Kendi ifadelerine göre,
Yeni Parti
yürütülen bağış kampanyasında 1 Ağustos itibarıyla 85 bin 975
bağışçıya ve 182 milyon 68 bin 243 TL
gelire ulaşmış. Özgür Özel
’in 29 Temmuz’da "Yeni Parti'yi millet kurdu, millet büyütecek" retoriği ile başlattığı kampanya, fikrî altyapı olarak partinin siyasi yaklaşımıyla uyumlu görünüyor. Yeni bir hareketin tabanına dayanmaya çalışması, eğer bu süreç adam gibi, Osmanlı’nın deyişiyle “usulü veçhile amel edilebilirse” "Milletle birlikte yola çıkıyoruz" mesajını güçlendirebilir. Öte yandan iletişimde ne söylediğinizden çok, nasıl söylediğiniz belirleyicidir. Almancadaki o ünlü atasözünde ifade edildiği gibi: “Der Ton macht die Musik” - yani “Müziği müzik yapan, tonudur.” Bir siyasi mesajın dinleyici üzerindeki etkisi, ardındaki niyetten ziyade, kullanılan iletişim üslubu ve sergilenen tavırla belirlenir.
Özel’in kampanyayı sunarken başvurduğu üslup, siyasi iletişimin temel kurallarıyla bağdaşmıyor. "Tam takır kuru bakır, her şeyi orada bıraktık", "Arabamı üç gün önce teslim ettim" gibi ifadelerle kurgulanan söylem, kamuoyunda bir vizyon çağrısının çok uzağında kalabilir ve bir "
zaaf edebiyatına
" dönüşebilir. Siyasette "Mahvolduk, perişan olduk, beş kuruşumuz yok" algısı üzerinden sempati toplamaya çalışmak pek kabul görmez.
Siyasi iletişim
, çaresizliğin sergilenmesi değil; imkânsızlıklara rağmen kararlılığın ve gücün temsil edilmesini
gerektirir. Çünkü ikna
’nın yolu vaat
(umut) ve güven
’den (garantiler) geçer, şikâyet ve umutsuzluk sergilemekten değil…Eğer böyle kapsamlı bir finansman kampanyasına girişiliyorsa, profesyonelce seçilmiş bir davranış modeli sergilenmesi şarttır. “Bize sadece ‘para’ verin" demek yetmez;
şeffaflık
şu iki ana netlik
üzerine inşa edilmelidir:1.
Gelen kaynağın netliği
: Paranın hangi hesaplarda toplandığı, nerelerden geldiği;2.
Giderin netliği
: Bu paranın tam olarak nereye, nasıl ve hangi projeler için harcanacağı (plan) ve harcandığı (uygulama).Yeni Parti'nin yürüttüğü iletişim dili başından beri hayli problemli. Bu tür sorunsallık başta hemen etkili olmaz. Zaman içinde tortusunu bırakır… Zaman içinde profesyonel bir siyasi aktörün âcizlik diliyle değil, güven ve disiplin aşılayan bir tonla konuşması beklenir. Profesyonel siyasetçi, sokaktaki insan gibi içinden geldiği şekilde konuşmaz; seçilmiş davranış sergiler…
Ruhsuz ‘tekâmül’ olur mu?
Araştırma konusunda sıklıkla başvurduğumuz
Areda Piar
’ın "Yeni Zenginlik Algısı: Wellness, Beden ve Statü Dönüşümü" başlıklı çalışması, Türkiye’de toplumun bu konudaki algısında sessiz ama derin bir dönüşüm yaşandığını gözler önüne seriyor.Araştırma özetle diyor ki: “Türk halkı artık zenginliği ve başarıyı sadece bankadaki parayla, kapıdaki lüks arabayla ya da üzerindeki marka kıyafetle ölçmüyor.
Yeni statü sembolü
, artık sağlık
, iyi yaşam
ve bedensel esenlik
”.Araştırmaya katılanların
%61,5
’i artık statünün lüks eşyalarla ölçülmediğini belirtmiş. Katılımcıların %49,5
’i yüksek yaşam kalitesini doğrudan “daha sağlıklı olmak” şeklinde tanımlarken, lüks tüketimi gösterge kabul edenlerin oranı %7,3
’te kalmış. Bu kitle için ürün, sanat eseri, siyaset üretmeye soyunanlar, mutlaka yeni profili dikkate almalılar... Bir insanın çelişkilerden uzak, gerçek anlamda
esenlik
içinde yaşaması için 3 alanda bütünsel tekâmül belirleyici rol oynar: Ruh - Zihin - Beden
...Araştırma, toplumun bu üçlünün "
Beden Tekâmülü
" boyutunu çok iyi kavradığını gösteriyor.Benzer şekilde, araştırmada ortaya çıkan iş-yaşam dengesi (
%37,9
) ve kendine zaman ayırabilme (%35,6
) arayışı da "Zihin Tekâmülü
" yolunda atılabilecek bilinçli adımlar.Öte yandan katılımcıların
%73,7
ile "en önemli alan" olarak işaret ettiği ruhsal sağlık
konusunda yaklaşımının tespiti, biraz da soruların seçimi yüzünden olmalı, sınırlı boyutta kalmış… Ruhsal tekâmül için, araştırma verilerine göre, vitamin takviyesi, smart-watch kullanımına ya da spor salonu üyeliğine ihtiyaç varmış...Oysa,
bedenin
tekâmülü tıp ve sporla, zihnin
tekâmülü ilim ve düşüncenin yeniden üretimiyle gerçekleşiyorsa; ruhun tekâmülünün
de sanatla, estetikle ve anlam arayışıyla esenliğe götüreceği söylenemez mi?.. Ruhun ritim duygusuna uygun bir sanat dalıyla derinleşmediği bir "esenlik" anlayışı eksik kalmaz mı?..Döngüsel dönüşüme ortak imza
Pirelli
koordinasyonunda ve Pyrum
, Synthos
, BASF
ortaklığıyla Avrupa’da “Tyre to tyre - (Lastikten lastiğe) Projesi” uygulanmaya başlamış. Hedef
, döngüselliği artırmak ve işlenmemiş ham madde kullanımını azaltmak. Pirelli, Almanya’daki eski lastikleri topluyormuş. Pyrum, bu lastikleri özel bir yöntemle dönüştürüp karbon siyahı ile piroliz yağı elde ediyor ve karbon siyahı doğrudan yeni Pirelli lastiklerinde hammadde oluyormuş. BASF, elde edilen yağı fosil yakıtlar yerine kullanarak çevreci kimyasallar üretiyor ve Synthos da bu kimyasallardan yüksek performanslı sentetik kauçuk imal ediyormuş. Pirelli de o kauçuğu alıp yepyeni lastikler üreterek halkayı tamamlıyormuş.
Pirelli’nin ‘yeni’ olarak duyurduğu bu ekosistem,
Emine Erdoğan Hanımefendi
’nin 2017'den bu yana ülkemizde öncülük ettiği ve Birleşmiş Milletler düzeyine taşıdığı Sıfır Atık Projesi
’nin sunduğu dönüştürücü vizyonla birebir örtüşüyor. Bu konular, 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde ve başkanlığında Antalya'da düzenlenecek
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı
(Conference of the Parties), COP31
’de en üst düzeyde ayrıntılarıyla ele alınacak. Heyecanla bekliyoruz…

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.