Bu memlekette başta câmiler olmak üzere birçok tarihi eserin tahrip edildiği, yapılış gâyesinin dışında kullanıldığı, şuna buna yok pahasına satıldığı, kısacası şu veya bu sebeple ortadan kaldırıldığı bilinen bir gerçektir. Diğerlerini bir kenara bırakıp sadece câmilerden söz edecek olursak, karşımıza korkunç bir tablo çıkmaktadır. O kadar ki kıyıma uğrayan bu mâbedlerin sırf isimlerini sıralamak için bile koca bir kitap yazmak gerekir. Bu söylediklerime küçük bir örnek vermek gerekirse merhum Mehmet Şevket Eygi›nin «Yakın Tarihimizde Câmi Kıyımı” isimli kitabından bahsedebiliriz. 373 sayfalık bu eserin arka kapağında yer alan yazıda muhteva ile ilgili şu bilgileri veriyor:
“Yakın tarihimizde Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar devrine ait on bin kadar câmi, mescid, tekke, medrese, imaret, türbe ve sıbyan mektebi gibi, hepsi tek tek çok önemli bir kültür mirası olan milli varlıklarımız yok edilmiştir.
Bu kitapta, o eserlerin binden fazlasına dair bilgiler ve belgeler var. Bu vatan topraklarının bize ait olduğunu gösteren o hüccetler, o tapu senetleri acaba niçin yok edildiler. Niçin binlerce cami kapatıldı, satıldı veya kiraya verilerek, gayesi dışında yanlış, hatta çirkin işlerde kullanıldı. Depo, sevkiyat merkezi, düğün salonu, CHP ocağı, spor kulübü lokali, saz evi, ahır, hatta meyhane haline getirildi? Bu eserler, titizlikle bakılmaları, korunmaları ve restore edilmeleri gerekirken niçin kıyıma tabi tutuldular? Bu kıyım neden, 1950-1960 arasında da devam ederek yol açma bahanesiyle nice tarihi caminin temellerine kadar yıkılmasına sebep oldu?
Dört bölümden meydana gelen bu eserde, yok edilen câmi ve tarihi vakıf binaları ile ilgili bilgiler, belgeler, fotoğraflar ve görüşmeler yer almaktadır. Bu kitabın bir başlangıç olacağını, tarihçilerin ve araştırmacıların bu konuda daha derin ve geniş ilmi, sistematik çalışmalar yapacaklarını ümit ve temenni ediyoruz.”
Sadece Şevket Bey mi, câmi kıyımı hakkında daha bir çok değerli tarihçinin hayli yayın yaptığını biliyoruz. Rahmetli Prof. Semavi Eyice, nâhak yere yere ortadan kaldırılan bu İslam mâbedleri hakkında seri yazılar ve tabii ki belgeler, resimler neşrettiği gibi, merhum İbrahim Hakkı Konyalı da başta Yeni İstiklal gazetesi olmak üzere, daha bir çok yayın organında, okurken insanı tüylerini ürpertecek o kadar fazla yazı yayınladı ki, bunların hepsi bir araya toplansa bir kaç cilt kitap olur. Bu iki tarihçimizin dışında da aynı minval üzere yayın yapan başka araştırmacılarımız da tabii ki, câmi kıyımıyla ilgili ifşaatta bulunan yazılara imza attılar.
Şurasını da belirtmek gerekir ki, bizde câmi kıyımı iki yönlü yapıldı. Tek parti devrinde ideolojik gaye güdülerek, daha doğrusu İslam düşmanlığının korkunç tezahürleri olmak üzere birçok ecdad eserinin yanı sıra câmiler ve mescidler de ortadan kaldırıldı. Gerçekleri niçin söylemeyelim, Demokrat Parti devrinde de - yukarıda da belirtildiği üzere - yol genişletme, bulvar açma gerekçesiyle de bir çok câmi ve mescid kıyıma uğradı.
Geçenlerde 1969 yılında neşredilen “Vakıflar Dergisi”nin, sekizinci sayısını gözden geçirirken bu ikincisiyle ilgili, dikkat çekici bir araştırmaya rastladım ve alakayla okudum. Fazıl Ayanoğlu, “İstanbul’da Yola Kalbedilen Câmi Vesâire” başlıklı yazısında yol açma gerekçesiyle ortadan kaldırılan bazı camilerden söz ediyor. Bunlar şöyle sıralanıyor: Selçuk Sultan Câmii, Voynuk Şüca Câmii, Sekine Hatun Câmii, Oruç Gazi Câmii, Deniz Abdal Câmii Dergâhı, Perizat Hâtun Câmii, Şiri Merd Çavuş Câmii, Cezerî Kasım Paşa Câmii, Süheyl Bey Câmii, Mimar Ayas Câmii ve Soğuk Çeşme...
