Sassuolo deyince seramik, Biella deyince tekstil, Montebelluna deyince kayak botu…
İtalya’nın sanayi haritasında bazı şehirlerin adı, ürettikleri ürünle neredeyse özdeşleşmiştir.
Sassuolo bugün İtalyan seramik sanayisinin kalbidir. Biella dünyanın önemli yünlü kumaş merkez-lerinden biridir. Montebelluna ise küçücük bir coğrafyada kayak botundan trekking ayakkabısına kadar teknik spor ekipmanlarında dünyanın önemli üretim merkezlerinden birine dönüşmüştür.
İlginç olan bu şehirlerde çok sayıda fabrikanın bulunması değildir.
İlginç olan, bir ürünü üretmek için gereken neredeyse her şeyin aynı coğrafyada bulunmasıdır.
BİR ŞEHİR ÜRÜN DEĞİL, KABİLİYET ÜRETİYOR
Sassuolo’ya baktığınızda yalnızca seramik fabrikalarını görmezsiniz. Makine üreticisini, kimya şirketini, kalıpçıyı, tasarımcıyı, araştırma merkezini, yetişmiş ustayı ve uzman tedarikçiyi de aynı üretim havzasında bulursunuz.
Öyle ki yakınındaki Imola’da gelişen SACMI, bugün dünyanın farklı ülkelerine seramik üretim makineleri ve komple tesisler sunabilen bir teknoloji grubuna dönüşmüştür.
Sassuolo’nun ürettiği şey artık yalnızca seramik değildir. Seramik üretme kabiliyetidir.
Fakat bu sistem bir sabah oturulup çizilmedi. İtalya bunu yıllar içerisinde keşfetti.
1964’te üreticiler ortak sanayi örgütünü kurdu. 1972’de birbirleriyle rekabet eden şirketler dış pazarlarda ortak bir İtalyan seramiği kimliği için birlikte hareket etmeye başladı. 1976’da ise sanayiciler, Bologna Üniversitesi ve Emilia-Romagna’nın bölgesel kalkınma kurumu aynı masaya oturarak Centro Ceramico’yu kurdu.
Araştırma, test, eğitim ve teknoloji transferi üretim sisteminin parçası oldu.
Her adımda ekosistemin eksik bir parçası tamamlandı.
İTALYA ÖĞRENDİ, ÇİN BAŞTAN TASARLIYOR
İtalya’nın bir mecburiyeti vardı. Kümelenmenin ne olduğunu dünya da henüz öğreniyordu. İhtiyaç ortaya çıktıkça makinecisi, sanayi örgütü, ortak markası, üniversitesi ve araştırma merkezi sisteme eklendi.
Bugün ise aynı yolu kırk-elli yılda yürümek gerekmiyor.
İtalya’nın onlarca yılda deneyerek öğrendiğini Çin başlangıç noktası olarak aldı.
Changzhou bunun çarpıcı örneklerinden biri. Bugün şehrin batarya sanayisi değer zincirinin yaklaşık yüzde 97’sini aynı ekosistem içerisinde tamamlayabiliyor.
Ama Çin’in yaptığı yalnızca fabrikaları ve tedarikçileri yan yana getirmek değil.
Üretim alanlarıyla araştırma merkezlerini, mesleki eğitimi, lojistiği ve insan kaynağını birlikte düşünüyor. Hatta konutun fabrikaya yakınlığı, ulaşım süresi, kreş, okul, sağlık ve sosyal alanlar dahi üretim verimliliğinin dışında ele alınmıyor.
İtalya’da şehir üretimin etrafında zamanla şekillendi. Çin’de ise üretim ve şehir birlikte tasarlanıyor.
PEKİ TÜRKİYE?
Aslında bunun işe yaradığını görmek için İtalya’ya veya Çin’e gitmemize de gerek yok.
İnegöl deyince mobilyanın akla gelmesi tesadüf değil.
Yıllar içerisinde üretici, usta, yan sanayi, makineci, tasarımcı ve ihracatçı aynı bölgede yoğunlaştıkça İnegöl önemli bir mobilya üretim merkezine dönüştü.
İnegöl’ün başarısı bizim tezimizi zayıflatmıyor, tam tersine ispatlıyor.
Fakat önemli bir fark var.
İnegöl gibi örnekler büyük ölçüde yıllar içerisinde girişimcinin, piyasanın ve bölgenin kendi dinamikleriyle gelişti. Bu yol başarılı olabilir ama yavaştır. Bir bölgenin dünya ölçeğinde üretim ekosistemine dönüşmesini onlarca yıl beklemek zorunda kalabilirsiniz.
Çin’in yaptığı ise bu süreci tesadüfe bırakmamak.
Hangi şehrin hangi üretim kabiliyetinde ihtisaslaşacağına dair stratejik yönü belirliyor; ardından sanayiyi, tedarikçiyi, üniversiteyi, mesleki eğitimi, araştırmayı, lojistiği ve yaşam alanlarını aynı hedef doğrultusunda örgütlüyor.
Piyasanın onlarca yılda oluşturabileceği kümelenmeyi kamu stratejisiyle hızlandırıyor.
MSEM açısından Türkiye’nin önündeki fırsat tam burada.
Mesele daha fazla OSB açmak veya her şehre mümkün olduğunca fazla fabrika dağıtmak değil. İnegöl’de yıllar içerisinde oluşan üretim yoğunlaşmasının mantığını anlayıp bunu stratejik sektörlerde bilinçli, planlı ve çok daha hızlı biçimde yeniden üretebilmek.
Bu nedenle sorumuz “Kaç fabrika kuracağız?” olmamalı.
Bursa’nın, Konya’nın, Gaziantep’in, Kayseri’nin 2046 yılında dünyanın hangi üretim alanında söz sahibi olmasını istiyoruz?
Cevabı bulduğumuzda üniversitesinden meslek lisesine, OSB’sinden araştırma merkezine, tedarikçisinden lojistiğine, konutundan sosyal altyapısına kadar şehri aynı uzun vadeli hedefe yöneltmeliyiz.
İnegöl bize bunun Türkiye’de de mümkün olduğunu gösteriyor. Çin ise bunun onlarca yıl beklemeden nasıl yapılabileceğini.
Her şehir her şeyi üretmek zorunda değil. Ama bazı şehirler bazı şeyleri dünyadaki herkesten daha iyi üretmek zorunda.

