Türkiye'nin yurt dışında FETÖ ile mücadelesi
04:00, 17/07/2026, CumaG: Güncelleme: 06:44, 17/07/2026, Cuma
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım
Türkiye bugüne kadar yurt dışında büyük ölçüde “eski FETÖ” ile mücadele etti. Ancak önümüzdeki yıllarda karşısında yaşadığı ülkeye daha fazla entegre olmuş, dili ve sistemi daha iyi bilen “yeni FETÖ” neslini bulabilir.
Dr. Hacı Mehmet Boyraz - Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminin üzerinden on yıl geçti. Aradan geçen sürede örgütün Türkiye içindeki yapılanmasına ağır darbeler vuruldu, finansal kaynakları büyük ölçüde kurutuldu ve yeni eleman devşirme imkânı ciddi şekilde sınırlandırıldı. Elbette FETÖ ile ülke içindeki mücadele henüz bitmiş değil. Güvenlik birimleri örgütün hücre yapılanmalarına yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Fakat gelinen vaziyet gösteriyor ki mücadelenin ağırlık merkezi artık yurt dışına kaymış durumda. Ancak FETÖ ile mücadelenin yurt dışında henüz yeni başladığı söylenebilir.
Hemen belirtmek gerekir ki örgütle yurt dışındaki mücadele daha zor. Zira Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre FETÖ’nün faaliyet ağı yaklaşık 160 ülkeye yayılmış durumda. Yani Türkiye küresel bir örgütle mücadele ediyor. Üstelik her ülkenin FETÖ’ye yaklaşımı aynı değil. Bazı ülkeler Türkiye ile kurdukları güçlü ilişkiler sayesinde örgütün faaliyetlerini engellerken bazıları FETÖ’yü hâlâ Türkiye’ye karşı kullanılabilecek bir dış politika enstrümanı olarak görüyor. Nitekim İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre yurt dışındaki firari FETÖ mensuplarının yaklaşık yüzde 40’ının ABD ve Almanya’da bulunması tesadüf değil. Haliyle Türkiye’nin örgütle yurt dışındaki mücadelesinin başarısı kendi kararlılığı kadar muhatap ülkelerin siyasi iradesine de bağlı.
EN ÖNEMLİ ARAÇ: LİDER DİPLOMASİSİ
Bu çerçevede Türkiye’nin FETÖ ile yurt dışında mücadele konusunda bugüne kadar başvurduğu en önemli araç lider diplomasisi oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı ikili görüşmelerde ve katıldığı uluslararası zirvelerde sıklıkla FETÖ meselesini muhataplarının önüne koydu. Bakanlar, siyasetçiler ve diplomatlar da aynı çizgide hareket ederek örgütün yalnızca Türkiye için değil faaliyet yürüttüğü her ülke için tehdit oluşturduğunu anlattı. Israrlı siyasi ve diplomatik çabalar neticesinde İslam İşbirliği Teşkilatı, Asya Parlamenterler Asamblesi, Pakistan Yüksek Mahkemesi ve KKTC; FETÖ’yü terör örgütü olarak tanıyarak Türkiye’nin mücadelesine destek verdi. Birçok ülke de örgüte ait kurumları kapattı veya faaliyetlerini sınırlandırdı. Böylece FETÖ’nün yurt dışında yıllarca oluşturduğu dokunulmazlık zırhında ciddi gedikler açıldı.
EĞİTİM AĞI DARALDI
Örgütle mücadelenin en somut sonuç verdiği alanlardan biri eğitim oldu. Bilindiği üzere FETÖ, dünyanın dört bir yanında sözde Türk okulu maskesiyle açtığı kurumları yalnızca eğitim amacıyla kullanmadı. Bu okullar üzerinden adam devşirdi, ekonomik ağlar kurdu, yerel elitlerle ilişki geliştirdi ve uzun vadeli nüfuz alanları oluşturdu. Haziran 2016’da kurulan Türkiye Maarif Vakfı (TMV) bu yüzden yurt dışındaki mücadelenin en önemli kurumsal araçlarından biri hâline geldi. Bugüne kadar 23 ülkede FETÖ ile iltisaklı 294 okul ve 1 üniversite devralan TMV ayrıca farklı ülkelerde 239 yeni okul açtı. Bugün 66 ülkede 75 binden fazla öğrenciye ulaşan Vakıf, dünyanın en geniş uluslararası eğitim ağlarından birine dönüştü. Böylece FETÖ’nün yıllarca adam devşirdiği ve kendine alan açtığı eğitim ağı daralırken Türkiye, aynı alanda kendi kurumlarıyla çok daha güçlü bir aktör haline geldi. Bu açıdan TMV’nin devraldığı her FETÖ okulu ve eklentileri örgütün yurt dışındaki nüfuz alanından bir parçayı koparırken açılan her yeni TMV okulu da FETÖ’nün eğitim sahasında yeniden alan kazanmasını zorlaştırıyor.
