Demokratik değişim için 'sivil anayasa'
00:00, 16/05/2009, CumartesiG: Güncelleme: 02:49, 16/05/2009, Cumartesi
Yeni Şafak

Demokratik değişim için 'sivil anayasa'
Anayasa, bütün bu farklılıklar karşısında tarafsız pozisyonda duran bir "kör anayasa" olmalıdır. Zira, ancak böylelikle farklılıkların eşitliği temelinde barışçıl birlikteliğin sosyo-politik çerçevesini çizmiş olabiliriz.
Uzunca bir süredir devam ede gelen anayasa tartışmalarında cevap bekleyen en kritik sorulardan biri, yeni anayasanın ideolojik bir referans içerip içermeyeceği sorusudur. Aslında bu soruya verilecek cevap, nasıl bir anayasa istediğimizi ortaya koyacaktır. Çoğulculuğa, özgürlüklere ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir anayasadan yana olanlar ideolojik çoğulculuğu öngören bir anayasayı, otoriter ve devletçi özellikler taşıyan bir anayasadan yana olanlar ise ideolojik tekçiliği esas alan bir anayasayı tercih edeceklerdir.
İki farklı anayasa anlayışına denk düşen bu tercihler, aynı zamanda statüko yanlıları ile değişim yanlıları arasındaki farklılığa da işaret ediyor. Siyasal sistem içerisindeki ayrıcalıklı ve üstün konumlarını statükonun muhafazasında bulanlar, mevcut Anayasa'nın ideolojik tercihinden (Atatürk İlke ve İnkılapları, Atatürkçülük, Kemalizm) vazgeçmenin mümkün olmadığını ileri sürüyorlar. Bu ideolojik tercihin, Cumhuriyetin kurucu felsefesinin bir ifadesi olduğunu, dolayısıyla buna karşı çıkmanın Cumhuriyet düşmanlığı/karşıtlığı anlamına geleceğini söyleyerek, kendi görüş ve iddialarını tartışılamaz hale getirmek istiyorlar. Askerî ve yargı bürokrasisinin önemli bir kısmı ile onlara eşlik eden bazı toplumsal kesimler, bu tartışılmazlık zırhının arkasına sığınarak üstün ve imtiyazlı pozisyonlarını korumaya çalışıyorlar.
İdeolojİk anayasa vesayetÇİDİR
Bürokratik elitlerin ideolojik referans içermeyen bir anayasaya şiddetle karşı çıkmalarının en önemli sebebi, Anayasa'nın ideolojisine atıfla kullandıkları vesayet yetkisinin anayasal dayanağını/meşruluğunu kaybetme korkusudur. Vesayetçi bir ideolojiye göndermede bulunmayan bir anayasal sistemde, vesayet ancak kaba güce dayalı olarak fiilen sürdürülebilir. Böylesi bir vesayetin meşruluk düzeyi çok düşük olacağından, bunu uzunca bir süre devam ettirebilmek de mümkün olmayacaktır.
Hukuki ve sosyolojik gerçekliğin vesayetçi yapıya geçit vermediği ve görünürde işleyen bir demokratik mekanizmanın var olduğu bir yapı içerisinde vesayeti sürdürebilmenin yegane yolu, buna anayasal ve yasal bir zemin hazırlamaktır. Nitekim, 1961 ve 1982 Anayasaları ile bunlara paralel olan yasalarla, toplum ve siyaset üzerindeki vesayetin anayasal ve yasal meşruiyet zeminini oluşturuldu. Askerî darbeler, müdahaleler ve muhtıralar hep bu zemin üzerinden yürütüldü. Yüksek yargı organlarının demokratik siyaset ve özgürlüklere ilişkin hukuk dışı kararları da dayanağını ve meşruiyetini bu yapıdan aldı.
Toplum ve siyaset üzerindeki vesayetin anayasa ve yasalara referansla yürütülüyor olması, yeni anayasanın vesayetçi ideolojiden arındırılmasının ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Elbette ki vesayet sistemi, varlığını ve gücünü tek başını anayasa ve yasalardaki ideolojik atıflardan almıyor. En az bunlar kadar, toplumun belirli kesimlerinin zihniyet dünyasında yer etmiş olmasından ve vesayet organlarının başında gelen ordunun silahlı gücünden alıyor. Dolayısıyla, vesayet olgusuna anayasal meşruluk kazandıran ideolojik ifadelere yeni anayasada yer vermemekle, cari siyasi sistemin vesayetçi niteliği hemencecik sona ermez. Ancak, anayasal ve yasal meşruluktan mahrum bırakılmış olan vesayet organlarının ciddi bir güç kaybına uğrayacaklarını, siyasi sistemin vesayetçi özelliğinin törpüleneceğini ve zamanla yok olacağını söylemek mümkündür.
