1994 seçimlerine birkaç ay önceydi. Üsküdar’da bir mahalle başkanının dükkânına uğradım. Hatırladığım kadarıyla Emniyet Mahallesi’ne yakın bir yerdi. Ben dükkânda beklerken mahalle başkanı bir kişiyi arabasıyla hastaneye yetiştirdi. Arayanlar, soranlar, başkanın dükkânı seçim koordinasyon merkezi gibiydi.
94 seçimlerinde Üsküdar’da oturuyordum. Kadıköy’de çalıştığım için çalışmalara Kadıköy’de öğrencilerle birlikte katılıyordum. Bazı akşamlar Üsküdar ilçeye uğradığım oluyordu.
Her akşam bine yakın insan Üsküdar ilçe merkezine gelir ve yöneticiler onları sevk ve idare etmeye çalışırdı.
Siyaset tarihinde başka örnekleri de vardır mutlaka. Son bir hafta o kadar çok insan çalışmak için ilçe merkezine gelmeye başladı ki yönetimde olanlar gelen insanları sevk ve idare edemez oldular. Neredeyse her akşam ilçe merkezi miting alanına dönüşüyordu.
1994 seçimlerine giderken Kadıköy’ün iklimi Üsküdar gibi değildi. Fakat Kadıköy’ün en çorak mahallelerinde, Moda, Fenerbahçe, Caddebostan, Bahariye Caddesi’nde beklenmedik insanlardan Sn. Erdoğan ve RP desteği görünce hem şaşırıyorduk hem de ümidimiz artıyordu.
Seçim bittiğinde bugünkü Türkiye devriminin başladığının farkında değildik. Büyükşehirde Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Üsküdar’da Yılmaz Bayat kazanmıştı. Üsküdar oyları İstanbul oylarının üzerindeydi.
Üsküdar ve Fatih geleneksel muhafazakârlığı temsil eden iki ilçedir. Üsküdar halkı ve seçmeni daha ılımlı, entelektüel yönü öne çıkan, kent aidiyeti daha bir hissedilir bir ilçe; ne çok zengin ne çok fakir, tam orta sınıf olarak tabir edilen bir sosyolojiye sahip.
İlginçtir, Kadıköy’de çalışırken her akşam Kadıköy-Üsküdar sınırından geçerken Üsküdar’a adım atınca bir rahatlama hissederdim.
2002 yılında KENTİM İstanbul kapsamında Taksim Meydanı’nda kurduğumuz bir platformda İstanbul üzerine konferans ve paneller yapardık. Bir gün rahmetli Ahmet Yüksel Özemre’ye bu hâli sordum ki kendisi Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı kitabının yazarıdır.
O bana dedi ki: Hissettiğin şey Üsküdar’ın altındakilerle ve üstündekilerle ilgili. Üsküdar İstanbul’un sakin muhitlerindendi. Bu ilçede Osmanlı zamanından yüzlerce tekke, medrese, zaviye, külliye, ilim ve irfan yuvası vardı. Bu geleneğin birçok kolu Üsküdar’da hâlâ devam etmektedir.
Siyaset ve sivil toplum alanı birbirini besleyen alanlardır. AK Parti sosyolojisinde sivil alanın, vakıfların, derneklerin, öğrenci hareketlerinin rolü büyüktür.
Diğer taraftan AK Parti, %50 oya hitap eden bir kitle partisidir. Örgütlü yapıların oyu ortalama %10-15’i temsil eder. Fakat kök motivasyon olmadan %50’nin sevk ve idaresi de mümkün olmuyor.
Bir ülkede siyaset değişir, sosyoloji değişir, kazanan kaybeden değişir; bu da hayatın normalidir. Fakat siyasi yelpaze o kadar bozuk, o kadar tutarsız ki bugün itibarıyla ülkenin kaderi ile Sayın Cumhurbaşkanı’nın kaderi birbirinden özdeş hâle geldi. Bu durumu içerden, dışardan, dost, düşman böyle yorumluyor.
Bugün itibarıyla Üsküdar Belediyesi’ni ve siyasetini AK Parti yönetecek. Acaba yöneticiler şapkayı önlerine koyup siyasetin bütün paydaşlarıyla bir durum analizi yapacaklar mı?
Üsküdar’ın köklü bir esnaf yapısı var.
Birçok düşünür, entelektüel insan var.
Yine AK Parti siyasetine yakın vakıflar, dernekler var.
Gençlik hareketleri canlıdır.
Mahalle mahalle Üsküdar sakinleri.
Kanaat önderleri.
Eski AK Partili yöneticiler.
Siyasette kazandıran ve kaybettirme potansiyeli olan kent yoksulları.
Gençler.
Kültür sanat alanında faaliyet gösteren merkezler.
Emekliler.
Ev hanımları.
Çıvıl çıvıl kaynayan yeni nesil kafeler.
Liste uzayıp gider.
Geçen hafta Üsküdar’ın mahallelerinde dolaştım. En ücra köşelere hizmet gitmiş, buradan anlaşılıyor ki sosyolojinin hizmet dışında beklediği şeyler var.
Bir ilçede yaşayan insanların siyasetle bir paydaşlık arzusu mu var? Bütün mahallelerde örgütlü olan AK Parti teşkilatı kılcal damarlarla bağ kuramıyor mu?
Siyasetin yükü uzun zamandır lider karizması üzerinden yürüdü. Bu durum bir yönüyle herkesi rahatlattı. Liderliğin gücü ortada. Fakat her bir küçük birimin değirmene su taşıması lazım.
Cüneyd-i Bağdadi’ye sormuşlar: “Allah’a ulaşmanın yolu kaçtır?” O da, “Gökteki yıldızlardan daha çoktur” demiş.
Sosyoloji değiştiyse sosyolojiye ulaşmanın yolunu, yöntemini değiştirmek lazım. Üsküdar bu camianın kültürlü, nazlı, nahif çocuğu; sanki siyasetin laboratuvarı gibi.
Eğer yöneticiler sosyoloji ile konuşmaya niyet ederse sosyoloji onların kulaklarına mutlaka bir şeyler söyler.

