İran saldırı altındayken içerdeki rejim muhalifleri ABD ve İsrail’in işini kolaylaştırmak için harekete geçtiler ve kanlı eylemler yaptılar. Diasporadaki İranlılar ise ABD ve İsrail lehine gösteriler yaptılar. Süreç umdukları gibi ilerlemedi. Başlarına ne geldiğini henüz bilmiyoruz.
Geçmişte birçok örneği var ama en son yaşadığımız “Ahbap Vakası” üzerinden İran’dakine benzer bir iç kalkışmanın Türkiye’de ne kadar kolay gerçekleşebileceğini tekrar görmüş olduk.
Bir gün içinde 7,7 ve 7,6 şiddetinde iki deprem olmuş. 11 il enkaz atında. Yüzyılın en büyük afeti. Dünyada, depremle yaşayan Japonya dahil bu boyutta bir felaketle baş edebilecek ülke yok. Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün kurumlarıyla daha ilk saniyeden itibaren teyakkuza geçiyor. Devletle birlikte STK’lar, şahıslar hızlıca örgütlenip bölgeye akın ediyor. Yapılabileceğin in iyisini yapıyor, olabileceğin en fazlasını seferber ediyoruz.
Tam da böyle bir günde, ağır bir felaket karşısında, bütün meselelerin bir kenara bırakılıp enkaz altındaki canlara ulaşmanın tek gündem olması, yaraların sarılmasının en acil hedef olması gereken bir anda, ülke ikiye bölünüyor. Bir taraf sahaya koşarken, “nasıl yardım edebilirim” diye çırpınırken, hiçbir şey yapamıyorsa dua ederken, diğer taraf klavyenin başına geçip fitne üretiyor. Yok “devlet sınıfta kalmışmış”, yok “baraj patlamışmış”, yok “Kızılay çadır satıyormuş”… Düşmanlığı daha da ileri götürüp, “devlet yok, Ahbap var” diyerek geniş bir kitlenin hem yardımlarını bir kumarbaza yönlendiriyor, hem de enkazın dumanı tüterken devlet düşmanlığı pompalıyorlar.
Şimdi o sürekli sorduğumuz soruyu tekrar soralım: Allah korusun, Türkiye bir savaşa girse, bu kitlenin tavrı ne olur?
Depremin en sıcak saatlerinde, AFAD, Kızılay ve diğer kurumlar üzerinden devlete kin kusan bir kitle, savaş esnasında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne güvenir mi?
Mesela İran ile bir savaş olsa İran’ın tarafını tutacak, Yunanistan’la bir çatışma olsa ellerini ovuşturacak bir kitlenin varlığından haberdarız değil mi?
İran’da yaşananların benzeri deprem sırasında Türkiye’de yaşandı; bir savaş anında da aynı kamplaşmanın tekrar yaşanacağını görmek zor değil.
İran’daki iç muhaliflerin de diasporadaki İranlıların da ülkelerini sevdiklerine şüphe yok. Türkiye için de aynısı geçerli. Ancak hem İranlı muhaliflerin hem de Türkiyeli muhaliflerin kendi akıllarıyla, kendi duygularıyla hareket etmediklerini, edemediklerini de bu süreçte ayan beyan gördük.
Fetullahçı Terör Örgütü’nü (FETÖ) fazla küçümsüyoruz. Birincisi hala çok örgütlüler. İkincisi, kin, öfke, nefret dolular, hırslılar. Üçüncüsü kurnazlar. Dördüncüsü, hala sırtlarını uluslararası güçlere dayıyorlar, onların aklıyla hareket ediyor, onların uşaklığını yapıyorlar.
Deniz Baykal operasyonundan sonra CHP’yi ele geçirdiler. Kılıçdaroğlu’ndan umduklarını bulamayınca Ekrem İmamoğlu’nu sahneye sürdüler; onun önü kesilince Özgür Özel üzerinden devam ediyorlar. Yurt dışındaki hain FETÖ’cüler son günlerde Yeni Parti’ye açıktan akıl veriyor, Yeni Parti’den “partimiz” diye bahsediyorlar.
Sadece parti üzerinde değil, partinin tabanı üzerinde de etkililer. Çok tecrübeli oldukları manipülasyon ve propaganda teknikleriyle tabanı istedikleri gibi güdüyorlar.
Böyle bir kutuplaşma sürdürülebilir değil. Depremde, deprem hasarının ötesinde bu kutuplaşma da bir hasar bıraktı. Şimdi Yeni Parti üzerinden yeni bir mevzi elde etmeye çalışıyorlar.
FETÖ ile mücadeledeki yüzeysellik örgütü sinsi, görünmez bir ur haline getirdi. Etrafımızdan dumanların yükseldiği şu günlerde bu içerdeki ur tamamen temizlemelidir. Bu tehdit artık ortadan tamamen kalkmalıdır. Türkiye, PKK sorunundan arındığı gibi, FETÖ sorunundan da artık arınmalıdır.
Bir de sosyal medya denetimi gecikmemelidir. Gülben Ergen’in, Berna Laçin’in, Özgür Demirtaş’ın ve daha nicesinin “akıl dane” olup peşlerine takılan milyonları keyfe keder sağa sola savurduğu, FETÖ’nün muhalif kitleyi hamur gibi yoğurduğu bir ortamda güvenlikten bahsedilemez.
Güvenlik için özgürlükten taviz verilemez ama özgürlük adı altında güvenliğin tehdit edilmesine de göz yumulamaz.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.