Bize çok uzak olan birşey var, yıllardır hiç beceremediğimiz: “maça iyi başlamak” . Yine olmadı; bir haftadır beklediğimiz, futbolumuzun geleceği için hayati önem taşıyan bu maçta bile. Golü yedik, yetmedi. Belçika ikinci, hatta üçüncü golü de bulabilirdi. Kendimize gelmemiz yirmi dakika sürdü, neyse ki o yirmi dakikada Belçika ipimizi çekmeyi beceremedi. Maçın ilk bölümünde, beklerimizin panik hali, orta sahamızın da top çıkarmak için geriye gelmemesi, bunların sonucunda stoperlerimizin gereksiz top şişirmeleri, Belçika''yı da pres yapmaya teşvik etti. Belçika, iyi bir takmı ama, ilk yirmi dakikada, onların hiç olmadıkları kadar iyi oynamasına sebep olan bizdik.
Topu yere indirdiğimiz ilk atakta, hempozisyonu hem golü bulduk. Golden sonra, asıl karakterimizi, devre sonuna kadar sahaya yansıttık. Milli takımımızın oyun karakterinde hiç olmayan, beceremediğimiz şey; topun arkasında beklemek. Zaten, ikinci devre bu görüntüye bürününce, maçın ibresi tekrar Belçika''ya döndü. Çok açık bir durum var; ligimizde hücum futbolu oynanmasa da, milli takımımızın en iyi yaptığı şey maçı karşı yarı sahada oynamak, topa sahip olmak. Bir puan için oynayıp da, gerçekten bir puan aldığımız maç yoktur. Eğer bu maçtan bir puanla çıktıysak, bu Belçikalı futbolcuların, kalemize yakın bölgedeki beceriksizliğindendi.
Dün milli takımda, hücum oyuncuları dışında vasatı geçen oyuncu yoktu. Burak, Kazım ve Arda bireysel olarak görevlerini yerine getirdiler. Hatta Kazım sırtı dönük en iyi futbolunu oynadı belki de. Burak ve Arda maçın büyük bölümünde, karşı kaleye gitmek için tek umutlarımızdı.
Sezonun sonunda, Nuri, Hamit, Gökhan gibi eksiklerimize rağmen bu hayati maçtan istediğimizi aldık. Oyun olarak maçın büyük bölümünde, Belçika''nın üstünlüğünü kabul etmemize rağmen, sonuç bizim için iyi olandı. Zaten, gerçek oyun kimliğimizi 20-30 dakika daha sahaya yansıtabilseydik, maçı muhtemelen rahatça kazanırdık. Neyse; buna da şükür...
Başlıklar :

