AK Parti'ye pozitif ayrımcılık şart
00:00, 05/09/2009, CumartesiG: Güncelleme: 03:29, 05/09/2009, Cumartesi
Yeni Şafak
AK Parti'ye pozitif ayrımcılık şart
Demokratik açlımın başarısı için Türkiye'nin demokratikleşmesini ve sivilleşmesini isteyenlerin AK Parti'ye pozitif ayrımcılık yapmaları gerekli. Çünkü AK Parti yedi yıllık iktidarına rağmen hâlâ 'devletin yasaklı çocuğu'. Diğer yasaklıların desteği bu yüzden önemli.
Hafta başında İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 'Demokratik Açılım' kapsamında yaptığı görüşmeleri ve hükümet olarak hedeflerini özetlerken mümkün olduğunca gerçekçi bir siyasetçi portresi çizdi. Atalay'ın konuşması ne gereğinden fazla iyimserlik ne de bir karamsarlık taşıyordu. Bu açıdan Atalay'ın açıklamaları bir resim çekme girişimi idi ve sunduğu resimde gerçeğe çok yakındı.
Ancak bu açıklamalar çok az kişiyi tatmin etmişti. Kimse bakanın açıklamalarından memnun değildi. İlk tepki, ağız birliği etmişçesine anayasa değişikliği olmadan ya da yeni anayasa yapılmadan bu açılımın başarıya ulaşmayacağı idi. Aynı toplantıda Atalay, 26 Ağustos'ta TSK'dan açılım konusunda gelen açıklamasında vurgusu yapılan Anayasa'nın 3. maddesinin tüm unsurlarını madde isi vermeden sıraladı. Bu açıdan bakıldığında gerçekten umutsuz olacak birçok unsuru bulmak mümkün açıklamlarda. Bu bardağın boş kısmı.
Peki bardağın dolu tarafından bakmayı denesek ne olur? Atalay, öncelikle açılımın bir süreç olduğunu ve bu aşamada ilk olarak geniş katılımla bir yol haritası çıkarılmaya çalışıldığını ifade etti. Görüştükleri STK'ların, düşünce kuruluşlarının, sendikaların bu konudaki çalışmalarını aldığını, bunlardan yararlanacağını da açıkladı Atalay. Peki bugüne kadar Türkiye hangi büyük sorunda böyle bir yöntem izledi? Çok fazla örneğinin olduğunu sanmıyorum açıkçası.
NEDEN POZİTİF AYRIMCILIK
AK Parti'nin yedi yıllık hükümet dönemine baktığımızda demokratik açılım konusunda, partiye "pozitif ayrımcılık" yapmanın daha ahlaki olduğunu düşünüyorum. Neden? Neden AK Parti'ye pozitif ayrımcılık yapmak gerek bu konuda?
Çünkü AK Parti, kendi öncülleri gibi yedi yıllık iktidarına rağmen “devletin yasaklı çocuğudur”. Hâlâ birilerinin fırsatını bulsa AK Parti'den hemen kurtulmak istedikleri biliyoruz. Bunları devletin, siyasetin ve toplumun içinde bulmak mümkün.
İkinci neden olarak AK Parti dışındaki partilerin siyaset yapma tarzları nedeniyledir. Demokratik açılım konusunda, CHP ve MHP'nin AK Parti'ye karşı muhalefetine bakıldığında; MHP'nin muhalafeti temsil ettiği siyasal taban dikkate alındığında fikren katılmasak bile anlaşılabilir gerekçe bulmak mümkün ama CHP'nin muhalafetinin temel ekseni AK Parti karşıtlığıdır. Ve açılım projesine teorik olarak itiraz edemese de, çeşitli gerekçelerle ama özünde AK Parti yaptığı için itiraz etmektedir. Bu “ne yapıldığından” daha ziyede “kimin yaptığının” öncelendiği ve yapan rakipse, ne yaparsa yapsın karşı olmak üzerien inşa edilmiş bir siyasi anlayış ve pozisyondur. Bu tarz siyasetin geleceği yoktur.
Üçüncü olarak bu süreç esas olarak Kürt sorunun çözülmesi refansı ile başlamış olsa da kendi ifadeleri ile bu demokratik bir açılımdır ve esas hedef demokrasi standartlarının yükseltilmesidir. Alevilerin de, gayrimüslimlerinde sorunlarını demokrasi ortak zemininde çözülmesini hedefliyor. Bu açıdan AK Parti'nin başlattığı ve gerçekleştirmek istediği proje, Türkiye'de var olan bütün siyasal ve sosyal dengeleri yeniden kurmaya herkesi bir tür yeniden çalışmaya zorladığı için tepki görmektedir.
