'un fethi ile ilgili olarak Büyükşehir Belediyesi'nce tertiplenen uluslararası sempozyum fethi sadece üstün bir askeri başarı olmanın ötesinde daha geniş kapsamlı bir medeniyet dönüşümünün mührü olarak değerlendirmek gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Fethin bir askeri zafer olarak önemi ve büyüklüğü tartışılamaz. Ancak bu durum fethi hazırlayan faktörleri ve fethin ortaya çıkardığı yeni durumu daha geniş kapsamlı bir tarihi çerçeveye oturtma gereğini ortadan kaldırmaz. Medeniyet tarihini salt siyasi tarih olarak algılayan ve tarihi akışı askeri nitelikli başarıların veya yenilgilerin iniş çıkışlı tablosuna indirgeyen bir yaklaşım İstanbul'un fethinin bütün boyutları ile değerlendirilmesini güçleştirir.
Bu açıdan İstanbul'un fethi İslam medeniyetinin en önemli eksen dönüşümlerinden birisinin mührüdür. Komşu medeniyet havzaları ile girişilen ilişkide ortaya çıkan eksen dönüşümleri islam medeniyetinin tarihi dinamizminin önemli yansımalarından birisidir. Fetihler bu yansımaların askeri parıltılarıdır. İslam medeniyetinin yayılma alanları içinde hesaplaştığı önemli medeniyet havzaları, Mısır, Bizans (Roma), Mezopotamya, İran ve Hint havzalarıdır. Bu havzalar ile karşılaşma dinamik bir süreç içinde ortaya çıkmış ve askeri çatışma ile sentez odaklarının ilişkileri içinde belirginleşmiştir. Afrika ve Uzakdoğu'daki yayılmalar ise askeri yoğunluğu ve çatışma boyutu daha az olan dolaylı etkileşime dayalı medeniyet ilişkileri biçiminde tecelli etmiştir.
Bu açıdan bakıldığında medeniyet dönüşümünün odağı ya da mührü niteliğindeki fetih hareketleri askeri ya da siyasi boyutun çok ötesinde değerlendirilmek zorundadır. Medeniyet dönüşümüne ivme kazandıran böylesi fetihlerin etkileri genel olarak beş alanda kendisini gösterir; 1. Bilgi birikiminin yeniden kurulduğu ilmi hareketlilik, 2. Medeniyetin hayat biçiminin şekillendiği sosyo-ekonomik yapı değişikliği, 3. Bu yapı değişikliğine meşruiyyet kazandıran hukuki çerçevelerin oluşması, 4. Medeniyetin siyasi güç temerküzünü sağlayan askeri üstünlük. 5. Diğer medeniyet havzaları ile olan ilişkileri de belirleyen bir yeni düzen anlayışı. Bu tür fetih hareketlerinin ilki ve en önemlisi Hz. Ömer zamanında komşu medeniyet havzalarının, yani Mısır, Mezopotamya ve iran'ın fethidir. Bu geniş çaplı fetih hareketi komşu medeniyet havzaları ile girişilen yoğun ilişki sonucu bütün bu alanları kapsayan geniş çaplı sonuçlar doğurmuştur. Klasik İslami ilimler bu yeni fetih alanlarında ortaya çıkan hesaplaşmaların doğurduğu ihtiyaçlara cevap verecek tarzda gelişmiş, Hicaz bölgesine göre çok daha karmaşık nitelikli sosyo-ekonomik yapılar teşekkül etmiş, bu yapılara uygun hukuki çerçevelerin oluşum süreci başlamış ve daha geniş kapsamlı siyasi güç temerküzünün de bu medeniyet havzaları içindeki gayrimüslim unsurların da yer aldığı yeni bir düzen anlayışının da ilk işaretleri ortaya çıkmaya başlamıştır.
İstanbul'un fethi bu açıdan ele alındığında İslam medeniyet tarihindeki ikinci önemli dönüşümün askeri yansıması niteliğindedir. Roma-Bizans medeniyet havzası üzerindeki hakimiyetin mührü olan fetih de benzer bir hareketliliği beraberinde getirmiştir. Fetihle birlikte İslam dünyasının değişik bölgelerinden İstanbul'a bir ilmi hareketlilik gerçekleşmiş ki Hamid Algar Bey, sempozyumda bu konuda son derece önemli bir tebliğ sunmuştur ve İstanbul, İslam medeniyetinin kültür ekseni haline dönüşmüştür. Sempozyumda Mehmet Genç Bey'in ifade ettiği gibi fetih öncesinde Osmanlı hakimiyetine girmiş Balkanlar ve Doğu Avrupa'daki feodal sosyoekonomik yapılanmanın tasfiyesi süreci fetih ile hızlanmış ve yeni bir sosyo-ekonomik yapılanma biçimi ortaya çıkmıştır. Fatih döneminde kanunnameler çerçevesinde gelişen hukuki yapılanma bu sosyo-ekonomik yapı değişimini hukuki bir çerçeveye oturtma çabasıdır. Fetihte kullanılan askeri teknoloji bir taraftan Bizans topraklarındaki Osmanlı hakimiyetini tam bir siyasi güç ekseni haline dönüştürürken diğer taraftan Ortaçağ siyasi güç merkezlerinin dağılma sürecini hızlandırmıştır. Fetihten sonra daha da sistematik bir tarzda gelişen millet sistemine dayalı Osmanlı siyasi düzeni de hem Bizans-Roma topraklarında fetih öncesinde geçerli olan düzen anlayışından, hem de 1648 Westfalya Anlaşması ile şekillenmeye başlayan ulus-devlet oluşumundan farklı nitelikler ile tebarüz etmiştir. Bundan sonra Hıristiyan Batı ile Osmanlı arasındaki temel çelişki bu iki farklı düzen anlayışının uzlaşmazlığından kaynaklanmıştır.
Fetih ile nihai oluşumunu tamamlayan İslam medeniyetinin İstanbul -merkezli Anadolu-Balkanlar (Eski Bizans-Roma havzası) ekseni Mısır, Hicaz, Kuzey Afrika, Kafkaslar ve Kırım'a yayılarak İslam medeniyetinin en özgün oluşumlarından birisine zemin oluşturmuştur. Bugün ülkemizde yaşanan bunalımlı dinamizm de bu eksenin kendi hayat damarlarını yeniden bulma çabasından kaynaklanmaktadır.