Önümüzdeki
dar zamanda
, uluslararası sistemde ve ülkelerin iç politikalarında köklü, sarsıcı değişimlere
hazır olun! Buna bağlı olarak
çok yönlü küresel ittifaklardaki çöküşe
,
dar ölçekli kurucu iktidar ortaklıklarına
, iç politikada
siyasi partilerin genetiklerindeki derin değişime
hazır olun.
Belki 2. Dünya Savaşı sonrası
en hızlı
dönüşüme, en çarpıcı gelişmelere tanık olacağız ve
hiçbir ülke, bu yeni fırtınanın uzağında kalamayacak
. Çünkü hem uluslararası sistem değişiyor hem de ülkeler bu değişimi iyi ölçüp iç politik yapılanmasını yeniden
biçimlendirmeye
çalışıyor.
Siyasi partilerin genetiği değişir
Türkiye'de
“Cumhurbaşkanlığı Sistemi"
ne geçişin, siyasi partilerin yapısını değiştireceğini, Türkiye iç politik
iktidar alanını
yeniden şekillendireceğini zaten biliyoruz.
Ama bu değişiklik, sanıldığı gibi, sadece Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ne geçişten kaynaklanmıyor. Merkez ülkelerin varolan uluslararası sistemi
yok saymasından
,
yeni ve çok dar ölçekli yeni güç yapılanması
ndan ya da arayışından kaynaklanıyor.
başlıklı bir önceki yazıda bunları anlatmaya çalıştım.
Şöyle ki: Yeni iktidar alanı ya da düzeni, daha öncekilerde olduğu gibi,
çoklu ortaklıklar
üzerinden, 2. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan
ulus üstü
yapılar üzerinden,
Atlantik
merkezli tek yanlı müdahaleler üzerinden,
çokuluslu sözleşmeler
üzerinden değil, daha dar ölçekli bir merkez iktidar alanı ve
birkaç belirleyici ülke
üzerinden biçim alacak.
Yeni dönemde ittifaklar yok, tek tek ülkeler var
Yani, merkezde çok daha az devlet var.
AB bir güç olarak yok
,
Almanya
, Fransa ve İngiltere var. İslam İşbirliği Teşkilatı, bir çevre olarak yok,
Türkiye
var. Asya'daki ekonomik-siyasi ittifaklar, ortalıklar yok ama
Çin var, Hindistan var, Japonya
var
.
Demokrasi ve
insan hakları
gibi değerlerden çok
kaynakların paylaşımı ve iktidar mücadelesi
var.
Türkiye, ABD, Rusya, Çin, Hindistan
ve
Brüksel
merkezli son dönem temaslar özellikle takip edilmeli çünkü yeni dönemin en önemli ipuçları bu görüşmelerde veriliyor.
İç politikadaki siyasi söylemler de bu değişime
paralel
olarak kökten değişecek.
Siyasi kimlikler, ideolojik kimlikler yerine ülkeler tarihsel kimliklerini, iddialarını öne çıkaracak
..
Artık siyasi kadrolar değil, liderler belirleyici olacak..
Artık
siyasi kadroların değil, liderlerin belirleyici olduğu bir dünya
ya geçtik.
Sadece Türkiye'de değil
, bütün dünyada yükselen,
güçlenen eğilim
bu. ABD içindeki tartışmalarda,
Trump ile yerleşik düzen arasındaki gerilimlerde
, AB ülkelerinin hepsinin yüzleştiği iç çatışmalarda, Rusya'nın güce dayalı politikalarında hep bunu görürsünüz.
Kurucu yapılar yeniden şekillenirken, iktidar alanları yeniden biçimlenirken, 2. Dünya Savaşı sonrasının yerleşik düzeni silinip giderken,
Putin, Trump, Erdoğan modeli bütün dünyada yaygınlaşıyor
. Ülkeler kendine dönüyor, ulus üstü ittifaklardan çok
kendi gücüne
yaslanıyor, daha konjonktürel ittifakları tercih ediyor,
vatanseverlik
ve
ülke bütünlüğü
öne çıkıyor.
