Çin, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir düzenleme ile sosyal medyada bilgi paylaşan hesaplara, konuyla ilgili diploma ibraz etme zorunluluğu getirmiş.
Ne yalan söyleyeyim Çin’den referans vereceğim aklıma gelmezdi.
Zamanın behrinde insanlar bilmedikleri konularda susardı. Bilmediğini konuşanlar ise toplumda çok ciddiye alınmaz hatta alay konusu olurdu.
Sanal medya icat oldu mertlik bozuldu.
Tıklama ekonomisi uğruna, bilmediği konuda, şov becerilerini kullanarak yayın açanlar, bilgi değil malumat pazarlıyor artık.
Aslında konu sadece yalan, yanlış bilgi de değil, bu bilginin aşırı özgüven ile takdimi… ve bütün bunların maalesef alıcı bulması…
Her ne kadar eleştiri yazısı da yazsam, uzmanlık alanları çerçevesinde sanal medyayı, bilgi ve becerileri ile kullananların hakkını teslim etmeliyim. Tarih, edebiyat vd alanlarda hemen her paylaşımlarında yeni bir şey öğrendiğim kıymetli hesaplar var. Bu hesapların kullanıcıları da alanlarında uzmanlaşmış kişiler. Bilginin ‘’erişilebilir’’ olmasını sağladıkları için kendilerine teşekkür ediyorum.
Diğer yandan, sanal medya mecraları ile artık uzman ve malumat enflasyonu yaşadığımızı söylemek mümkün.
Herkes ekonomist, herkes doktor, herkes psikolog, herkes ilişki uzmanı, herkes pedagog, herkes ilahiyatçı, herkes yazar, herkes uzmanmış…
Merak edip bazen bu uzmanların(!) özgeçmişine bakıyorum.
Nerede okumuşlar? Ne okumuşlar? Ne kadar okumuşlar? diye…
Bazılarının okullarının adını duymadık, hatta denkliği yok. Ya da uzmanlık iddia ettiği alandan bambaşka bir alanda lisans eğitimi almış. Ya da lisans eğitimi var ama uzmanlığı yok. Vs. vs…
Birkaç programa katılmış, sertifikalar almış, bir şekilde özgeçmiş satırları doldurulmuş.
Sonra da…
Birkaç kitap özeti… Biraz kişisel tecrübe… Birkaç video…
Ama illaki tiyatral bir yetenek ve ekran ışığı…
Ve gelsin milyonlara dağıtılan reçeteler…
Dunnig-Kruger Sendromu
Amerikalı psikologlar David Dunning ve Justin Kruger, bugün kendi adlarıyla anılan çalışmalarıyla önemli bir gerçeği ortaya koydular: Bilgisi sınırlı, düşük yeteneğe sahip kişiler çoğu zaman kendi becerilerini abartarak fazla kıymet verirler. Yeteneksizliklerini fark edemez, gerçek uzmanlığı asla anlayamazlar, eleştiriye kapalıdırlar ve öğrenmeye de dirençleridirler. Ama bütün bunlara rağmen, yüksek özgüvenliler.
Buna karşılık gerçek uzmanlar, konunun karmaşıklığını bildikleri için daha ihtiyatlı konuşurlar. Ve uzmanların kendi aralarında yapması gereken tartışmayı, konuyu bilmeyen kamuoyunun önünde de yapmazlar…
Algoritma, eğlence, tıklama gibi bambaşka ölçütler ile bilmediğini bilmeyenleri neredeyse ödüllendiriyor.
Neil Postman, Televizyon: Öldüren Eğlence kitabında kamusal tartışmaların medya aracılığıyla eğlenceye dönüşmesinin hakikati zayıflatacağını söylemişti.
Bugün geldiğimiz noktada sadece siyaset değil; tıp, eğitim, ekonomi, din ve psikoloji de algoritmaların eğlence mantığına teslim olmuş durumda.
Bu arada McLuhan’ın ‘’araç mesajdır’’ diyerek, aslında medya araçlarının bizzat kendisinin toplumu dönüştürdüğünü ve yayınladıkları mesajın ise sadece araç olduğu iddiasını da hatırlatmak isterim.
Siyaset bilimci Hannah Arendt’e göre, sürekli yalan ve dezenformasyon yağmuruna tutulan, hakikatin itibarsızlaştırıldığı toplumlarda, insanların en büyük kaybı, doğru ile yanlış arasındaki ayrımı yapabilme yeteneğinin kaybolmasıdır.
Asıl tehlike bu değil mi?
Yanlış bilgi zamanla belki düzeltilir. Ama hakikat, hakikati arama, hakikate ihtiyaç duyma saiki kaybolursa toplum pusulasını, istikametini kaybeder.
Medeniyetimizin Kılavuzu
Bizim medeniyetimiz ise kuru söze değil, ehliyete değer verdi.
Kur’an-ı Kerim apaçık ilkeler koyar:
“…Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun.” (Nahl-43)
(Efela ya’kıluun) ‘’Akletmez misiniz?’’ emri kaynaklara göre tam 49 yerde geçer.
Bu emirler, sadece dinî meseleler için değil; hayatın tamamı için insanlığa bir usul, metodoloji öğretir aslında.
Bilmediğini kabul etmek erdemdir. Ehline, ustasına danışmak ise akıl.
Konuşmadan önce öğrenmek, yazmadan evvel okumak ise ahlaktır, emektir.
Çünkü bilgi, 40 saniyelik videolardan öğreneceğimiz malumattan ibaret değildir.
Bilgi, metodoloji, muhakeme ve tecrübe ile birlikte anlam kazanır.
HANİ BİLGİ TOPLUMUYDUK?
Bir diğer konu da gündelik hayatta kişinin sosyo-ekonomik yapısı içinde hiçbir zaman ihtiyacı olmayacak malumat ile zihinlerin doldurulması, gündemi, gündelik hayatın meşgul edilmesidir.
Her izlediği videodaki şifalı bitkileri almaya kalkıp evi aktara dönen kaç kişi var?
Ya da bebek bakımı, çocuk terbiyesi konusunda kafası karmakarışık kaç anne baba…?
Evi farklı hobi malzemeleriyle dolup taşan…?
Ya da dermansız hastalığı olup, bu malumat uydurukçularına umutlarını kaptıran kaç kişi var, kim bilir?
Ne işe yarayacak bu kadar malumat?
Bu yığının içinde hangisi doğru, hangisi gerçekten şifa, nasıl ayıklanacak?
Hani büyük iddialarımız vardı. Hani bilgi toplumuyduk?
İddiamız bilgi toplumu olsa da içinde bulunduğumuz acı gerçek, malumat enflasyonunda kaybolan doğrular…
Bugün yegâne ihtiyacımız, malumat fenomenleri değil, yeniden ehliyet ve liyakati hayatın merkezine koyup, sormak, sorgulamak, muhakeme etmek, uzmanlığa kıymet vermektir.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.