FETÖ ile mücadelede Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) da benzer bir öneme sahip. YTB koordinasyonunda yürütülen Türkiye Bursları projesi kapsamında her yıl yaklaşık 5 bin uluslararası öğrenciye burs veriliyor. Söz konusu burslar için bu yıl 200 bine yakın başvurunun alınması, Türkiye’nin bu alanda ulaştığı kapasiteyi yeterince gösteriyor. Burada FETÖ’nün yıllarca yabancı öğrencilerle karşılıksız burs adı altında ilişki kurup kendisine eleman devşirdiği hatırlandığında Türkiye Bursları’nın kıymeti daha iyi anlaşılabilir. Üstelik Türkiye’deki eğitimlerini tamamlayıp ülkelerine dönen mezunlar; siyaset, bürokrasi, akademi, sanat ve iş dünyasında önemli görevler üstleniyor. Etiyopya, Kosova ve Somali gibi ülkelerde üst düzey görevlere gelen Türkiye mezunları bunun somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu isimlerin kendi ülkelerinde daha görünür ve etkili konumlara gelmesi, Türkiye’nin ilgili ülkelerle beşerî ve siyasi bağlarını güçlendirdiği gibi FETÖ’nün yıllarca yabancı öğrenciler üzerinden kurduğu ilişki ağının etkisini de azaltıyor.
TÜRK DİASPORASI’NIN ÖNEMLİ ROLÜ
Yurt dışındaki mücadelede Türk diasporası ve sivil toplum kuruluşları da önemli bir işleve sahip. Uzun yıllar boyunca FETÖ, özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’daki Türk toplumunun temsilcisi olduğu yönünde bir algı inşa etmeye çalıştı. Kurduğu dernekler ve sözde diyalog platformları aracılığıyla bulunduğu ülkelerdeki Türk diasporası üzerinde nüfuz kurdu. Son yıllarda Türkiye’ye yakın sivil toplum kuruluşlarının ve diaspora örgütlerinin daha görünür ve etkin hâle gelmesi, FETÖ’nün bu alandaki tekelleşmesini önemli ölçüde kırdı. Türk diasporasının Türkiye’nin haklı tezlerini daha etkin biçimde anlatması ve örgütün gerçek yüzünü yabancı kamuoylarına aktarması, FETÖ’nün yıllar içinde oluşturduğu çarpık meşruiyet zeminini aşındırdı. Kısacası Türk diasporasının kendi içinde daha örgütlü ve kurumsal hale gelmesi, FETÖ’nün yurt dışındaki hareket alanını daralttı. Bu ivmenin korunması hâlinde örgütün yurt dışında insan ve finans kaynağı temin etmesi zorlaşacağı gibi Türkiye aleyhinde yürüttüğü propaganda faaliyetleri de amacına ulaşamayacaktır.
Yurt dışındaki mücadelenin bir diğer ayağını kültürel diplomasi oluşturuyor. FETÖ, Türkiye’nin yurt dışındaki kurumsal varlığının bugünkü kadar güçlü olmadığı dönemlerde sözde kültür dernekleri üzerinden geniş bir çevre edinerek kendisini adeta Türkiye’nin sivil temsilcisi gibi sundu. Siyasetçilerden akademisyenlere, bürokratlardan iş insanlarına kadar farklı kesimlerle kurduğu çarpık ilişkilerde bu sahte temsil iddiasından uzun yıllar istifade etti. 2007’de kurulan Yunus Emre Enstitüsü (YEE) bu açıdan önemli bir boşluğu doldurdu. Bugün 71 ülkedeki 95 yurt dışı temsilciliğiyle faaliyet gösteren YEE sayesinde Türkiye; dilini, kültürünü, tarihini ve hikâyesini doğrudan kendi enstitüleriyle anlatıyor. Böylece FETÖ, kendisini artık Türkiye’nin ve Türk kültürünün temsilcisi olarak pazarlayamıyor.
MİT FİRARİLERİN ENSESİNDE
İade talepleri, yurt dışındaki mücadelenin bir başka önemli ayağı olarak görülebilir. Adalet Bakanlığı’nın geçen ay açıkladığı verilere göre Türkiye, 2 bin 765 FETÖ mensubu hakkında hazırlanan toplam 2 bin 950 iade talebini 119 ülkeye iletti. Bu taleplerin yarısından fazlasını sadece Almanya ve ABD’ye gönderdi. Bu durum bir taraftan örgüt mensuplarının söz konusu iki ülkede yoğunlaştığını diğer taraftan Türkiye’nin dünyanın dört bir yanına dağılan firarileri yakından takip ettiğini gösteriyor. Bazı FETÖ’cülerin bulundukları ülkelerde sığınma hakkı elde etmesi veya vatandaşlık kazanması ise iade süreçlerini zorlaştırıyor. Bu nedenle dosyaları hazırlayıp ilgili ülkelere göndermek yetmiyor. Örgüt mensuplarının değişen durumlarını takip etmek, iade dosyalarını yeni delillerle güncellemek ve siyasi temaslarda konuyu sürekli gündemde tutmak gerekiyor. Bu konuda Türkiye’nin yakın ilişkiye sahip olduğu ülkelerde yürütülen çalışmaların daha fazla sonuç verdiği söylenebilir. Nitekim bugüne kadar sonuçlanan iade süreçleri, ilgili ülkelerin siyasi irade göstermesi hâlinde FETÖ mensuplarının Türkiye’ye getirilebildiğini gösteriyor.
