
Geçtiğimiz hafta sonu Suudi Arabistan’da Velihat Prens Abdullah Bin salman tarafından ‘Yolsuzlukla mücadele örtüsü’’ altında başlatılan operasyonlar Ortadoğu’da yeni bir dönüm noktasına işaret ediyor. Mayıs ayında bir televizyon programında ülkesinin yolsuzlukla mücadele konusundaki politikaları hakkında konuşan Veliaht Prens Selman, "Yolsuzluğa bulaştığı kanıtlanan kişi, ister prens ister bakan olsun yargılanmaktan kurtulamayacaklar" demişti. ’Yeni Suudi Arabistan’ın’ hedefleri ve 2030 Vizyonu’nun da açıklandığı konuşma, ABD ve İsrail eliyle hukuk örtüsü altında gerçekleştirilen ‘Saray Darbesi’nin’ üstünü örtemediği gibi aksine gözaltına alınan prens ve bakanların konumu ve görevleri açısından dış destekli bir operasyonun iç ve dış hedeflerini ‘Körfez ve Ortadoğu’ya’ yönelik projelerini gözler önüne seriyordu. Sayıları 1000’i geçtiği iddia olunan gözaltı ve tutuklamaları kategorize edersek, yeni kral adayı Velihat bin Selman’ın ‘Ilımlı İslam ve modernleşme’ projesine karşı çıkabilecek din adamları, güvenlik ve istihbarat kurumlarında değişime direnebilecek üst düzey aile üyeleri ve onlara yakın kişiler ile bin Selman’a muhalif olsun ya da olmasın ‘büyük sermayeyi ‘kontrol eden bireyler ve üst düzey ‘yargı’ mensuplarının gözaltına alınmış olmalarında Mossad’ın istihbarat desteği konjonktür el olarak hissediliyordu.
Zira bu noktada Obama’nın Ortadoğu politikasını ve bunun bir komplikasyonu olarak ortaya çıkan bölgedeki İran ve Rus yayılmacılığını tersyüz etmek isteyen Trump ve İsrail, İran’a karşı Suudi Arabistan liderliğindeki ‘quartet’ (Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır) ülkeleri vasıtasıyla bir operasyon başlatıyordu. Netanyahu ile iyi ilişkilere sahip damat Kushner aracılığıyla Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zayed’i (BAE-Dubai veliaht Prensi) ABD’nin Körfez ve İran politikasının bölgede temel dayanakları olarak kullanılması söz konusuydu. Hatırlanacağı gibi Haziran ayı içinde Suudi Kral’ı Selman’ın Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’i görevden alarak yerine oğlu Muhammed bin Selman’ı veliaht prens olarak ataması İran medyası tarafından ‘yumuşak darbe’ olarak nitelendirilmişti. ABD Başkanı Trump’un bin Nayif’in görevden alınmasından yaklaşık 3 ay önce yeni veliaht olarak atanan Muhammed bin Selman’ı Trump’un damadı ve Ortadoğu danışmanı Jared Kushner aracılığıyla kabul edip görüşmesi oldukça manidar! Zira Suudi Arabistan’ın ‘terörle mücadele prensi’olarak bilinen güvenlik ve istihbaratın(GİF) en tepesindeki isim olan Muhammed bin Nayif Suudi tarihindeki en Amerikan yanlısı kişi olarak biliniyor. FBI’da eğitim görmüş olan Nayif, İngiliz polis örgütü Scotland Yard’da anti-terör kursları alan, ABD’li yetkililerin kendisine terörle mücadele konusunda güvendiği ve görüşlerini önemsediği bir isimdi. Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA), Nayif’i “El Kaide’yi yıkmakta kilit bir isim” ve “en mühim muhatap” olarak tanımlıyordu. El Kaide ve DEAŞ terör örgütlerine karşı yapılan tutuklamalarda rolü çok büyüktü ve Suudi halkı kendisini bir kahraman olarak görüyordu. Hatta 2017 yılında Nayif, yeni CIA direktörü tarafından anti-terörizm mücadelesi sebebiyle madalya’yla taltif edilmişti. Trump’un Suudi Arabistan ziyareti sonrasında görevden alınan Muhammed bin Nayif’in, Trump ve yeni veliaht Muhammed Selman ile görüştüğü 14 Aralık’ta görevden alınmasının kararlaştırıldığı çok açık. Bu durum, Amerika’daki çift başlılığı ve kurumlar arasındaki kavgayı açık eden bir duruma işaret ederken, Ortadoğu ve Körfez’deki gerilimleri tetikleme potansiyelini arttırmaktadır.
Amerika ve İsrail destekli Suudi Arabistan liderliğindeki quartet yapısı içinde yer alan BAE –Dubai Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in Türk düşmanı olması, 15 Temmuz kanlı kalkışmasında FETÖ’yü maddi olarak desteklemesi Türkiye’yi, quartet’i oluşturan ülkelere ve bu ülkelerin arkasındaki ABD ve İsrail’e karşı bilhassa ‘Türkiye’nin terör kuşağı ile çevrelenmesine’ karşı tedbir almaya yöneltmiş görünüyor. Türkiye’nin kırmızı çizgisi Körfez’de Katar’dır. Katar’a yapılacak bir saldırı Türkiye’ye yapılmış demektir. Diğer taraftan bölgede Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki çatışmalı gerilimin İran ve Suudi Arabistan arasında bir çatışmaya dönüşmesi bölgeyi ve dünyayı ateş çemberi haline getirebilecektir. Bu nedenle Körfez ve Ortadoğu’yu yeni bir savaş ortamına sürükleyebilecek gelişmelerden 1’inci derecede Amerika, İsrail ve BAE, dolaylı olarak da İran sorumludur. Rusya,
Türkiye ittifakı ise bölgenin huzur ve istikrarı için elinden gelen gayreti göstermelidir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.