Sendikalar rekabetle kaybediyor
00:00, 25/11/2007, Pazar
Yeni Şafak
Sendikalar rekabetle kaybediyor
Sendikal örgütlenme tazminatı, sendikaların hükümetlerden aldıkları en anlamlı hak; en stratejik kazanımdır. Ancak bu hak, sendikalar tarafından rekabete kurban ediliyor
2005 yılındaki Toplu Görüşmeler'de Memur-Sen'in önerisi olarak hükümete sunulan ve o görüşmelerde kabul edilen “sendikal örgütlenme tazminatı”, aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ yanlış tanımlanmaya ve yanlış anlaşılmaya devam ediyor.
Konu son derece yalın ve anlaşılır olmakla birlikte KESK ve Kamu-Sen idarecilerinin maksatlı tutumu yüzünden yanlış takdim edilmiş, tazminatın adı da, amacı da çarpıtılmıştır. Hemen başta şu açık tanımı yapmak gerekiyor: Sendikal örgütlülük tazminatı, devletin, üye oldukları tarihten başlayarak 'yalnızca sendika üyesi olan memurlara ödediği zam'mın adıdır. Hangi bakanlıkta, hangi hizmet kolunda olur olsun; herhangi bir sendikaya üye olan devlet memuru, üye olduğu aydan itibaren bu zammı almaya hak kazanmaktadır. Bu zammın adı “sendikal örgütlenme tazminatı”dır ve miktarı da 5 YTL'dir. (Bu sene 10 YTL olması kararlaştırılmıştır.) Memur, istifa ettiği veya üyelikten çıkarıldığı aydan itibaren de bu zam kesilmektedir.
Memur-Sen'in bu talebi, 2005 Toplu Görüşmeleri'nde yüzde 1 idi. Ancak Mehmet Ali Şahin, “gelin bu oranı 5 YTL olarak yuvarlayalım” deyince ve Kamu-Sen'in de destek vermesi üzerine, yüzde 1 teklifi revize edildi ve 5 YTL kabul edilmiş oldu. 2006'nın 1 Ocak'ından geçerli olmak üzere de yürürlüğe girdi.
Sendikal örgütlülük tazminatı, fikir olarak 2004 yılında Eğitim-Bir-Sen'in Ankara'daki bir şube başkanları toplantısında doğmuş ve tarafımızdan bir öneri olarak seslendirilmişti. Daha sonra her yıl olduğu gibi “Toplu Görüşme Taleplerimiz” başlığı ile raporumuz hazırlanıp konfederasyonumuz Memur-Sen'e sunulmuş ve söz konusu tazminat, bu raporun 19. maddesi olarak yer almıştı. Talebimiz şöyle ifade edilmişti: “19. Sendika üyesi kamu görevlilerine sendikalı olmalarına yönelik olarak “sendikal örgütlenme tazminatı” ödenmelidir.”
SENDİKALILIĞI TEŞVİK ETMEK
Önerimizin iki amacı vardı: İlki, kamu sendikalarının kendi üyelerini ödüllendirme; onların bir sendikaya üye olmakla gösterdikleri iradenin, maaşlarına zam olarak kendilerine dönüşünü sağlama isteğiydi. Sendikal örgütlülük tazminatıyla devlet ilk kez bir memuruna, “sendikalı olduğu için” zam veriyordu. Burada miktarın da bir önemi yoktu, çünkü vaktiyle yasadışı kabul edilen, coplarla engellenmeye çalışılan bir süreç, haklılığını ve meşruiyetini ispat etmiş ve işte çalışanlara “sendikal mücadeleye katıldıkları, bir sendikanın üyesi oldukları için” zam alınmıştı. İkinci amacı da üye olma konusunda tereddüt yaşayan kamu çalışanlarını üye olmaya teşvik etmekti. Kişinin kendi haklarını koruması ve geliştirmesi için mücadele etmesi hem haktır, hem bir görevdir. Bu hakkı kullanır, bu görevi ifa ederken, yani mücadelesini yasal sendikal zeminde sürdürürken bundan dolayı devletçe “coplanmak” yerine adeta “aferin” denilerek maaşına zamla taltif edilmesi, elbette sendikalaşmayı hızlandıracak, sendikal mücadele içinde memuru daha güçlü, daha etkin bir pozisyona taşıyacaktır.
