Okul arkadaşım ve bir dönem AK Parti’de Tokat milletvekili olarak da görev yapan Resul Tosun Bey’in yayınlamakta olduğu bir dergi vardı. Adı “Yörünge” olan bu derginin yazarlarından biri de merhum Mehmed Şevket Eygi idi. Geçen gün bu derginin nüshalarından bir kısmını -aradığım bir yazıyı bulmak için- gözden geçirirken Şevket Bey’in “Şundan Bundan” başlığını taşıyan bir yazısıyla karşılaştım. Çok eskiden beri merhumun yazılarını takip ettiğim için bu başlıkla sık sık yazılar yazdığına da âşinâyım.
Dokuz maddelik bu yazının beşinci maddesi şöyleydi:
“İslâm tarihinde her biri tek başına bir ümmet olan şahsiyetler vardır. Efendimize risâlet vazifesi verilmezden önce, Ukaz Panayırı’nda, bir devenin üzerinde meşhur nutkunu okumuş olan Kuss bin Sâide için, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Kuss bin Sâide’nin, Mahşer’de tek başına bir ümmet olarak diriltileceğini sanırım” buyurmuşlardır.
Yakın tarihimizde Bediüzzaman Said Nursi, Silistreli Süleyman Hilmi, Abdülhakim Arvâsi, İskilipli Âtıf gibi din ve şeriat uluları böyle, her biri bir ümmet olan engin himmetli şahsiyetlerdir. Bize şimdi bir kaç adet böyle adam lâzım. Milyonlarcası bile bir ümmet olmayan Müslümanlarla bu iş yürümez.”
Bu yazıya hemen bir ilâvede bulunmak gerekirse, böyle her biri bir ümmet olan âbide şahsiyetler ve din uluları -tabii ki- sadece yukarıda isimleri geçen büyük zatlardan ibaret değildir. Tarih denilen geçmiş zaman yolculuğuna çıkarsak, “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir!” vecizesine uygun hareket eden daha bir çok kıymetli zevat ile karşılaşırsınız.
Esas vurgulamak istediğim hususa gelince, Kuss bin Sâide’nin Efendimizin nübüvvetini ve risâletini müjdeleyen o meşhur nutkudur. Altın harflerle yazılmaya lâyık bu nutuk, edebi açıdan da şaheser bir hitabet örneğidir. Ve size bir şey söyleyeyim mi, ne kadar tekrar ederseniz ediniz, Kuss bin Sâide’nin bu “mübeşşer” hitabeti okuyanın dilini, dinleyenin kulağını tezyin etmeyi sürdürüyor. İsterseniz deneyiniz. Denemeye ne gerek var, Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ’sında bunun böyle olduğunu belirtiyor. Geliniz, bu hitabeye, kitabe okur gibi birlikte kulak verelim:
“Ey nas! Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz.
İbret alınız.
Yaşayan ölür; ölen, fenâ bulur.
Olacak olur.
Yağmur yağar, otlar biter.
Çocuklar doğar, analarının, babalarının yerini tutar.
Sonra hepsi mahv olup gider.
Vukuatın ardı arası kesilmez, hemen birbirini velyeder (takip eder).
Kulak tutunuz, dikkat ediniz, gökte haber var.
Yerde ibret alacak şeyler var.
Yer yüzü bir ferş-i eyvân, gök yüzü bir yüksek tavan.
Yıldızlar yürür, denizler durur.
Gelen kalmaz, giden gelmez.
Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı kalıyorlar?
Yoksa orada bırakılıp da uykuya mı dalıyorlar?
Yemin ederim: Allah’ın indinde bir din vardır ki, şimdi bulunduğunuz dinden daha sevgilidir. Ve Allah’ın bir gelecek Peygamberi vardır ki, gelmesi pek yaklaştı. Gölgesi başınızın üstüne geldi. Ne mutlu o kimseye ki, O’na iman edip de, o dahi ona hidâyet eyleye.
Vay ol o bedbahta kim, ona isyan ve muhalefet ede.
Yazıklar olsun! Ömürleri gaflet ile geçen ümmetlere!
Ey cemâat-i âbad! Kani (hani) âbâ u ecdâd?
