Büyük Taarruz’un 104. yılında, dönemin ruhunu edebî metinler ışığında aramak... (2)

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 04/09/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
Büyük Taarruz’un 104. yılında, dönemin ruhunu edebî metinler ışığında aramak... (2)

Eskiden gençliğin baharında olanlar için “O henüz hayatı tanımıyor” denirdi. Bugün iki otuzunu devirmişler için dahi kolaylıkla hayatı tanıyor diyemeyiz. Soruyu kendi nefsimizden cevaplayalım. Hayatın hakikatini idrak edebildik mi? Tükettiğimiz hayattan geriye “hayat tecrübesi” mi kaldı yoksa yaşlı çocuklara mı dönüştük?

Soruların peşinde, geçmişin izinde ilerleyelim o vakit...

1918 yılında Yahya Kemal’e “Ölenler öldü, kalanlarla mustarip kaldık/ Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık” mısralarını yazdıran atmosfer, her bilinçte ayrı bir frekans üzerinden bir müddet yankılandı şüphesiz. 

Yahya Kemal’in cepheden şiir isteyen delikanlıları, yukarıdaki 1918 tarihli satırlar kendilerine ulaştıysa eğer, ne hissetmişlerdi acaba? 

Seferden dönünce ne hissettiklerini, Yahya Kemal”in satırları üzerinden “gerçek hayat hikayesi değil, sadece aşk hikayesi” okuyabileceklerini öğrenmiştik.

Peki “gerçek hayat hikâyesi”nden kasıt neydi? Mütareke Dönemi için bu ibarenin tam karşılığını veremeyiz. Ama Pandemi Günleri’nde ekranlarda psikiyatrist yazarın, hastalarının hikayesini satırlara taşıyan “gerçek hayat hikayesi” etiketiyle yayımladığı romanlardan kotarılmış senaryolara aynı anda birkaç kanalda birden maruz kalmış, “bildiği dünyadan koparılmış”, hayata uzaktan bakan seyirci, sözüm ona kendi “gerçeğine” çağrılmış, neredeyse herkesin bir psikoloğu olacağı bir evreye itilmişti. Pandemi gündemi/yasakları ile bütün ilişkilerinden, gündelik hayat ritminden aniden koparılmış olan kitleler, psikiyatristin sunduğu “gerçek hayat hikayeleri” ile ekran üzerinden “terbiye” edilmişti.

Ritmik bir anlatım ile ilerliyoruz. “Hepimiz İhtiyarladık mı?” metninin “gerçek hayat”ına dönelim.

Ölüm ile burun buruna gelen o gençler hayatı da ölümü de can evinde ağırlamıştı. Onlar cephede iken şehri bekleyenler ne yapmıştı? Neler yazmıştı?

Geçen cuma Suat Derviş’in 1920’de yayımladığı Kara Kitap’tan bahis açmış, edebî kamuda önde gelen yazarların Suat Derviş’i coşkuyla karşıladığını söylemiştim. Bu kitap ile ilgili olarak Suat Derviş daha sonra “O vakitler hayatı tanımıyordum” diyecekti. Henüz 15-16 yaşındaki bir genç kız hayatı ne kadar tanıyabilirdi diye sorabiliriz. Ama devirden devire olgunluk yaşının değiştiğini göz önünde bulundurmak zorundayız.

Hayatı tanımak ne anlama gelir sorusuna cevap aramaya girişmeden önce edebî kamunun coşkuyla karşıladığı birkaç sayfalık metnin -roman deniyor- özetini vermek istiyorum.

Anlatının merkezinde, amansız ve ağır bir hastalığa yakalanarak yatağa mahkûm olan genç kız Şadan yer alır. Ölümün adım adım yaklaştığını hisseden Şadan, bir yandan yaşama arzusu ve hayata tutunma isteği taşırken, diğer yandan zihnini kemiren karanlık düşünceler, gördüğü kâbuslar, karabasanlar ve ölüm korkusuyla ağır bir psikolojik mücadele verir. Şadan’ın halasının oğlu olan Hasan ise fiziki çirkinliği nedeniyle kendisini bir “hilkat garibesi” olarak gören, toplumdan ve insanlardan soyutlanmış, içe kapanık bir gençtir. Hasan, kuzeni Şadan’a karşı derin, takıntılı ve marazi bir aşk beslemektedir. Çirkinliği yüzünden bu dünyada Şadan ile asla bir araya gelemeyeceğine inanan Hasan’ın zihninde, onunla eşitlenebileceği ve kavuşabileceği tek yer ölümdür. Bu nedenle Hasan, Şadan’ın ölümünü hem büyük bir acı hem de mistik bir kurtuluş ve kavuşma anı olarak görerek onun ölümünü arzular. Roman, bu iki karakterin ölüm, çirkinlik ve marazi duygular etrafındaki hezeyanlarını ve karanlık iç dünyalarını konu edinir. 

Esasında mutlu bir çocukluk geçirmiş, çocukluğundan itibaren “tıpkı ecnebi gibi” denilerek sarı bukleli saçları, mavi gözleri ile güzel bulunup sevilmiş, Kara Kitap’ı yazdığı sıralarda Almanya’da olan Suat Derviş, hayatı nerede ve nasıl öğrenmişti ki “O zamanlar hayatı henüz tanımıyordum” cümlesini kurmuştu.

“Hayatı tanımak” felsefe tarihinin en önemli sorun alanlarından biridir. Sokrates’ten başlayarak bütün felsefe tarihi hayatın nasıl tanınabileceği üzerinde durmuştur. Filozoflar için hayatı tanımak değişmez bir bilgi edinmekten ziyade “Nasıl yaşamalı?” sorusuna verilen yanıtların dönüşüm sürecidir.

 Soru şu: Başkalarının hayatı bize “hayatı” öğretir mi? Cevabı inşallah haftaya cuma günü Suat Derviş’in hayat hikâyesi üzerinden arayalım.

Bir buğday tanesinden bir ambarı tasvir etmekten hoşlanıyorsanız bu arayışı ilgi ile takip edeceğinizi düşünüyorum.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026