Almanya, Kılıçdaroğlu'nu bu sefer koruyabilecek mi?
Değişim ilk sonuçlarını ülkelerin
iç politikasında
gösterecektir. Türkiye ölçeğinde,
muhalefet partilerini yeniden dizayn etmeye dönük güçlü bir dış etki hissedilecektir
. Bu çerçevede
CHP
üzerinden bir
“yeni model çalışması"
yürütülüyor olabilir mi?
Tabii böyle söyleyince gözler birden
Almanya
'ya odaklanıyor.
CHP lideri Kemal
Kılıçdaroğlu
'nun Almanya yakınlığı biliniyor. Özellikle Almanya ve Avusturya'daki bazı
örgüt ya da dernekler
üzerinden yürütülen ilişkinin gizlenebilir bir yanı yok. Bu derneklerin büyük çoğunluğunun
Alman istihbaratı
tarafından yönetildiğine de kuşku yok.
Kılıçdaroğlu'nu Alman etkisi ya da desteği bu sefer kurtarabilecek mi?
CHP içindeki yeni tartışmalar, bu çerçevede bir tartışma olabilir mi?
CHP'nin yeni döneme göre formatlanmasında Kılıçdaroğlu defterini kapanıyor olabilir mi? Göreceğiz ama
CHP iç kavgası
nın çok derinleşeceğini söyleyebilirim.
Alman yalnızlaşması, Türkiye-Almanya krizi
CHP üzerindeki Alman etkisi zayıflıyorsa yerine hangi güç geçiyor?
Can alıcı sorular bunlar ve yakında kokusu çıkar.
Almanya ile Türkiye arasında yaşanan kriz, iki ülkenin bir çok konuda ayrışması,
Almanya'nın Türkiye'nin güvenini yitirmesi, iç politikada zemin kaybetmesi
ilk sonuçlarını CHP üzerinde gösterecek, belki de
ilk kurban
Kılıçdaroğlu olacak..
Çünkü Almanya, sadece Türkiye'de değil, küresel ölçekte güç kaybediyor
. 2. Dünya Savaşı dönemkindeki gibi bir
savrulma, yalnızlaşma
sürecine giriyor.
ABD ve İngiltere, Rusya ve Çin
ile ilişkileri bir yoluna koyarak yeni bir
güç haritası
oluşturmaya çalışırken, Türkiye, yeni güç yapılanmasına göre pozisyon oluşturmaya çalışırken
Almanya'nın açıkta kaldığı
aşikar. Avrupa'da yükselen yeni ırkçı dalganın AB projesini de çöküşe götürmesiyle bir
Alman yalnızlaşmasından
söz edebiliriz.
Bazı çevreler ciddi şoklar yaşayacak
Dolayısıyla hesaplarını
Almanya'ya ve Avrupa Birliği söylemlerine dayandıranların ciddi şoklar yaşaması muhtemel
. Bu, sadece Kılıçdaroğlu CHP'si değil,
Alman etkisi ve nüfuzu altında olan birçokları
için böyle olacaktır.
Son iki yazıda, merkez güçlerin yeni bir güç haritası,
küresel iktidar alanı
oluşturduğunu,
eskiye ait ne varsa defterinin dürüldüğünü
anlatmaya çalıştım. Sanırım bu, önümüzdeki dönemin en
yoğun tartışma konusu
olacak.
Çünkü
soyut “dünya düzeni" tartışmaları
değil bu. Ülkelerin iç politikalarında
dramatik
değişikliklere yol açacak. Dolayısıyla tartışmayı büyütmek, dünyanın nereye gittiğini görebilmek, içerideki pozisyon alışları da bu çerçevede anlamak lazım.
Anlamayanlar
ve durumu anlayamayanlar
zaten kaybedecek
. Bugün CHP ile başlayan müdahale, Türkiye'de
Alman etkisi altındaki herkesi bir yoklayacak…