Aslında, bizleri sivil ve yeni bir anayasa yapmaya sevk eden sebepler irdelendiğinde, bu sebeplerin arka planında da yürürlükteki Anayasa'nın ideolojik niteliğinin mevcut olduğu görülür. 82 Anayasası'nın maddi meşruluğunun zayıf olması, yapılan değişikliklerle birlikte kendi içinde çelişkiler içermesi, siyasi krizlere yol açması ve temel toplumsal sorunların çözümünün önünde engel oluşturması gibi yeni anayasa yapımını gerekli kılan sebeplerin kökeninde, Anayasa'nın otoriter ve vesayetçi ideolojik tercihi bulunuyor. Vesayetçi ideolojinin sınırlı demokrasi ve özgürlük anlayışı, Anayasa'nın maddi meşruluğunu zayıflattığı gibi, demokrasi ve özgürlüklerin alanını genişletmeye yönelik gerçekleştirilen anayasa değişikliklerini de işlevsiz kılıyor. Bundan da öte, özgürlüklerinin önünün açılmasına yönelik anayasa değişikliklerinin yapılmasına da engel oluyor. Yine aynı şekilde, Türkiye'nin kadim ve kronik (Kürt, Alevi ve Müslüman çoğunluğun) sorunlarının çözümsüzlüğe mahkum edilmesinin, bu sorunları çözümünü demokratik zeminde arayan siyasi partilerin kapatılmasının ya da kapatılma tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasının ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin siyasi bir krize dönüştürülmesinin temelinde, Anayasa'da mündemiç olan resmi ideoloji yatıyor.
Görüldüğü gibi, anayasa sorunumuzun özünü ve esasını, 82 Anayasası'nın ideolojik karakteri oluşturuyor. Bu karakter, insan hakları, hukuk devleti ve demokrasi değerlerinin, evrensel standartlara uygun bir biçimde hayata geçirilmesinin önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. Anayasa'nın ideolojisi ve bunun üzerine kurulu olan askeri ve yargısal vesayet rejimi, her üç değerin, bu ideolojiyle ters düşmediği oranda kabul görmesine yol açıyor. Böylelikle, evrensel standartların çok altında kalan sınırlı bir demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti üçlüsü ortaya çıkıyor.
İnsan hakları, hukuk devleti ve demokrasi değerleri üzerine kurulu bir anayasa sahip olabilmenin ve anayasayı toplum sözleşmesi kılabilmenin gerekli ama yeterli olmayan koşulu, anayasanın ideolojik çoğulculuğu öngörmesini sağlamaktır. Farklı bir ifadeyle, çağdaş anayasacılığın temel siyasi değerlerini oluşturan bu üçlünün anayasanın ruhuna, özüne ve sözüne sindirebilmek ve anayasayı herkesin anayasası haline getirebilmek, ancak bu nitelikteki bir anayasa ile mümkün olabilir.
Anayasa, çoĞulculuĞu güvence altIna almalI
İdeolojik bir anayasanın varlığı halinde gerçek anlamıyla çoğulcu, özgürlükçü ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir anayasadan ve bu niteliklerle mücehhez bir siyasi sistemden söz etmek mümkün olamaz. Zira, böylesi bir anayasa -doğası gereği- ayrımcı ve bölücüdür. Kaçınılmaz olarak, anayasanın tercihine mazhar olan ideolojiyi benimseyenler ile buna karşı çıkanlar arasında ayrım yapar. Toplumun doğal yapısındaki çoğulculuğu, bu ideoloji doğrultusunda sınırlamaya ve bastırmaya çalışır. Çoğulcu demokratik siyasete engel olur. Siyaset, dar alanda kısa paslaşmalar şeklinde cereyan eder. Özgürlükçü bir toplumsal-siyasal var oluşa geçit vermez. Anayasal düzenlemeye konu edilecek olan hak ve özgürlükler listesi ve bu listede yer alacak olanların içerikleri, anayasa ideolojisi tarafından belirlenir. Özellikle ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi kritik öneme sahip olan özgürlüklere aşırı kısıtlamalar getirilir. İdeolojik anayasanın var olduğu yerde hukukun değil, ideolojinin üstünlüğünden söz edilir. İdeolojik anayasanın ideolojik devleti, hukuk devleti anlayışını dışlar. İdeolojik devlet "hikmet-i hükümetçi"dir ve meşruiyetini ideolojiden alır. Böyle bir devletin temel amacı, resmi ideolojiyi hakim kılmaktır. Oysa hukuk devleti, meşruiyetini insan haklarına saygıdan alır. Devlet, bütün ideolojiler ve farklılıklar karşısında eşit mesafede bulunan, vatandaşlarını herhangi bir ideolojiyi kabule zorlamayan ve bu konudaki tercihi onlara bırakan "tarafsız" bir devlettir.
Demek ki, insan haklarına dayalı demokratik bir hukuk devletine sahip olabilmenin ve bu nitelikleri haiz bir siyasi sistemi işler kılabilmenin "olmazsa olmaz koşulu", yapılacak yeni anayasanın çoğulculuğu güvence altına almasıdır. Bu bağlamda herhangi bir ideoloji, dünya görüşü ve hayat tarzına; etnik, dinsel, ve mezhebi bir sosyo-kültürel kümeye göndermede bulunmamasıdır. Anayasa, bütün bu farklılıklar karşısında tarafsız pozisyonda duran bir "kör anayasa" olmalıdır. Zira, ancak böylelikle farklılıkların eşitliği temelinde barışçıl birlikteliğinin sosyo-politik çerçevesini çizmiş olabiliriz.
* Prof. Dr.; Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
fherdem@yahoo.com
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.