Hukuki iade süreçlerinin yanında Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yürüttüğü operasyonlar da yurt dışındaki mücadelenin önemli bir boyutunu oluşturuyor. Özellikle Orta Asya, Balkanlar ve Afrika’da gerçekleştirilen operasyonlar sayesinde çok sayıda firari FETÖ’cü Türkiye’ye getirildi. Bu operasyonların Türkiye’nin yakın siyasi ve güvenlik ilişkilerine sahip olduğu ülkelerde gerçekleştirilmesi dikkat çekiyor. Zira örgüt mensuplarının bulundukları ülkelerde elde ettikleri hukuki statü ve kurdukları ilişkiler, klasik iade mekanizmalarının işletilmesini zaman zaman zorlaştırıyor. MİT’in ilgili ülkelerin güvenlik birimleriyle geliştirdiği iş birliği ise örgüt mensuplarının yurt dışında takip edilmesi ve Türkiye’ye getirilmeleri konusunda daha hızlı sonuç alınmasını sağlıyor. Dolayısıyla istihbarat alanındaki iş birlikleri, diplomatik ve hukuki girişimlerle birlikte Türkiye’nin FETÖ ile yurt dışındaki mücadelesi açısından büyük önem taşıyor.
KARA PROPOGANDAYA KARŞI ÇOK DİLLİ MİLLÎ MEDYA
Son yıllarda FETÖ ile mücadelenin dijital boyutu da önem kazandı çünkü yurt içindeki yapılanmasını kaybeden örgüt, yurt dışında dijital medya üzerinden Türkiye aleyhinde propaganda faaliyetlerine ağırlık vermeye başladı. Türkiye de buna karşı örgütle bağlantılı dijital ağları deşifre edip engelliyor. Örneğin İletişim Başkanlığı’nın Mayıs 2026’da açıkladığı verilere göre FETÖ ile iltisaklı toplam 1.731 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Ancak FETÖ ile dijital mücadele sadece örgüt mensuplarına ait hesapların kapatılmasından ibaret değil. İletişim Başkanlığı, Anadolu Ajansı ve TRT’nin yanı sıra FETÖ gerçeğini bilen Yeni Şafak gibi yerli ve milli medya kuruluşları, yabancı dillerde hazırladıkları içeriklerle örgütün kara propaganda faaliyetlerine karşı Türkiye’nin haklı tezlerini uluslararası kamuoyuna anlatıyor. Böylece FETÖ’nün dijital mecralardaki hareket alanı daraltılırken yabancı kamuoylarının Türkiye’yi örgütün ürettiği yalan haberler ve çarpık anlatılar üzerinden tanımasının da önüne geçiliyor.
FETÖ MUTASYONU GÖZ ARDI EDİLMEMELİ
Gelinen durum itibarıyla Türkiye’nin yurt dışında FETÖ’ye karşı geniş bir mücadele kapasitesi oluşturduğu ifade edilebilir. İlk yıllarda ağırlıklı olarak firari örgüt mensuplarının takibi ve FETÖ’nün yabancı devletlere anlatılması üzerinden yürüyen mücadele, bugün çok daha geniş bir alana yayılmış durumda. Diplomasiden eğitime, kültürel faaliyetlerden hukuki ve dijital mücadeleye kadar farklı araçların devreye sokulmasıyla FETÖ’nün yıllarca rahatça hareket ettiği alanların her biri kısıtlandı. Dolayısıyla örgüt, yurt dışında varlığını sürdürse de on yıl öncesindeki hareket kabiliyetine kesinlikle sahip değil.
Öte yandan FETÖ’nün diasporada geçirdiği mutasyonu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bugün yurt dışında örgüt mensuplarının çocuklarından oluşan yeni bir nesil yetişiyor. Bunlar bulundukları ülkelerin eğitim sistemlerinde büyüyor, yerel dilleri ana dil düzeyinde konuşuyor ve yaşadıkları toplumların siyasi ve kültürel kodlarını ailelerinden daha iyi biliyor. Bir kısmı ebeveynlerinin Türkiye’den neden kaçtığını veya örgüt içindeki geçmişini bilmeden büyüyor. Yine de ailelerinden güçlü bir Türkiye düşmanlığı miras alarak yetişiyorlar. Bu özellikler, yeni neslin FETÖ’nün geçmişte kullandığı yöntemlerden farklı araçlarla ve daha geniş bir hareket kabiliyetiyle faaliyet göstermesine zemin hazırlıyor. Türkiye bugüne kadar yurt dışında büyük ölçüde “eski FETÖ” ile mücadele etti. Ancak önümüzdeki yıllarda karşısında yaşadığı ülkeye daha fazla entegre olmuş, dili ve sistemi daha iyi bilen “yeni FETÖ” neslini bulabilir. Bu yüzden yazının girişinde ifade edildiği gibi FETÖ ile mücadelenin yurt dışında henüz yeni başladığı söylenebilir.