Siyaset sahnesi ve senaryo değişirken
00:00, 30/08/2009, PazarG: Güncelleme: 03:17, 30/08/2009, Pazar
Yeni Şafak
Siyaset sahnesi ve senaryo değişirken
AK Parti hükümeti ile birlikte Türkiye'de sadece siyaset sahnesi değişmemiş, bu sahnede oynanan oyunun seneryosu da değişmiştir. AK Parti, kendinden önceki bütün tabuları siyasete taşımıştır. Demokratik açılım bunun son örneğidir.
Demokratik açılım tartışmalarına bakıldığında Türkiye'nin on yıl öncesine göre epey mesafe aldığını görmek mümkündür. İki döneme ilişkin en somut gözlem Türkiye'nin siyasetle yeniden tanıştığı ve gerçekten konuşmaya başladığıdır. Siyasetin belli bir toplumsal kesime ait olanların bir uğraşı olduğunu düşündüğümüzde; şimdi toplumun kendisine yasaklanmış olan alana girdiğini, bu anlamda siyasetle tanıştığını görüyoruz.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye'de devlet toplum ilişkisi otoriter bir zihniyet içinde şekillenmiştir. Devletin, ulusu yarattığı ve toplumun vatandaşlık bağı ile homojenleştirildiği ve farklı kimliklerin özel alana hapsedildiği bir kamusal alan yaratılmıştır. Böyle bir toplumda siyaset, doğal olarak, bu ulusu inşa eden askeri ve sivil bürokrasinin inisiyatifinde kalmıştır. Bu toplumsal sınıfın kendi meşruiyetini kurduğu kültürel kimliği sorgusuz sehiplenenler ise merkezden taşraya bu sınıfın gönüllü temsilcisi olmuşlardır. Ancak bir parantezle bu inşanın sadece siyasetle sınırlı olmadığını söylemek gerekiyor. Ekonomi içinde, kültür içinde bu süreç böyle olmuştur. Siyaset için çizilen devletin tanımladığı kamusal alan olmuştur. Bu kamusal alanı bir sahne olarak kabul edersek, sahneye çıkanlar belli olduğu gibi, bunların oynayacağı senoryada esas olarak bellidir. Çok partili hayata geçişle birlikte sahne aynı kalmış ancak oyuncuların senaryodan hafif sapma eğilimleri açık ve örtülü darbelerle törpülenmiştir. Bu açıdan açık ve örtülü darbeler esas olarak bu sahneyi tahkim eden teşebbüsler olarak okumak yanlış olmayacaktır.
Bu sahnede yapılan siyaset ancak “küçük siyaset” olarak tanımlanabilecek, daha çok alt yapı hizmetleri, ekonomi, yerel yönetimi gibi apolitik hizmeltlerdir. Bunlar dışında kalan “büyük siyaseti” yapan hep başkaları olmuştur.
SAHNE VE SENARYO DEĞİŞİRKEN
İşte bu sahne artık değişiyor. On yıl önce ile kıyaslandığında ortaya çıkan en önemli değişiklik, değişen bu sahnenin varlığıdır. Bu değişim, 28 Şubat süreci ile hızlanmış görünse de esas olarak 1960'lardan itibaren başlamıştır. 1960'lardan itibaren dünyada yaşanan modernlik tartışmlarının somut etkilerinin yansımadır. Homojen varsayılan toplumun içinde özel alanda kalan farklılıkların kendini önce kamusallaştırması sonra da siyasallaştırmasıdır. İslami hassasiyetlerin, Kürt kimliğinin kamusallaşarak siyasallaşması bugün yaşadığımız değişimin esas motorudur. Bu değişim talebine karşı çıkanlar için siyaset; içinde İslam geçenin otomatik olarak “irtica”, içinde Kürt geçenin otomatik olarak “bölücü” sınıfına konduğu otoriter anlayışını sürdürmek olmuştur. Bu açıdan bugün gelinen nokta, bu zihniyetin iflas etmiş olduğudur.
