İsrail’i kim yargılayacak?

04:0021/05/2018, Pazartesi
G: 21/05/2018, Pazartesi
Bülent Orakoğlu

BM Güvenlik Konseyinin 1980 tarihinde aldığı bir karara göre hiçbir ülke Kudüs’te büyükelçilik bulunduramayacaktı.Bu nedenle ABD’nin skandal bir kararla Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı alması ve 14 Mayıs’ta hukuki açıdan geçersiz, hiçbir hükmü olmayan ve ayni zamanda gayri meşru kararı hayata geçirmesi beklendiği veya planlandığı gibi ortalığın bir kez daha kan gölüne çevrilmesine neden oldu. Alınan bu provokatif karar, ABD’de Hristiyan toplumun tutucu kanadı olarak görülen Evanjelist Siyonist

BM Güvenlik Konseyinin 1980 tarihinde aldığı bir karara göre hiçbir ülke Kudüs’te büyükelçilik bulunduramayacaktı.


Bu nedenle ABD’nin skandal bir kararla Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı alması ve 14 Mayıs’ta hukuki açıdan geçersiz, hiçbir hükmü olmayan ve ayni zamanda gayri meşru kararı hayata geçirmesi beklendiği veya planlandığı gibi ortalığın bir kez daha kan gölüne çevrilmesine neden oldu. Alınan bu provokatif karar, ABD’de Hristiyan toplumun tutucu kanadı olarak görülen Evanjelist Siyonist veya Neocon olarak nitelendirilen TRUMP yönetimindeki bazı üst kesime işaret ediyordu. Amerikan sistemi içindeki gerilim ilginç bir şekilde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında değil, müdahaleci ve yayılmacı Neocon’lar ile Trump’ın temsil ettiği içe kapanmacı “Önce Amerika” sloganını savunan grup arasında yaşandı ve pek uzun sürmedi. Amerikan siyasetine ve bürokrasisine nüfuz etme imkan ve araçları bulunmayan Trump, Neocon’lardan gelen baskıya çok fazla dayanamadı. Öyle görünüyor ki Trump üç konuda sıkıştırıldı. İlki, damadı Kushner ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Flynn aracılığıyla Ruslarla temas kurmak ve bunu bildirmemek, ki bu konudaki baskıyı hafifletebilmek için Flynn’i feda etmesi gerekti. İkincisi, konumunu kullanarak kişisel kazanç elde etmek ve üçüncüsü ise ilişkide olduğu bir kadını para ve tehdit yoluyla susturmaya çalışmak. En son avukatının ofisine yapılan baskın ve burada söz konusu suçlamayla ilgili belgelere FBI tarafından el koyulması Trump üzerindeki baskının boyutunu göstermesi açısından önemliydi.Trump göreve başladıktan bu yana kendi ekibinden ve o sırada göreve devam edenlerden 25’i ya görevden alındı ya da istifa etti. Bu Amerikan tarihindeki en yüksek sayı . Eğer TRUMP kendi ekibiyle devam edebilseydi Amerikan siyasal sisteminde Neocon’lar Nixon’dan bu yana ilk defa Cumhuriyetçi bir yönetimde bulunmayacaklardı. Ama sakin ve ısrarlı bir çabayla bu ihtimali önleyebildiler. İpleri ellerine alarak ABD dış politikasını dönüştürmeye başladılar.