Bu İslam mâbedlerinin o zamanki fotoğrafları, ayrıca kitabeleri de yazının sonunda yer alıyor. Bunlardan Voynuk Şüca Câmii, Unkapanı’nda, cadde üzerindeki Şebsefa Hatun Câmii’nin yanında ve İstanbul’un ilk belediye başkanı Hızır Çelebi’nin câmisinin bitişiğinde bulunuyordu. Kâtip Çelebi ile Divan şairi de Necati Bey de aynı küçük hazirededir. Voynuk Şüca Câmii’nin orijinal fotoğrafını hiç görmemiştim, nihayet bahsini ettiğim bu yazıda o resimle de karşılaştım. Haydi bir de müjde verelim. Voynuk Şüca Câmii bugünlerde yeniden ihya edildi ve ibadete hazır hale getirildi.
Benim bu araştırma yazısında dikkatimi çeken diğer bir mâbed de Perizat Hatun Câmisi olduğu için ve sizin de alakanızı çeker düşüncesiyle, onunla ilgili bilgileri aşağıya alıyorum:
“Bu mâbed, Fındıklı’da, Salıpazarı semtinde, cadde üzerinde idi. Kânûnî Sultan Süleyman’ın saraylılarından olup, Kıbrıs fatihlerinden Beylerbeyi Ahmed Paşa’nın hanımıdır. Perizat Hatun’un vasiyeti üzerine kendi malından bir zâviye ve bitişiğinde bir mescid yaptırmıştır.
Hicri 983, Milâdi 1575 tarihinde de çeşme yapılmıştır. Perizat Hatun’un bu vakıflardan başka bir de günahsız para hapsine mahkûm olanları zindandan kurtarmak için yaptığı vakıf vardır. Ve esası şu şekildedir:
Umûmi gelirinden her sene iki bin akçe çıkarılıp borçluların veya borçlu mahpusların borcuna verilip zindandan kurtarmaktır. Ve Perizat Hatun bu işi tereddüt etmeden ve vakit geçirmeden yapılmasını istemektedir.
Mütevelli şöyle bir hal karşısında harekete geçmektedir. Mesela yedi sekiz nüfuslu bir ailenin babası olan bir kunduracı bir felakete mâruz kaldığı zaman tanıdıklarından bir miktar para ödünç alıyor ve bu parayı gününde ödeyemeyince alacaklı kadıya müracaat ederek borçlu zindana tıkılıyor. Ve borçlunun çoluğu çocuğu evde aç, bitap bırakılıyor. İşte o zaman durum Perizat Hatun’un mütevellisine duyuruluyor.
Mütevelli de hemen kadıya gidip meseleyi soruşturuyor ve bu borcu hemen ödeyerek zavallı babayı zindandan kurtarıyor. Ve yavrularının yanına gönderiyor.
Câmiin yanında Perizat Hatun’un Mimar Sinan’a yaptırılmış olan bir türbesi vardı. İçinde Ahmed Paşa ile beraber gömülmüşlerdir. Perizat Hatun ve Ahmed Paşa Külliyesi 20.8.1956 tarihinde belediye tarafından yıktırılmıştır.”
Yukarıda da belirtildiği üzere, bu yazının sonunda gadre uğrayan câmilerin, tekkelerin ve çeşmelerin kitâbeleri de orijinal halleriyle bulunuyor. Perizat Hatun’un sandukasındaki kitâbe şöyle:
“Kânûnî saraylılarından ve bu mescidin bâniyesi Perizat Hatun...”
Bu furya esnasında yok edilen bir cami daha var ki Selçuk Sultan Câmii diye biliniyordu. Fazıl Ayanoğlu, ondan da şu cümlelerle bahsediyor:
“Selçuk Sultan Câmii, Aksaray ile Topkapı arasında, Millet Caddesi üzerinde ve kendi adını taşıyan sokağın dirseğinde idi. Selçuk Sultan, Çelebi Sultan Mehmed’in kızı olup, Bursa’da hayratı vardır. Ve orada vefat etmiştir. Sultan Bayezid ile Şehzade Cem Sultan arasındaki bozukluğu düzeltmek için İstanbul’a, Bayezid ile görüşmeye gelmiştir. Osmanlı Türk kadınları arasında ilk elçi bu hanım sultandır. Câmi üç yüz yıl önce yanmış ve Dârüssaâde Ağası, Abbas Ağa tarafından yenilenmiştir.
13 Haziran 1956’da İstanbul Belediyesi bu mâbedi yıktırmış ve yola katılmıştır.»
Bütün bu mâbedlerin bânilerine ve bâniyelerine Cenab-ı Hak rahmetiyle muâmele buyursun. Yıkıcılarına de - her halde - hesap sorulacaktır.