İslami kesim içinde Refah Partisi sonrası yaşanan siyasetin algı ve okunmasından kaynaklanan farklılaşma AK Parti'yi değişen siyasi sahnenin ana aktörü yapmıştır. Daha önemlisi AK Parti ile başlayan süreç, sadece sahnenin yenilenmesi olarak değil, küçük siyaset ile büyük siyasete ait konularında bu sahneye girmesine yol açmış senaryoyu da değiştirmiştir. 2002'den bu yana siyasi alanda yaşanan birçok gelişme; AB aday üyeliği, bu üyelik için atılan somut adımlar, hak ve özgürlüklerin genişlemesi, sivilleşme ve demokratikleşme konusunda olsun gerçekleşenler; kendinden önceki 80 yıldan katedilenden daha büyüktür.
AK Parti ile birlikte başlayan demokratikleşme ve sivilleşme adımları, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün çözüm olduğu anlayışının terk edilmesi, MGK'nın göreli olarak sivilleşmesi, Ergenekon Davası'nda sürdürülen siyasi irade, Alevi açılımı ve son olarak Demokratik açılım süreci olmak üzere bütün bu tartışmalı konular büyük siyasetin konuları olarak siyaset sahnesine girmiştir. Bunların hepsi, AK Parti hükümetine kadar siyaseten neredeyse yasaklı konulardı. AK Parti ile birlikte bütün bunlar hem siyaseten tartışılan hem de üzerine konuşulan konular haline geldiler. Bu büyük fotoğrafa bakınca bile Türkiye'nin gerçekten önemli bir değişim yaşadığını söylemek mümkün.
Ancak bu sahnenin eksikleri vardı. Bu sahnede AK Parti'ye eleştirel bakacak, onu daha ileri adımlar atmaya zorlayacak başka partiler yoktur. Bu eksiklik, AK Parti dışındaki partilerin bu değişim fark edememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum AK Parti'nin de daha fazla hata yapmasına yol açmaktadır. Yaşanan bu değişimi görememe sadece var olan partilerde değil, kendisine sağda ya da solda yer arayan yeni hareket/arayışlar için de geçerlidir. ANAP ile DP'nin birleşmesinden merkez sağ kurtacak parti çıkacağı hayaline kapılanlardan tutun, AK Parti'den koparak merkez sağı toparlama hayallerine kadar. Benzer şekilde CHP'yi yeterince sol bulmayan sol arayışlar içinde geçerlidir. Onların temel problemi ise neredeyse aynı insanların AB'ye mesafeli bakanlardan tutun da, laikliği hâlâ laikçilik olarak yorumlayanları “çağırmazsak ayıp olur” kaygısıyla bir araya getirmede ısrar etmelerindedir.
CHP-MHP VE DTP'NİN SORUNU
Başbakan Erdoğan'ın Demokratik açılım konusunda gerek siyasi irade gerekse söylem olarak kullandığı dil ve sorumluluk bu değişimin en somut göstergesidir. Bu sürecin başarıya ulaşması, bu değişimi tescil edecektir. Bu anlamda içinden geçtiğimiz süreç, yeni bir kamusal alanını inşası bu anlamda siyasi alanın yeniden şekillenmesidir.
CHP, MHP ve zaman zaman da DTP'nin Demokratik açılım karşısında verdikleri tepkiler, öncelikle değişen Türkiye'yi okuyamamalrından kaynaklanmaktadır. CHP, bu süreci başlatanın AK Parti olmasından; MHP dayandığını düşündüğü “milliyetçi taban”a güvenerek, DTP'nin bu süreci bir mazarlık masası gibi okuyarak attıkları adımlar; bu partileri sadece marjinalleştirmekle kalmayacağı açıktır. Bu süreç içinde haklı olduğunu düşünmesekte MHP'nin tavrını tutarlı bulmak mümkündür. CHP için bu sürece karşı çıkarak; AK Parti'nin tek kaldığı siyasi sahneye soldan ortak olma şansını kaybetmektedir. Peki DTP. Onun kaygısıda; değişen bu sahnede Kürt sorunun çözülmesinden sonra varlığını nasıl sürdürecekleri olabilir mi? Sahi Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye'de kimlik siyaseti iktidar adayı olabilir mi?
Unutmayalım, siyaset toplumsallaşırken, toplumdan uzaklaşan bir siyaseten yaşama şansı yoktur.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.