Tam karşımda duruyor. İnce, zayıf yüzüyle o yüze tam tamına uygun ellerini gökyüzüne doğru açıp gülümsüyor. Ama nasıl bir gülümseme. Zannedersin sevgiliden haber gelmiş de “gel” diyor ona.
Meyhanedeyiz. Sarhoşuz hepimiz. Bazılarımız ayıkmış gibi yapıyorsa da kulak asma. Zaman içerisinde alışmışlar üzümün sarhoşluğunu belli etmemeye. Öğrenmişler işin zagonunu.
Meyhanedeyiz. Biri çıksın ve okusun istiyoruz. “Meyhâneyi seyretdim uşşâka metâf olmuş / teklîf-ü tekellüfden sükkânı muâf olmuş / bir neş’e gelip meclis bî-havf u hilâf olmuş / gam sohbeti yâd olmaz meşrebleri sâf olmuş.”
Anlamadın değil mi? Anlamadın çünkü hem dilini unuttun, hem hafızanı. Vatansız kaldın böylece nerdeyse. Zira dil vatandır, vatansa dilin kendisi.
Şunu okusun biri istiyoruz: “Meyhaneyi seyredince anladım ki burası aşıklara tavaf edilen yer olmuş / orada bulunanlar yapmacıktan, zorunluluktan, sorumluluktan muaf olmuş / ikiyüzlülükten ve korkudan arınan meclise bir neşe dolmuş / yaratılışları saf olan bu sarhoşlarda gamın, kederin kendisi değil adı bile kalmamış”
Tam karşımda duruyor. İnce, zayıf yüzüyle o yüze tam tamına uygun elini, orada olduğundan iyice emin olduğu kalbine götürüyor. Şimşek çaktığında bir sincabın elini kalbine götürmesi gibi değil. “Eyvallah” der gibi değil. Dolaysız, dolayımsız, kalbinin orada olduğunu iyice bilerek elini bastırıyor oraya. Çünkü biliyor ki beden oradadır, ruh oradadır ve dahi sır oradadır. Çünkü biliyor ki hafi de oradadır, ahfâ da oradadır.
Meyhanedeyiz. Cemimiz var ve yanında demimiz var. Üzüm yaratılmazdan önce de sarhoş olunan bir bezmi hatırlar, sevgiliden haber bekler gibiyiz.
Meyhanedeyiz. Biri çıksın ve okusun istiyoruz: “Bir bâde çek efzûn kap meclisde zeber-dest ol / Atma ayağın taşra meyhânede pâ-best ol / Alçağa akar sular pây-i huma düş mest ol / Pür-cûş olayım dersen Gâlib gibi sermest ol”
Anlamadın değil mi? Anlamadın çünkü hem dilini unuttun, hem hafızanı. Vatansız kaldın böylece nerdeyse. Zira dil vatandır, vatansa dilin kendisi.
Şunu okusun biri istiyoruz: “Bu kadehten bir tane daha yuvarla ki herkesin üstünde olsun yerin / sakın kaçıp gideyim deme, kal burada, demlen / suların yüksekten alçağa akması gibi sen de şarap küpünün dibine düş, bul kafayı iyice / daha da dağıtayım dersen Galip gibi sarhoş olmayı dene”
Dili hadi unuttuk diyelim. Hafızamız yerinde kalaydı bir umut olacaktı hepimiz için. Elimizi kalbimize götürmenin anlamları üzerine düşünebilecektik. Meyhanede olmanın, bade içmenin, küpün dibine düşmenin anlamları üzerine düşünebilecektik.
Yarım, eksik, tamamlanmamış insanlarız sanki artık.
Yine de “Âşıkda keder neyler gam halk-ı cihanındır” demenin, diyebilmenin imkanları üzerine yarım, yamalak, eksik, gedik düşünmeye çalışıyoruz ve yine de elimizi kalbimize götürüyoruz. Çünkü ne varsa orada. Yahut “orası, ne varsa içeriyor.”
Allah. Eyvallah.

