ABD gemileri hazır Akdeniz'e demir atıp, Libya diktatörünün kellesini isterken, yanlarına diğerlerini de ekler mi? Kaddafi, Esad, Ahmedinejad kötü, el-Halife, Abdullah iyi liderler mi? Washington ile uyumlu olanlar iyi diğerleri kötü diktatörler mi oluyor?
Washington yönetiminin Libya konusunda net olduğu bir konu varsa o da Muammer Kaddafi'nin “hayal gördüğü.” Libya'da yaşananlarla ilgili Kaddafi'nin “sivillere karşı güç kullanmadığı” ve “halkım beni seviyor, benim için ölür” sözleri için en doğru tespiti ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Susan Rice yaptı: “Hastalıklı hayal ürünü.”
42 yıldır Askeri ihtilal Konseyi ile yöneten bir diktatörün ekranların karşısına geçerek dünyanın gözü önünde tehdit etmesinden sonra “halkım benim için ölür” demesi ancak hastalıklı bir zihniyetin yansıması olabilir.
Kaddafi'nin “hayal görme” halini bir kenara bırakacak olursak, Libya konusunda ne tür adım atılması gerektiği konusunda bir netlikten söz etmek mümkün değil. ABD Başkanı Barack Obama'nın geçtiğimiz Cuma günü Kaddafi'yi istifaya çağırmasından sonra yönetim tansiyonu giderek yükseltiyor.
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Cenevre'ye hareketinden önce askeri seçenek ifadesini kullanmadan her türlü seçeneğin (yani askeri operasyon da dahil) masada olduğunu her fırsatta dile getiriyor.
Genelkurmay Başkanı Mike Mullen ile birlikte Pentagon'da önceki gün açıklama yapan Savunma Bakanı Robert Gates, iki Amerikan gemisini Akdeniz'e gönderdiklerini söylemesine rağmen, bunun gerektiğinde “insani yardım ve tahliye” amaçlı olduğunu dile getirmesi ABD'nin bir askeri operasyonu pek sıcak bakmadığının bir sinyali olarak okumak mümkün. Clinton ve Rice'nin aksine “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesi konusuna da “çok karmaşık” diyerek pek sıcak bakmadı Gates.
ABD'nin iki saldırı gemisi ve 400 deniz piyadesini Akdeniz'e, Libya yakınlarına göndermesi doğal olarak “Washington askeri bir operasyona girecek mi?”sorusunu beraberinde getiriyor. Bakan Gates, ne Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde böyle bir yetkilendirmenin ne de NATO müttefikleri arasında bu yönde bir uzlaşmanın olmadığını dile getirdi aynı toplantıda.
Libya'ya yönelik bir ABD saldırısını belirsiz kılan en önemli nokta Obama'nın “Kaddafi hemen gitmeli” açıklaması -ki geçtiğimiz Perşembe günü ilk kez kameraların karşısına geçerek Kaddafi'nin gitmesinin hem kendisi hem ülkesi için daha iyi olacağını ifade etti- yapmış olmasına rağmen, askeri operasyon konusunda ne düşündüğü yönünde bir bilgi sızmamış olması. Kameraların karşısında hiçbir seçeneği göz ardı etmediğini açıklamasına açıkladı ancak, şu ana kadar yapılan açıklamalar ABD'nin askeri operasyon seçeneğine hiç de sıcak bakmadığı yönünde oldu. Mısır'da olaylar yaşandığı sırada Obama'nın Mübarek için ne düşündüğü konusunda Beyaz Saray'dan, yakın çevresinden bilgi sızmasına rağmen Libya'ya askeri operasyon konusunda yetkililerin tek kelime etmemesi dikkat çekiyor.
Çin'in yabancı müdahalelere karşı olan tutumunun bilinmesi, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi'nde bu yönde gelecek olan bir talebe “hayır” diyeceğinin sinyalini vermesi, NATO'nun müdahalesi konusunda Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin tavrını açık bir şekilde ortaya koyması gibi unsurlar bir yana, ABD'nin uluslar arası konsensüs sağlamadan böyle bir eyleme girişmesi şu ana kadar izlediği politikalarıyla da çelişecek. Irak savaşının mimarlarından Paul Wolfowitz'in yanı sıra Senatör John McCain, Joe Liberman gibi isimler Kaddafi'nin devrilmesi için Obama'nın daha radikal kararlar (isyancıları silahlandırmak gibi) alması gerektiğini savunurken Senatör Lindsey Graham, Temsilciler Meclisi üyesi Keith Ellison gibi isimler, her ne yapılacaksa BM Güvenlik Konseyi'nden karar çıkartarak yapılması gerektiğinin altını çiziyorlar. Ellison, “Barışın tehdidi, bozluması ve saldırı eylemi durumunda alınacak önlemler”i düzenleyen BM Sözleşmesi'nin 7. Bölümü için karar alınması için çalışılması gerektiğini savunurken, eski bir Pentagon çalışanı Hoover Enstitüsü'nden Kori Schake gibi uzmanlar askeri bir eylemin büyük riskleri beraberinde getireceğinin altını çiziyorlar.
Tunus ve Mısır'da “geç tavır aldığı” eleştirilerine maruz kalsa da Obama'nın bu ülkelerde ABD adına krizi iyi yönettiğini söylemek mümkün. “Her ülkenin kendine has durumları var ve o ülkelerin geleceği halkları tarafından belirlenmeli” ilkesinden hareket eden Obama'nın bu ilkeye ne kadar bağlı kalabileceği tartışmalı.
BM Güvenlik Konseyi'nden BM Sözleşmesi'nin 7. Bölümü'nde yeralan 41. Madde doğrultusunda askeri müdahale kararı çıksa bile;
- Başını ABD'nin çektiği bir askeri operasyon, Irak'tan askerlerini tamamen çekmeye çalışan, 2011 Haziran ayı itibariyle Afganistan birlikleri çekme sözünü veren Obama'yı Ortadoğu'da üçüncü bir savaşı başlatan ve Libya'da işgalci lider pozisyonuna taşıyacaktır,
- Başta Türkiye olmak üzere, bölge ülkelerinin çoğu böylesi bir operasyondan rahatsız olacaktır. Yemin içme töreninde, İstanbul ve Kahire konuşmalarında Müslüman dünya ile yeni bir ilişki geliştirme sözü veren Obama verdiği sözlerle çelişecek, İslam dünyasından ABD'ye yönelik yeni bir öfke dalgasına maruz kalacak, bölge ile ilişkilerde Bush dönemine geri dönülecektir,
- Libya'nın yanı sıra bölgede Bahreyn, Ürdün ve Yemen de kaynayan ülkeler. Ürdün Kralı Abdullah ve Bahreyn Kralı Hamad bin İsa el-Halife'nin reform çalışmalarını övüp tahtlarını sağlamlaştırmaya çalışan Obama'nın bir yandan diktatör devirirken öbür yandan diktatörlere kanat germesi müthiş bir çelişkiyi beraberinde getirecektir.
Ürdün ve Bahreyn'de insanlar Washington nezdinde İran'da Ahmedinecad, Suriye'de Esad, Libya'da Kaddafi kötü diktatörler, bizdekiler iyi diktatörler mi sorusunu sorarsa Obama'nın cevabı ne olacaktır acaba!