Kani müzeyyen kâşâneler ve taştan hâneler yapan Âd u Semûd
Kani dünya varlığına mağrur olup da kavmine ‘Ben sizin en büyük rabbinizim’ diyen Firavun ile Nemrut? Onlar size nisbetle daha zengin, kudret ve kuvvetçe daha efzûn değil miydiler?
Bu yer, onları değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı. Kemikleri bile çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor.
Sakın onlar gibi gaflet etmeyin! Onların yolunda gitmeyin!
Her şey fânidir. Bâki ancak Cenab-ı Hakk’dır.
Ki, birdir. Şeriki ve nazîri yoktur. Tapılacak ancak O’dur. Doğmamış ve doğurmamıştır.
Evvel gelip geçenlerde bize ibret alınacak şeyler çoktur. Ölüm ırmağının girecek yerleri var, ammâ, çıkacak yeri yoktur. Büyük küçük hep geçip gidiyor. Giden geri gelmiyor. Cezmettim ki, (kesin olarak inandım ki) âmmeye (herkese) olan bana da olacaktır!”
Ne ibret dolu cümleler, ne ders verici edebi ve ebedi ifadeler.
Cevdet Paşa, altın kalemini, nur hokkasına bir kere daha batırıp şu açıklamayı yapıyor:
Kuss bin Sâide, Hâtemü’l-Enbiyâ’nın karîben (yakında) geleceğini keşf ve istihraç edip Ukaz Panayırı’nda böyle herkesin ortasında söyleyip dile getirirken biçâre, ondan bîhaber idi ki, Hâtemü’l-Enbiyâ Hazretleri dahi orada hazır ve ona nâzır idi.
Arası çok geçmeden Hâtemü’l-Enbiyâ Hazretlerine nübüvvet ve risâlet geldi. Lâkin Kuss bin Sâide vefat ettiğinden gelip de görüşmek kendisine nasip olmadı.
Ondan sonra Kuss bin Sâide’nin mensup olduğu kabilenin ulusu Cârûd nâmındaki zat da, onun gibi tevhid ehli ve İsa dinine mûtekid olduğu halde, kavminin eşrafı ile birlikte gelip bir gün Huzûr-ı Muhammedî’ye girdi. Ve İslâm ile müşerref oldu. Onunla birlikte kavminin eşrafı da hep birden iman getirdi.
Hâtemü’l-Enbiyâ, ondan memnun oldu. Ve, ‘İçinizde Kuss bin Sâide’yi tanıyan var mı?’ diye sordu. Cârûd da, ‘Yâ Resûlâllah, cümlemiz tanırız, bilhassa ben, daima onun izinden gidenlerdenim’ diye cevap verdi.
Hâtemü’l-Enbiyâ Hazretleri Kuss bin Sâide’nin, Ukaz Panayırı’nda, devenin üstünde, “Yaşayan ölür, ölen fenâ bulur. Olacak olur” diyerek hutbe okuduğu hatırımdan çıkmaz. Daha bir hayli sözler söylemişti. Hepsinin hatırda kaldığını zannetmiyorum, buyurdu.
Hazreti Ebû Bekir de aynı meclisteydi. “Yâ Resûlâllah! Ben de Ukaz Panayırı’ndaydım. Kuss bin Sâide’nin söylediği sözlerin hepsi hatırımdadır!” diyerek adı geçen hutbeyi baştan sona okudu. Bunun üzerine Cârûd’un arkadaşlarından biri ayağa kalkıp, Kuss bin Sâide’nin bazı şiirlerini okudu ki Harem-i Şerif’de Benî Hâşim’den (Haşim oğullarından) Muhammed Aleyhi’s-Salâtü Vesselâm’ın bi’setini, yani Efendimizin peygamberliğini sarâhaten (açıkça) zikir ve beyan etmişti.
Hâtemü’l-Enbiyâ Hazretleri de, öyle ümit ediyorum ki, Cenâb-ı Hakk, kıyamet gününde Kuss bin Sâide’yi ayrıca bir ümmet olarak diriltecektir, buyurdu.
Bu vesileyle belirtmek isterim ki, Ahmed Cevdet Paşa’nın bütün eserleri değerli olmakla beraber, “Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ” isimli o muazzam İslâm tarihinin yeri bambaşkadır. Sade bir Türkçe ile kaleme alınmış olması dolayısıyla da kolayca okunmaktadır.
Bütün okuyucularıma tavsiye ediyorum.