AK Parti'nin hâlâ devletin yasaklı çocuğu olduğunu, yakın dönemde geçirdikleri kapatma davası ile sınırlı olmadığını son HSYK krizinde de gördük. AK Parti tek başına iktidarına rağmen hâlâ tehlike altında ve demokratik açılım süreci bu tehlikeleri yeniden harekete geçirmiş durumda. Bunun sor örneğini son günlerdeki Ermenistan ile ilişkilerin iyileştirilmesi girişimleri karşısında CHP ve MHP'nin verdiği tepkilerden görmek mümkündür.
İşte bu nedenlerle devlet içinde bu kadar kuşatma altında olan AK Parti'ye demokratik açılım konusunda pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini düşünüyorum. Peki bunu kimler yapmalı? Türkiye'nin demokratikleşmesini ve sivilleşmesi için yazan aydınlar, akademisyenler ve STK'lar.
Demokratik açılım konusunda AK Parti'ye pozitif ayrımcılık istemek, aynı zamanda AK Parti'ye özel sorumluluklar yüklemek demek. Bu ise sadece AK Parti'nin siyasi iradesini şaşmadan sürdürmesi. AK Parti'ye yüklenen tek sorumluluğu budur. Tam bu noktada; “AK Parti'ye kim ya da kimler yardımcı olabilir” ya da “AK Parti kim ya da kimlerden yardım alabilir” soruları gelebilir. Aslında iki sorununda tek bir cevabı var: Devlet tarafında siyaseten diğer yasaklı çocuk görülen DTP ve bugüne kadar demokratikleşme, sivilleşme konusunda AK Parti'ye açık ya da örtülü destek veren STK'lardan ve aydınlardan.
İKİ YASAKLI: AK PARTİ VE DTP
Burada AK Parti-DTP ilişkisi esas olarak zorunlu bir işbirliğine dayanmak zorundadır. Çünkü her iki partinin yöneticileri çok iyi bilmektedirler ki, devlet için, her iki parti de öncülleri gibi tehlikeli kabul edilmektedirler.
Bundan kurtulmalarının yolu ise demokratikleşmenin yolunu açacak bir işbirliği süreci geliştirmektir. Bu gönüllü bir işbirliği olmak zorundadır. Açılım sürecinde AK Parti, DTP'yle güven işikisi kurmak zorunda iken; DTP'de süreci kendi dışındaki aktörleri devreye sokacak pazarlıklardan kaçınmalı ve siyaset yapmayı denemelidir. Bu açıdan Aysel Tuğluk'un “ayrılmayı tartışabiliriz” özetindeki açıklaması en azından kendi konumuna ve siyasete haksızlıktır. DTP, bu yönde açıklamalar yaparak ve her geçen gün yeni bir söylemi pazarlık unsuru haline getirerek sadece demokratik açılım sürecini zora sokmakla kalmıyor, aynı zamanda sivilleşme ve demokratikleşme yolunda genişleyen siyaset alanının da daralmasın yol açmaktadır. Daha da önemlisi siyaseten DTP'ye güvenenlerin umutlarını söndürüyorlar. Bu yüzden DTP bu süreçte sorumluluk almalı ve siyaseten önüne gelen şansı kullanmalıdır.
YENİ MECLİS YENİ ANAYASA
İkinci olarak AK Parti, Türkiye'nin demokratikleşme ve sivilleşme için bugüne kadar mücadele eden STK'ları, bu yönde yazan akademisyen, enteleküllerle açık işbirliğinden kaçmamalı hatta bu işbirliğini sürekli kılmalıdır. Çünkü bu tür bir dayanışma iki taraf içinde yararlı olacak bir sonuç yaratacaktır. AK Parti, bu süreci içe kapanarak değil, dışa açık, gelecek katkı ve eleştirilerle güçlenerek sürdürmelidir.
Son olarak Anayasa değişikliği meselesine gelirsek; sadece demokratik açılım konusunda değil, sürmekte olan Alevi açılımında, azınlıkların yaşadıkları sorunların çözülmesinde Anayasa değişikliği yapmadan sadece yönetmelik, tüzüklerde yapılacak değişikliklerle o kadar önemli adımlar atılabilir ki. Bu değişikliklerin bir kısmı bile yapılsa, sorunların büyük bir kısmı kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Kürt sorununun çözülmesi içinde bu böyledir. AK Parti, bu süreçte bu konuda daha somut adımlar atmalıdır.
Şunu kabul etmek gerek ki, bu meclisin yeni bir anayasa yapma şansı 5 Haziran 2007'de Anayasa Mahkemesi'nin Başörtüsü düzenlemesinin iptali kararı ile sona ermiştir. Yeni bir anayasa ancak yeni bir seçimle olaşacak meclisle mümkündür. Hatta bu yeni meclisin ilk işi yeni ber anayasa olmalıdır.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.