Talebimizin, yasal düzenleme yapılarak kabul edilmesi, devlet açısından da sendikalaşmayı teşvik etme, sivil toplumculuğu güçlendirme anlamı taşıyordu. Bilindiği gibi aynı işi yapan, derece ve kademesi aynı iki memurdan evli ve iki çocuklu olan; bekar olana kıyasla şu anda yaklaşık 100 YTL fazla maaş almaktadır. Çünkü devlet, evlenene aile yardımı adıyla bir zam ve iki çocukla sınırlı da olsa çocuk yardımı adıyla bir başka zam vermektedir. Eşitlik prensibinden hareketle, işveren olarak devlet, diyebilirdi ki, 'çalışanın medeni durumu beni ilgilendirmez, evli midir, bekar mıdır ona bakmam, yaptırdığım işe göre herkese aynı ücreti veririm.' Böyle denmediğine göre, demek ki aile müessesesinin korunması ve neslin devamının sağlanması önemseniyor. Hem de maaşa zam vesilesi sayılacak kadar! İşte sendikalı olan memurun, üye olduğu aydan itibaren maaşına “sendikal örgütlenme tazminatı” adıyla bir zammın yapılması da aynı mantıktan beslenen, çalışanın sendikalı olmasını teşvik edici bir düzenlemedir.
Şimdi sırada bu tazminatın miktarını artırmak ve dolaylı yoldan o hep özlemini çektiğimiz “toplu sözleşme”nin kapısını aralamak olmalıydı. Sendika üyesi memurlara bir tazminat ödenmesini kabul eden kanunla, etkin ve doğru kullanılabilirse, bir tür toplu sözleşme kapısı açılmış olacaktır. Sendika ve konfederasyonlar, mali hakların tümünü bu madde üzerine yoğunlaşarak, pazarlıklarını bu tazminat kaleminde yapılacak artış miktarı üzerinden yürüterek üyeler için çok büyük kazanımlar elde edebilirler.
KESK, bu öneriye o tarihte şiddetle karşı çıkmış, gerekçe olarak da devletin üyeye ödediği 5 YTL'nin, “aslında sendikaya yapılmış” sayılacağını(!) iddia etmiş, ardından daha da komik bir savunmayla “devlet parasıyla sendikacılık olmaz” diyerek destek vermemişti.
Sendikaya üye olan memurun sendikasına ödediği üyelik aidatı, maaşının binde 5'i (% 0,5) oranındadır. KESK yöneticileri, 5 YTL olan sendikal örgütlülük tazminatının, bu aidata karşılık verildiğini iddia etmiş, buradan hareketle de devlet parasıyla sendikacılık söylemine ulaşmıştı. Oysa üyemizin ücretine, sırf üye olduğu için küçük de olsa bir zam almışsak bundan ancak gurur duyulabilirdi. Evet, 2005'te kazandığımız bu hak, “sendikal örgütlülük tazminatı”; miktar olarak ancak memurun sendikaya ödediği aidat kaybını telafi edecek kadardır, ama başlangıçta hükümeti razı edebilmek için özellikle küçük tutulmuş olan bu rakamı sonraki yıllarda -mesela bu yıl- yükseltmenin nasıl bir sakıncası var anlamak mümkün değildir.
KESK VE KAMU-SEN'İN TAVRI
Devlet parası meselesine gelince, ne zamandan beri memurun devletten para alması ayıp karşılanır oldu? Kamu-Sen ise, talebimizi desteklemiş ancak, bu tazminatı sahada üye yapma çalışmaları sırasında kamu çalışanlarına yanlış tanıtmıştı. Onlar da devletin memura vermeyi kabul ettiği bu tazminatı, “üyelik aidatı” karşılığı verdiğini iddia etmiş, “sendikamıza üye olun, aidat kaybınız olmayacak, çünkü parasını devlet veriyor” biçiminde takdim edip üye yazmaya çalışmışlardı. Kamu-Sen burada esasen KESK'in mantığından hareket etmiştir. Ancak bu yanlış takdim yüzünden binlerce devlet memuru, sendikal örgütlülük tazminatının devlet tarafından doğrudan “sendikalara ödenen bir para olduğu yanılgısına” düşürülmüştür. Nitekim şimdi 2007 toplu görüşmelerinde, 5 YTL olan miktarın en az 10 YTL olması kabul edilmiş, bu yanılgı içindeki kimi kamu çalışanları da, “sendikalar kendilerine zam istiyor” gibi haksızlık da içeren yeni bir yanılgıya düşmüşlerdir.
Sendikal örgütlülük tazminatı, kanaatimizce sendikaların şimdiye kadar hükümetlerden aldıkları en anlamlı hak; en stratejik kazanımdır. Doğru ve etkin kullanılması durumunda “toplu sözleşme” işlevi görecek kadar güçlü bir enstrümandır. Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması için şu örnekle bitiriyorum: Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK, gelecek yıl toplu görüşmelerde hükümete, mali haklar konusunda tek bir öneri sunsalar, “seyyanen zam istemiyoruz, yüzdelik artış istemiyoruz, aile çocuk yardımına zam istemiyoruz; yalnızca sendikal örgütlülük tazminatının, ele geçen maaşın yüzde 10'u kadar artırılmasını istiyoruz, tek talebimiz budur” deseler, tablonun nasıl değişeceğini bir tahayyül eder misiniz!
* Eğitim Bir-Sen Genel Yönetim Kurulu üyesi
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.