Oysa, Erdoğan liderliğindeki İslam ülkeleri tarihte bir ilk olarak Küresel Hegemonik Güç olan ABD’nin hukuksuz kararına karşı birlik ve beraberlik içinde karşı çıkarak Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan etmişlerdi. Bu durum asırlardır Müslüman ülkeleri birbirine düşürerek ezen her türlü zulmü ve soykırımı çoluk çocuk kadın demeden Müslümanlar üzerinde uygulayan İsrail, ABD ve diğer hegemonik Batı’lı ülkelere açık bir meydan okuma ve başkaldırı olarak nitelendirilmişti. Bu tarihi karar karşısında bazı ABD’li yetkililerin bu karar uygulansa bile taşınma 2-3 yılı bulur minvaldeki açıklamaları zımnen örtülü bir geri adım olarak değerlendirilmişti. Ancak 14 Mayıs’ta ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını hayata geçirmesiyle birlikte İsrail 14 Mayıs’ta bu karara tepki gösteren demokratik haklarını kullanan silahsız 62 sivil ve masum Filistinliyi orantısız güç ve silah kullanarak katlederken 2 bin 700 sivilin de yaralanmasına sebebiyet vermişti. Bu durum Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede tepkilere neden oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da IIT‘nı olağanüstü zirvede toplarken aynı gün yine İstanbul’da Yenikapı Meydanın da ‘’Zulme lanet Kudüs’e destek’’mitinginde önemli açıklamalar yaparak İsrail ve Amerika’yı bu yeni katliamlarından dolayı ağır bir şekilde suçladı. ’’Kudüs sadece bir şehir değildir. Kudüs bir semboldür, bir imtihandır, Kudüs kıbledir. İlk kıblemizi koruyamazsak son kıblemizin geleceğine güvenle bakamayız. Açık konuşmak gerekirse İslam dünyası Kudüs imtihanında sınıfta kalmıştır. Sadece İslam dünyası değil, tüm insanlık da sınıfta kalmıştır” ifadelerini kullandı.

İSRAİL YARGILANMALI

Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’Açık ve net söylüyorum. İsrail’in yaptığı haydut’luktur, vahşettir ve devlet terörüdür. Zulüm ve katliamları cezasız kalmamalı, İsrail katlettiği masumların hesabını uluslar arası yargı önünde mutlaka vermelidir. Birleşmiş Milletleri ve diğer uluslararası kuruluşları Filistin halkına karşı işlenen suçları bağımsız ve şeffaf biçimde acilen soruşturmaya çağırıyoruz. Bütün ülkeleri bir kez daha Filistin devletini ve onun başkenti olarak da Kudüs’ü resmen tanımaya davet ediyoruz. Bunu yapmayan ülkelerin barış sürecine öncülük etmesi mümkün değildir” demişti.

İsrail 14 Mayıs 1948 yılında devlet olarak kuruluşundan günümüze kadar çoğu kadın çoluk çocuk ve siviller olmak üzere 10 binlerce Filistinliyi katlederken 400 bin Filistinliyi de topraklarından kovdu. İsrail BM kararlarını bugüne kadar hiç kale almadı. 2009 yılında BM İnsan Hakları Konseyinin hazırladığı ‘’Filistin ve işgal Altındaki Diğer Arap Topraklarında İnsan Hakları‘’ adlı 575 sayfalık Yahudi asıllı hakim Richard Goldstone’nin hazırladığı raporda ’’İsrail’in insanlığa karşı suç işlediği, İsrail operasyonlarının, kasten öldürme amacı taşıdığı, Filistinli sivillerin sanayi ve su kaynaklarının hedef alınması, sivil halkın öldürülmesini, acı çekmesini ve altyapının tahribini hedef alması” açıkça raporda belirtildiği halde bu haydut devlet hakkında hukuki bir işlem ve yargılama yapılmadı. Kendilerini dünyanın efendileri olarak tanımlayan İsrail ve ABD haydut devletler olarak gözü dönmüş bu küresel alçaklar nasıl oluyor da böylesine pervasız olabiliyorlar? Çünkü karşılarında kendilerini durdurabilecek uluslararası bir hukuk sistemi ve gücü yok. Kendi kurdukları sistemler, kendilerinin yarattığı insan hakları ihlalleri, özgürlük ve demokrasi suçları nedeniyle neredeyse çökmüş vaziyette. Ve malesef dünya barışı bu küresel haydut devletlerin tehdidi altında.

#İsrail
#BM
#Kudüs