremi yaşamadan büyük depremi yaşamak!

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

1999 Marmara Depremi’yle geçen hafta 5.8 şiddetinde yaşadığımız deprem arasında çok önemli bir farklılık var. Marmara Depremi’nde toplumun bütün kesimleri etle tırnak gibi oldu, birleşti, acıyı paylaşmasını bildi.

Devletin “çuvalladığı” o depremde, Kars’tan Edirne’ye kadar bütün Türkiye, depremi bütün trajedisiyle yaşayan insanlarımızın acısını paylaştı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yusuf Kaplan : Depremi yaşamadan büyük depremi yaşamak!
Haber Merkezi 23 Eylül 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Depremi yaşamadan büyük depremi yaşamak! yazısının sesli anlatımı ve tüm Yusuf Kaplan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


DEPREM’DE BİLE BÖLÜNMEK:FELÂKET BU!

Devletin ulaşamadığı deprem yerine, millet, bütün Türkiye ânında ulaştı: Depremden etkilenen insanımıza kol kanat gerdi.

Öyle ki, bu olağanüstü durum, Batılıların da dikkatinden kaçmadı: New York Times gazetesi, halkın deprem bölgesine anında damlamasını, depremin acılarını sarmasını “Bu nasıl bir şey?” diyerek manşetine taşımıştı.

Geçen haftaki depremde can kaybı da, büyük hasar da olmadı, hamdolsun. Ama topluma, ülkemize çok pahalıya patlayacağı apaşikâr ortada olan deprem meselesinde, tam ortadan ikiye bölündük!

Deprem gibi bir ülke meselesinde bile, toplumun ideolojik, siyasî fay hatları üzerinden tam ortadan iki kampa bölünmesi, son derece tehlikelidir!

Bu kutuplaşma, tıpkı Marmara Depremi’ni yakından takip eden Batılılar tarafından not edilmiştir ve beklenen büyük İstanbul depremi sırasında ve sonrasında ülkenin kaosa sürüklenmesi, ideolojik, siyasî fay hatlarının patlatılması, yapay fay hatlarının icat edilmesi için çok iyi kullanılacaktır.

ERKEN UYARI!

Geçen hafta yaşadığımız deprem, aslında çok iyi bir erken-uyarı işlevi gördü! Deprem konusunda devlet olarak da, toplum olarak da çok ihmalkâr hareket ettiğimiz anlaşıldı.

Devletin bu konuda yapmaması gereken şeyi yaptığını görüyoruz: Rant ekonomisini azdıran dikey mimarinin fütursuz bir şekilde patlaması ve Peygamberimiz’in emanetini, medeniyet-kurucu ve medeniyet-koruyucu bir şehir olduğunun şuuruyla nefes alıp veren bu ülkenin ruhu İstanbul’u yıkımın, talanın eşiğine fırlatması, her tarafı depreme dayanıksız beton binaların kaplaması, kabul edilebilir bir şey değildir.

Erdoğan, geç de olsa “yatay mimari süreci”nin başlatıldığını hatırlattı geçtiğimiz aylarda. Bu sürecin hızlandırılması gerekiyor.

Deprem için alınacak en önemli, kalıcı ve köklü önlem, yatay mimarinin norm ve form hâline gelmesidir. Ve bu norm ve form çerçevesinde bütün İstanbul’un mimarî yapısının ve dokusunun hızla elden geçirilmesidir!

Büyük ölçekli bir depremde hasarı en asgarî düzeye indirmenin en temel yollarından biri budur.

O yüzden geçen hafta yaşadığımız deprem ihmalciliğimizi görerek yapılması gereken üzerinde yoğunlaşmamız için Allah’ın (cc) bize sunduğu bir mühlet olarak değerlendirilmeli ve şükredilmeli.

BU TOPLUMU AYAKTA TUTAN İSLÂMÎ DİNAMİKLERİ DİNAMİTLEMEK!

Ancak bu depremde GSM operatörlerinin çökmesinden daha tehlikeli bir sorun da gün yüzüne çıkmış oldu: Depremde, acıların sarılması sürecinden travmanın atlatılmasına kadar en belirleyici rolü oynayacak olan bu toplumun dînî inançlarının, anlam haritalarının ve değerlerinin fenâ hâlde aşağılanması depremden daha büyük asıl depremin bir ön-işaretiyle, ürpertici bir sosyo-kültürel fay hattıyla karşı karşıya olduğumuzu gösterdi!

Deprem gibi kitlesel, büyük ölçekli travmalara yol açan felâket zamanlarında insanları tesellî edici, tedavi edici, direnç noktalarını pekiştirici muazzam bir güce sahip dinin, dini uygulamaların, duanın vesaire aşağılanması, kelimenin tam anlamıyla toplumun kafasına sıkmaktan başka bir anlam ifade etmez!

Böyle büyük felâket zamanlarında dinin rolü, konumu, gücü her şeyin üstündedir ve teşvik edilir, bizde olduğu gibi kurşuna dizilmez ahmakça, insafsızca ve ruhsuzca!

Ayrıca tam da toplumun dine, dinin gücüne ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde dinin ayaklar altına alındığı bir Türkiye manzarasının da emperyalistler tarafından not edildiğinden de aslâ şüphe etmeyin, diyorum.

Allah göstermesin ama 7.5 ve üzeri büyük ölçekli bir depremin ülkeyi kaosa, hercümerce sürükleyebileceğini ve bu durumun Türkiye’nin bağımsızlığını bile tehlikeye sokacağını düşünmek ve bu toplumu dimdik ayakta tutan değerlerimizi, inançlarımızı aşağılamak yerine, o muhkem değerlerin etrafında kenetlemek zorundayız.

İşte o zaman emperyalistlerin oyunlarını ve Türkiye üzerindeki iğrenç emellerini püskürtmüş oluruz.

Sözün özü: Deprem üzerinden bile ikiye bölündü Türkiye! Ve bu toplumu bin yıldır ayakta tutan İslâmî değerler topa tutuldu bazı türedi tipler tarafından!

İnanılır gibi değil gerçekten!

Deprem gibi en temel bir ülke meselesi üzerinden bile karpuz gibi bölünen ve toplumu en zor zamanda birbirine kenetleyecek İslâmî değerleri yerle bir edilen bir ülkede olabilecek en yüksek şiddette deprem olmuştur zaten!

Basîret lütfen.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.