Eleştiriyi, matah bir şey sanıyoruz. Oysa çağ körleşmesinin biliş ve duyuş, oluş ve varoluş biçimlerimizi körleştirdiği bir zaman diliminde, eleştiri, eleştireni, eleştirdiği şeyin kafesine tıkayan bir işlev görüyor: Eleştirenin, eleştirdiği şeyi -tersinden- pekiştirmesine, eleştirdiği şeyin yerini ve gücünü muhkemleştirmesine yarıyor genellikle.
SİSTEMİN NEFES BORULARI: SİSTEM-KARŞITLARI
Sistem, varlığını karşıtlarına borçlu.
Dikkatli bir ''göz'', sistemin varlığını, anti-sistemik hareketler ve söylemler üzerinden meşrulaştırdığını, pekiştirdiğini ve yeniden-üretmeyi başardığını görebilir.
Bu nedenle, ''en tehlikeli adamlar'', aslında sistemi içeriden eleştiren Noam Chomsky gibi adamlardır: Çünkü bu adamlar, hem
sistem karşıtlarının ''gaz''ını alıyor
, hem de sisteme -tersinden- ''gaz'' veriyorlar!
Sistemin arızalarını tamir etmesine imkân tanıyarak, sistemin nefes borusu gibi bir iş ve işlev görüyorlar.Bu açıdan, meselâ sözümona
Amerika''yı eleştiren Holywood filmleriyle, sistemi eleştiren Chomsky''nin ''marifetleri''
aynı şeye hizmet ediyor: Sistemin, aksayan yönlerini tamir etmesine
ve ''tam gaz'' yoluna devam etmesine…
KAPİTALİZM''İ, ANTİ-KAPİTALİST HAREKETLER AYAKTA TUTUYOR!
Bu nedenle, kapitalizmi ayakta tutanlar, anti-kapitalist hareketlerdir. Zira anti-kapitalist hareketlerin söylemleri,
şımarık, şişkin ve pişkin ''kapitalist çocuk''u doğuran liberalizmin
, hiçbir zaman gerçekleşmeyen, sadece retorik olarak dillendirilen ve daha önemlisi de yeni-sömürgeciliğin keşif kolu
gibi iş ve işlev gören ayartıcı ''özgürlükler, haklar ve demokrasi'' vaatleri üzerine kuruludur.Yani anti-kapitalist hareketlerin söylemleri de aslında liberalizmin ilkelerine ve vaatlerine dayanır. Dolayısıyla anti-kapitalist hareketlerin talepleri, ''kapitalist çocuk''un şımarıklığına, şişkinliğine ve pişkinliğine çeki düzen verilmesinden ve uysallaştırılmasından öteye geçmez.
Sonuçta, anti-sistemik hareketler, sistemin biliş ve duyuş, oluş ve varoluş alanlarının dışına çıkamadıkları için, sistemin güçlenmesine, pekişmesine ve yeniden üretilmesine katkıda bulunmaktan başka bir şey yapamazlar.
Sisteme karşıt ya da sistemin alternatifi olduğunu söyleyen bütün söylemler, aslında sistemin içinde konuşlanırlar, sistemin içinden ve sistemin diliyle konuşurlar.
ELEŞTİRİ AMA NEREDEN VE NASIL?
Soru şu burada: Eleştiri yapmayacak mıyız, peki?
Tenkit yapacağız elbette. Ama t
enkidi harekete geçiren bir teklifimiz varsa
, tenkit bizi çağın ağlarına ve bağlarına düşmekten kurtarabilir.Teklifsiz tenkit,
kişiyi, tenkit ettiği yer''e kilitler, eleştirdiği şeyin cenderesine hapseder. Eğer bir teklifiniz varsa, tenkidiniz, önce bir dalga-kırma hareketine dönüşür; sonra da, dalga-kurma hareketine.Sonuç: Sistemin ve sistemin vareden söylemlerin dışına çıkılmadan yapılacak bütün anti-sistemik veya sistem-karşıtı hareketler, sistemin gerçek anlamda ''alternatifi'' olamazlar. Sistemin ve söyleminin tersinden nefes borusu olurlar sadece. O hâlde, bu dünyaya söyleyeceğiniz bir söz varsa, bir teklifiniz varsa, sistemin / çağ''ın ağlarının dışına açılabilme imkânınız da var demektir.
VAHYİN RENGİNE BOYANAN BİR ''ÖZ'' VE ''SÖZ'' ARAYIŞI…
Hz. Peygamber (sav), gönderildiği toplumun / çağın tam ortasında nefes alıp vermişti.
Şahit, mübeşşir ve nezîr
sıfatlarının gereğini yerini getirmişti.Efendimiz''in (sav) izlediği bu yol,
ümmîleşme yolu
ydu. Yani, toplumdan / çağdan kaçmadan, aksine çağı tanıyarak, çağına tanıklık ederek, çağı da, çağın çağrılarını da tanımadığını ilan etme, ondan sonra, insanları hakikate davet etme yolculuğu…
O yüzden
Mekke sürecinde dalga-kırmış,
Medine sürecinde
herkese hayat bahşeden bir dalga kurmuştu
. Çağrı''sı çağlar aşacak nebevî bir çağın temellerini atmış, bütün insanlığa, her zaman keşfedilmeyi bekleyen bir çağlayan
armağan etmişti.Efendimiz''in bir teklifi vardı: Teklifini bizzat kendinde hayat hâline getirmiş ve bu nedenle başkalarına da hayat bahşedecek, vahyin rengine boyanan bir ''kendi / öz'' ve ''yer / söz'' ''inşa'' etmişti. Peki, bizim vahyin rengine boyanan bir ''kendi''miz / ''öz''ümüz ve çağrısı çağını kuracak bir ''yer''imiz / ''söz''ümüz var mı?
Farkımızı farketmeden,
farkımızı farketmek için fırak ateşiyle yanmadan
, dolayısıyla bir oluş, varoluş ve fikir çilesine soyunmadan, özümüze ve sözümüze kavuşabilmemiz, sistemin / çağın ''öz''ünün / ağlarının ve ''söz''ünün / bağlarının dışına çıkabilmemiz mümkün mü?Başlıklar :

