1500’lü yılların başında Şah İsmail liderliğindeki Safevi Devleti Belh’ten Erzincan’a, Dağıstan’dan Basra’ya kadar genişlemiş, artık Osmanlı Devleti’ni tehdit eder hale gelmişti. Şah İsmail, ele geçirdiği topraklarda halkı çok katı ve kanlı yöntemlerle, büyük katliamlarla Şiileştiriyordu. Sünni önderler şehir meydanlarında kaynayan kazanlara atılıyordu. Öyle ki, biraz merhametli olmasını istedi diye annesini bile öldürttüğü iddia ediliyor. Ezan’a sahabeye sövgüyü ekleyen de Şah İsmail’di. Gölgesi Anadolu içlerine kadar uzanmış, Alevi Türkmenler gruplar halinde Şah’a gitmeye başlamış, çıkan isyanlarda binlerce Türk ölmüş, şehirler yağmalanmıştı. Yavuz Sultan Selim, yaklaşan büyük tehlikeyi görerek Şah İsmail’in üzerine yürüdü. 1514’de Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail yenildi, Başkent Tebriz Osmanlıların eline geçti. Türk tarihinin bu en kritik savaşının ne öncesinde ne de sonrasında Alevi katliamı yapıldı; tam tersine Anadolu Alevileri büyük bir fitneden kurtarıldı.
İdris-i Bitlisi, aynı dönemde yaşamış, Akkoyunlu hükümdarları Uzun Hasan ve Yakup’a; Osmanlı sultanları 2. Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’a danışmanlık yapmış Kürt beyi, mütefekkir ve siyaset adamıydı. Çaldıran Savaşı’nda Kürtlerin Yavuz’un ordusunda savaşmasını sağlamış, sonrasında da bugünkü Doğu-Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı topraklarına katılmasına öncülük etmişti.
Çaldıran Savaşı, Türk-Kürt ittifakının ilk örneği değildi ama en kritik, en güçlü örneğiydi. Türk-Kürt kardeşliği Çaldıran’da pekişmiş, Osmanlı o tarihten itibaren ortak devletimiz, Anadolu ortak vatanımız olmuştu.
Türkiye’deki bir kısım Aleviler, Yavuz Sultan Selim’e Alevi katliamı yaptığı iddiasıyla, İdris-i Bitlisi’ye de onunla iş birliği yaptığı için tepki gösterirler. Bölücü Kürt hareketleri de “işbirlikçi” diyerek İdris-i Bitlisi’den hazzetmezler.
Abdullah Öcalan, Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakına eskiden beri vurgu yapar. Son olarak, sızan tutanaklarda da bu ittifaka olumlu bir atıf yaptı. Geçmişteki açıklamalara tepki göstermeyen, kendilerine “Alevi” ve “aydın” diyen küçük bir grup, Öcalan’ın son atfına, bildiri yayınlayarak sert tepki gösterdiler. DEM Parti önce Öcalan’ın ifadelerini yalanladı ancak sonra, Genel Başkan Tuncer Bakırhan, “DEM’in bir Alevi partisi olduğunu” vurgulayarak bildiri sahiplerine sert cevaplar verdi.
Önce şu noktanın altını çizelim: DEM bir Alevi partisi değil. Türkiye’deki Aleviler PKK’ya hiçbir zaman sempatiyle bakmadılar. Türkiye’de bir Alevi-PKK ittifakı hiçbir zaman oluşmadı. DEM ve PKK kadrolarında hatta üst yönetimde Aleviler oldu ancak bunlar, marjinal, radikal Aleviler, sol görünümlü mezhepçi, siyasal Alevicilerdi; bütünü temsil etmiyorlardı.
PKK, 1970’lerden itibaren Türkiye’deki hemen tüm radikal sol hareketleri bastırdı ya da onları içine katarak yok etti. Sol görünümlü radikal Alevi örgütler de PKK içinde eridi.
DEM ile bir kısım Aleviler arasındaki son çatışma bu anlamda dikkat çekici. PKK’nın tasfiyesiyle oluşacak boşluk, başta radikal Alevi örgütler olmak üzere birçok mezhepçi sol örgüte, hatta mafyatik yapılanmalara yeniden yeşerme zemini sunabilir. Marjinal Alevi örgütlerde, Öcalan’ın Yavuz-İdris-i Bitlisi referansı üzerinden kopan fırtına da buna işaret ediyor. Gazeteci Kemal Öztürk’e yönelik haksız linç de aslında bu kıpırdanmanın göstergelerinden.
Daha da tehlikelisi şu: PKK, başta İsrail olmak üzere Türkiye düşmanı ülkelerin taşeronluğunu yapıyordu. PKK’nın tasfiyesi sonrasında, Türkiye’nin başını ağrıtacak, enerjisini tüketecek, Türkiye’yi yine meşgul edecek yeni fitne merkezleri harekete geçirilebilir. Başta İsrail ve Almanya olmak üzere kimi güçler, sadece sol görünümlü mezhepçi örgütleri değil, tüm Alevi vatandaşlarımızı kışkırtarak yeni krizler üretmeyi deneyebilir.
PKK’nın tasfiyesiyle oluşacak boşluk dikkate alınmalı; bu boşluğun, irili ufaklı ve baş etmesi daha da zor parçacıklar tarafından, özellikle de mafyatik örgütlenmelerle doldurulması önlenmeli.
Alevi vatandaşların da yeni kurgulara, tahriklere, tuzaklara karşı uyanık olmaları sağlanmalı.
Çaldıran Savaşı’nda Yavuz ile İdris-i Bitlisi’nin ittifakı sadece Türk-Kürt kardeşliğini pekiştirmekle kalmadı; Alevileri de Safevi Şiası fitnesinden kurtardı. Şimdi Türk-Kürt kardeşliği yeniden güç kazanırken, Alevileri de bir kez daha büyük ittifaka dahil etmek zamanıdır. İşte o zaman, Yavuz ve Kanuni devirlerindeki kadar güçlü, muazzam, müreffeh bir devlet, bir süper güç yeniden zuhur edecektir.

