Başından beri Türkiye’nin Suriye’de yanlış yapmadığını düşünenlerdenim.
Türkiye istese de istemese de Suriye’yi bu hale getireceklerdi.
Tıpkı Irak gibi…
Türkiye, 1991 sürecinde Amerika ile birlikte Irak’a müdahale etmek istedi.
Özal, Amerika’nın planına engel olamayacağını anlayınca hiç olmazsa masada yer alalım, dedi.
Kabul etmediler.
Sonrası malum…
2 milyon insan öldü, Irak üçe bölündü, Kürt bölgesi yarı bağımsız devlete dönüştü, Basra, İngilizler tarafından yağmalandı.
Ortadoğu’nun en zengin toprakları açlığın, susuzluğun, perişanlığın yurdu oldu.
O zaman Irak’ta ne olduysa, 2011’de Suriye’de de aynısı oldu.
Suriye, Büyük Ortadoğu Projesi’nin sondan ikinci halkasıydı.
Büyük Ortadoğu Projesi ile Esad’ı devirebilselerdi, Erdoğan ile defteri kapatacaklardı.
Rusya, Esad’ı ayakta tuttu, son aşamaya geçemediler.
Tarihin garip cilveleri vardır böyle.
Bazen istemediğim bir şey olur, sonra döner bakarsın ki o istemediğin şey seni ayakta tutmuş.
Rusların, Kırım’ı ilhak etmesiyle, Gezi olayları da üç aşağı beş yukarı aynı döneme denk gelir.
Türkiye, Rusya’ya karşı, Amerikan yanlısı Ukrayna yönetimi lehine açıklamalar yaparken kendi topraklarında Amerikan destekli operasyonların tertiplendiğini görünce aklı başına geldi.
Kırım’da, Kırım Türklerini öne çıkardı, soydaşlarının haklarına vurgu yaptı.
Amerika, İngiltere ve hatta Almanya, Ukrayna üzerine yoğunlaştı, Rusya ile uğraştı, Türkiye hafifledi, o süreç öyle atlatıldı.
Peki şimdi ne oluyor?
Suriye’de, gözlem noktasındaki Türk askeri Rusya tarafından neden şehit ediliyor?
Rusya, Türkiye’ye net olarak şunu söylüyor:
Amerika ile müttefiksin, fakat Suriye üzerinden herhangi bir pazarlığa giremezsin. Suriye’de kontrol ettiğin toprakları biraz da benim iznimle kontrol ediyorsun. Mesele sadece S400 ya da F35 meselesi değil.
Rusya bir de şunu söylüyor…
Hem sen hem ben… Bir elimizle tokalaşırken öteki elimize bakalım, öteki elimizle ne yapacağımız pek belli olmaz. Birbirimize dikkat edelim.
Eyvallah, edelim, etmeliyiz de…
Muhakkak Türkiye’nin de bir cevabı olacaktır elbet, o cevabı bekleyeceğiz.
Bu hassas dönemde halkın birliği, beraberliği, devletine olan güveni önemli.
Esad üzerinden ayrışmanın, mezhepsel farklılıkları işaretlemenin bir anlamı yok artık.
Seçimler yapıldı, taşlar yerine oturdu, herkes mesajını verdi.
Bundan sonra Türkiye’nin çıkarları konusunda birleşme vakti.
Suriye’de, Esad’ın kalıp kalmaması, Amerika’nın Türkiye’ye sunduğu teklifler, Rusya’nın gaddar dostluğu ve diğer meseleler…
Ne olursa olsun, Türkiye için düşünme vakti, Türkiye için çalışma vakti.
Herkes konuşsun, herkes yazsın.
Nerede hata görüyorsa dile getirsin, akıl akıldan üstündür.
Bakarsınız bir köşe yazarı bile bir ülkenin ufkunu açar, stratejisini değiştirir, hamle gücünü artırır.
Nuri Bilge Ceylan üstadın söylediği gibi…
Bizler yalnız ve gururlu ülkenin çocuklarıyız.
Şu insanlık alemine o kadar da kötü şeyler sunmadık, biz de bir şeyler öğrettik, biz de bir şeyler öğrendik.
Bakın askerlerimiz “dostlarımız” tarafından şehit ediliyor.
Hem de gözlem noktalarda, yani tarafsız bölgelerde, yani emin ellerde.
Onun için diyorum ki…
Belki Türkiye de hata yapmıştır, yanlış işlere bulaşmıştır, paniklemiştir.
Olabilir, her devletin yapacağı şeylerdir bunlar.
İki dünya savaşında yüz milyon insan öldü, bizim yüzümüzden mi öldü, biz mi çıkardık o savaşları?
Türkiye’nin içerideki siyasi hareketlerine yön verme derdiyle büyük kayıplara sebep olabilecek söylemlerden uzak durmamız gerekiyor.
İktidarlar gelip geçer, gördünüz işte 25 yıllık belediye el değiştirdi.
Gayet normal bir şey, halk kimi işaret ediyorsa, o gelecek, o yönetecek, bu kadar basit.
Bütün eleştirilere rağmen köklü bir demokrasi işliyor.
Bundan mutlu olmalıyız, umutlarımız taze tutmalıyız.
Bir kere daha söylüyorum…
Akdeniz’de silahlar çekildi, Suriye’de dost bildiklerimiz askerlerimize kurşun sıkıyor, işler karışıyor.
Şunu anlayalım…
Suriye’yi zaten parçalayacaklardı, Türkiye sürece dahil oldu diye Suriye parçalanmadı.
Bu hakikat ortada dururken biz ne yaptık peki?..
Dünyanın çomak soktuğu, ateş taşıdığı bir büyük meseleyi eski dışişleri bakanının sırtına yıkıp temize çıkmaya çalıştık.
Olmaz…
Ülke böyle savunulmaz…

