7 Haziran seçimlerinin en başarılı partisi yüzde 13.16 oy oranı ile HDP oldu. 2011 seçimlerine bağımsız olarak katılan BDP'nin toplam oy oranı 5.74 iken, son genel seçime parti olarak katılan HDP, 7.33'lük oy artışı ile büyük bir sürpriz yaparak(!) yüzde 13'ün üstünde oy aldı. Bu duruma göre, Ak Parti yüzde 41 oy oranı ve 258 milletvekili ile seçimlerin galibi ve birinci parti olurken, tek başına iktidar olabilecek çoğunluğu elde edemediği için, 13 yıl sonra, Türkiye'yi yeniden siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik dönemine sürüklemek isteyen odaklar ilk raundu kazanmış oldular.
Ülkenin yıllar sonra koalisyon veya erken seçim seçenekleri ile karşı karşıya kalması, millet iradesi ve onurunu öne alan yeni anayasa, Barış ve Kardeşlik Projesi ve başkanlık sistemine geçişi en azından bu süreç en az zararla atlatılana kadar imkansız kılıyor. Seçimler öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yeni Türkiye'yi hedef alan üst akıl ve kontrolündeki, küresel-paralel-28 Şubat medyası iç ve dış HDP muhibbileri, HDP'nin barajı geçmesi yönünde, Türkiye'de seçmeni etkileyecek akla hayale gelmeyecek psikolojik harekat ve algı operasyonlarını, Ortadoğu ve Suriye'de DAİŞ üzerinden hayata geçirdiler.
Bu şer güçlerin hedefi muhalefet partilerinden birinin iktidar olmasından çok, HDP'yi kilit parti konumuna sokarak, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın yıldızını parlatmak suretiyle, Öcalan'ın Kandil ve Kürt halkı nezdindeki nüfuz otoritesinin kırılmasına yönelikti. Bu tezi doğrulayacak önemli bir haber ve yorum, İngiliz Financial Times gazetesinde yer alıyor. Gazetenin Türkiye muhabiri Daniel Dombey, ''Karizmatik'' olduğunu vurguladığı Demirtaş için ''Seçimin Yıldızı'' nitelemesinde bulunarak, HDP'nin yalnızca Erdoğan'ın soğuttuğu dindar Kürtlerden değil, onun yetkilerinin artmasını önlemek isteyen laik Türklerden de oy aldığına dikkat çekiyor. Bazı HDP mitinglerinde Öcalan posterlerinin yanında, üstünde Atatürk resminin olduğu, Türk bayraklarının da taşındığı ekleyerek ''Öcalan'ın Kürt siyaseti üzerindeki üstünlüğü artık o kadar kesin görünmüyor. Odak noktası, Sayın Demirtaş'a ve Meclis'e kaymışa benziyor'' demişti Dombey.
Türkiye'nin İmralı kozuna karşı, devşirdikleri Demirtaş ile birlikte hareket eden üst aklın ilk hedefi, Güneydoğu'da ve Batı'da, geçmiş seçimlerde Ak Parti ve Erdoğan'ı destekleyen dindar ve laik Kürtler olmuştu. Türkiye aleyhinde başlatılan kara propaganda ile ''Hükümet IŞİD ile ortak hareket ediyor'' iftirası ve yalanı ve diğer asparagas haberler, algı operasyonlarının argümanı olarak iç dış kamuoyunu etkileyecek şekilde ardı ardına takip etti.
Rehinelerin serbest bırakılması karşısında Kobani'nin (Ayn El Arap) feda edildiği, DAİŞ'in Kobani'ye saldırarak önemli mevziler elde etmesine mukabil, Türkiye'nin DAİŞ'e karşı neden askeri operasyon yapmadığına yönelik olarak, Kürtleri Türkiye aleyhine kışkırtacak ve tahrik edecek bir üslupla yapılan kara propaganda ve algı operasyonlarına ilaveten, KCK Eşbaşkanı Bese Hozat'ın, PKK ve PYD-YPG'nin IŞİD ile yaptığı mücadele nedeniyle ''Eli kanlı terör örgütü'' söyleminin yerle bir olduğunu ifade etmesi, Batı tarafından DAİŞ ile mücadele çerçevesinde PKK'nın uluslar arası arenada imajının düzeleceği ve terör örgütleri listesinden çıkarılacağı yöndeki psikolojik harekatların örgüt üst yönetiminde ve KÜRT kamuoyundaki etkilerini açıkça ortaya koyması bakımından önemli görünüyordu.
Bu kez İngiliz Times, Türkiye 49 rehineyi 180 DAİŞ militanı ile takas etti haberini uluslararası kamuoyu gündemine taşıdı. Haberi İngiliz yetkililerine sorduğunu iddia eden BBC ''habere itibar edilebilir'' yorumunda bulundu. Takas edilenler arasında İngiliz, Fransız ve Belçika vatandaşlarının da bulunduğu haberde öne sürülmesine rağmen bu kişiler ile ilgili ne bir isim ne de görüntü olmaması haberin asparagas olduğunun açık bir kanıtı gibiydi. DAİŞ'in küresel güçlerin sopası olarak, Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesi ve dizayn edilmesi amacına ve planına uygun olarak gizli ve yeni ''ikinci Sykes-Picot'' planı ve stratejisi doğrultusunda faaliyete geçirildiği yönünde ciddi iddialar ve kuşkular söz konusu olmasına rağmen, dindar ve laik Kürtler Batı'nın algı operasyonlarına inanarak, 7 Haziran seçimlerinde AK Parti'yi es geçmişlerdi. Bu es geçmede seçimlere çeyrek kala bazı üst düzey yetkililerin çözüm sürecinde yalpalamaları da Kürt seçmenin tercihlerinde önemli bir rol oynamıştı.
Ancak ayağı yere basan ve manipülasyon yapmayan bazı kamuoyu araştırma şirketleri seçimler öncesinde HDP'nin oy oranını en fazla 9.5 olarak bulmuşlardı. Bu nedenle seçimler öncesinde HDP'nin barajı geçme ihtimali bıçak sırtı olarak açıklanmıştı. Üst aklın Kürt seçmeni etkilemek amacıyla yaptığı tüm algı operasyonlarına rağmen HDP için durum kritik görünüyordu.
Ancak seçimlerden iki gün önce Diyarbakır'da peş peşe patlayan iki bomba 4 kişinin ölümüne 402 kişinin yaralanmasına yol açarken saldırının küresel bir provokasyon olduğu bombacının bir gün sonra yakalanması sonrasında kimliğinin ve ilişkilerinin deşifre olması sonrasında anlaşılmıştı. İşin ilginç yanı ise bir araştırma şirketinin tespitlerine göre HDP bombaların patladığı son haftada yüzde 4.4 oranında oy kazanmış. Yüzde 13.16 oy oranı ile barajı geçen HDP bombalama olayı olmasa 9 küsurlarda kalacak, AK-Parti tek başına iktidarı kucaklayacak yüzde 41'den daha yüksek bir oy oranı alacaktı. (Haftaya devam edeceğiz)