Hablemitoğlu suikastı dosyası 13 yıl sonra tozlu raflardan indirildi. Güvenilir kaynaklardan alınan bilgilerde, Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili Necip Cem
'in, Ankara'da çifte canlı bomba saldırısında görevli istihbarat ve terör birimlerinde görevli polislerden araştırma ve soruşturma için özel bir ekip kurduğu belirtildi. İddialara göre bu ekipler, Hablemitooğlu suikastı dışında, kamu vicdanını derinden yaralayan devlet-millet kaynaşmasını menfi yönde etkileyen son 10 yılda işlenen siyasi cinayetlerde Fethullahçı Terör Örgütü mensuplarının rolünü araştıracak. ( Rahip Santora, Dink Danıştay, Zirve, Behçet Oktay, Muhsin Yazıcıoğlu vs.)
Ancak Hablemitoğlu suikastının aydınlatılmasına ışık tutabilecek büyük öneme sahip telefon trafiği kayıtlarının emniyet ve adliye arşivlerinde olmadığı, kayıp olduğunun anlaşılması arka planda suikastın çözülmesini istemeyen devlet içine sızmış derin yapıya işaret ederken, suikast sonrasında telefon trafiği başta olmak üzere soruşturmanın selametle yapılıp yapılmadığı konusunda şüphelere kapılmamıza neden olmaktadır.
Necip Hablemitoğlu, 13 yıl önce, 18 Aralık 2002 yılında soğuk bir Çarşamba gecesinde evinin önünde faili meçhul bir suikast sonucu öldürülmüştü. İlk incelemelerde cinayetin birçok açıdan profesyonelce çok kısıtlı iz ve delil bırakılarak işlendiği
kanaati
hasıl olmuştu. Uzmanlara göre tetikçi çok yakın
mesafeden (10-15 cm) ateş açarak Hablemitoğlu'nu öldürmüştü. Bu durum suikastı gerçekleştiren kişi veya kişilerin çok profesyonel ve soğukkanlı olmasına ve şansa yer bırakmadan kesin öldürme refleksi ile hareket ettiklerinin bir işaretiydi.
Otopsi raporunda Hablemitoğlu'nun kafasında tek bir yara izi vardı. Hablemitoğlu'nun sol gözünden tek isabet alması sonucu vefat ettiği anlaşılmıştı. Oysa olay yerinde iki kovan bulunmuş, çekirdek izlerine rastlanmamıştı. Bu durum da suikastçının çok seri ateş açabilme yetenek ve refleksine sahip olduğunun bir işareti olarak yorumlanıyordu. Cemaatin yayın organlarından Aksiyon Dergisi 2003 Nisan tarihli sayısında isimlerini vermediği suikast olaylarını yakından izleyen bazı uzmanlara atfen Hablemitoğlu'nun sol gözünden vurularak öldürülmesini ilginç, tuhaf ve manidar bir şekilde değerlendiriyordu;
“Belki de suikastın sırrı, Hablemitoğlu'nun sol gözüne sıkılan kurşunda gizlidir. Çalışma ve konuşmalarıyla, bakmaması gereken bir yere bakmışsa, yönelmemesi gereken bir tarafa yönelmişse,
bu kurşun bir mesajdır. O zaman suikastçıların onu 'hain' olarak değerlendirmedikleri anlaşılıyor. Eğer hain olduğunu düşünseler arkadan vururlardı. Ama önden, hem de gözüne vuruyorlar. Yaptığı ölümcül hata, yüzüne okunduktan sonra vurulmuştur
” denmişti.
Hablemitoğlu suikastının işlendiği tarihte ve sonrasında, Türkiye'de Gladio yapılanmasının ana merkezinin hangi kurum içinde olduğunun tespiti, faili meçhul siyasi cinayet, katliam ve suikastların aydınlatılmasında ve arka planlarının ortaya çıkarılmasında önemli biri işlev görmesi açısından elzemdir. Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin talebi üzerine Genelkurmay'ın gönderdiği hard disklerin incelemesini tamamlayan, Hâkim Hüsnü Çalmuk tarafından hazırlanan 212 sayfalık Ergenekon Mahkemesi'ne gönderilen raporda'' Genelkurmay değerlendirmelerinde, ABD-Türkiye-Gladio bağlantısı anlatılmış: “… Gladio'nun ABD kontrollü bir yapı olduğu, NATO'ya girişle birlikte Türkiye'de derin devletin ortadan kalktığı ve ABD egemenliğinin devlete hakim olduğu, geçmişte komünistler baş suçluyken, bugün ABD aleyhtarı olan, milli çıkarları korumaya çalışan kurum, grup ve yapıların suçlu haline getirilmeye çalışıldığı………
Gladio'nun Soğuk savaş döneminde TSK'nın içerisinde olduğu, ancak TSK'nın 1990'lı yıllarda Özel Kuvvetler Komutanlığı'nı yeniden teşkilatlandırarak millileştirdiği ve ABD'nin kontrolündeki yapıyı tasfiye ettiği, bunun üzerine ABD'nin Gladio'yu kendi kontrolündeki Fethullahçı yapının içerisine yerleştirdiği, bugün Gladio'nun odağının emniyet içindeki Fethullahçılar olduğu……….
Genelkurmay değerlendirmesinde Danıştay, Hrant Dink ve Rahip Santora suikastlarının da Fethullah Gülen grubuyla bağlantılı olduğu iddia ediliyor'.' Gladio'nun, Soğuk Savaş sürecinde, 1990 yılına kadar, TSK içinde olduğunun ifadesi ve kabulü şüphesi demokrasinin gelişmesi ve hukuk devleti açısından çok önemli bir durum. Devam edeceğiz.