
Sözü eğip bükmeden açık açık söylemek gerek: Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, bu ülkedeki eğitim sisteminin iflas ettiğini gösteriyor.
Özellikle bir öğretmenimizin ve 8 masum çocuğumuzun kurban edilmesiyle sonuçlanan Kahramanmaraş’taki saldırı, ülkemizdeki eğitim sisteminin yaşadığı sorunları çok ürpertici bir şekilde de olsa ele veriyor.
Öncelikle şunu söylemek isterim: İslâm’ın bin küsûr yıl bayraktarlığını yapmış bir toplumda böylesi bir cinayetin işlenebilecek olmasını hayal bile edebilmemiz mümkün değil’di; rüyamızda görsek inanmazdık, inanamazdık: Bizde olmaz böyle bir şey, derdik. Müslümanların çeyrek asırda siyasette / iktidar siyaseti’nde gösterdikleri çok tartışmalı ama öğretici performans ve 15 Temmuz’dan sonra sürüklendiğimiz çıkmaz sokak, toplumda İslâm’ın tartışma ve hatta eleştiri konusu yapılmasına yetti.
Ak Parti, İslâm’la o kadar özdeşleştirildi ki, Ak Parti’nin yaptığı her hata İslâm’a mal edildi. “Ak Parti, İslâm’ın doğrudan temsilcisi değil ki!” şeklinde yapılan açıklamalar, ya topu taca atmaya çalışan sorumsuzca açıklamalar ya da eziklik duygusuyla yapılan savunma psikolojinin sürüklediği çıkmaz sokaklar.
Türkiye’nin sosyolojisi, dünyada belki de en hızlı değişim geçiren sosyoloji: Türkiye’de uygulanan ve adına modernleşme, çağdaşlaşma gibi ayartıcı isimler konularak sürdürülen laikleşme / Batılılaşma projesi Türkiye’yi dışarıdan fiilen işgal etme zahmetine katlanmak yerine, içeriden zihnen ele geçirme projesidir.
Laiklik bu toplumun boynuna vurulmuş bir prangadır. Hâlâ tartışılması bile her tür saldırıya uğramanız için kafidir bazı devşirme olduğunu bile bilemeyen zavallı devşirilmişler / zihni işgal edilmişler tarafından.
Önce şunu bileceksiniz: Türkiye, normal, kendiliğinden bir modernleşme süreci yaşamadı; modernleşme denilen şey, Osmanlı döneminde Tanzimat’la birlikte İngilizler tarafından dayatılan Osmanlı toplumunu içeriden ele geçirerek, yani zihnen işgal ederek, Osmanlı yönetiminin (=düvel-i muazzama tarafından bilfiil satın alınan paşalarının) ülkeyi tepeden monteleme yoluyla doğrudan değil dolaylı yönetmelerle adım adım İslâm’dan uzaklaştırma projesiydi.
Yumuşak (soft / dolaylı) modernleşme projesi olarak adlandırıyorum ben Osmanlı modernleşmesini.
Cumhuriyet’e geçince bu modernleşme projesi, radikal modernleşme projesine dönüşmekle kalmadı, devletin resmî ideolojisi katına yükseltildi. Türkiye, Batı’da laikliğin anavatanı Fransa, Almanya, İsveç gibi ülkelerde bile olmayan bir absürtlüğü benimsemekten çekinmedi ve laikliği din gibi benimsedi, her şeyi laikliğe göre şekillendirmeye kalkıştı ve İslâm’ı hayatın her alanından tasfiye ederek sadece camilere hapsetti: Camiler hayattan koparıldı, kiliselere dönüştürüldü, devlet, laikliği din katına yükselttiği için “dindışı laik bir din devleti” doğdu, din’i her alanda baskıladı ve hayattan dinin izlerini silmeye çalıştı.
Hayattan dinin izlerini silme çabası, öncelikli olarak İslâm’ı camilerden uzaklaştırmak şeklinde gerçekleşti: İslâm sadece namaza kilitlendi, imamlar, “namaz kızdırma memuru” olarak görevlendirildi, maaşları devlet tarafından öndendi imamların.
İslâm’a vurulacak en darbe, hayatın merkezinde olması gereken, her şeyin etrafında döndüğü, anlam kazandığı ve hayata anlam kattığı caminin fonksiyonlarını yitirmesi, sadece namaz kılınacak ve cenaze kaldırılacak bir ölü mekân’a, ölüler mekânına (hem ölmek için gelen hem de ölenleri defnetmek için gelinen “ölülerle” anılan ve özdeşleşen bir mekâna) dönüşmesidir.
Türkiye’de İslâm’ın protestanlaştırılması projesi, devlet tarafından uygulamaya konulmuş, din hayattan kovulmuş, camilere hapsedilmiştir, camiler de -yukarıda sözünü ettiğim anlamda- ölüler evine dönüştürülmüştür.
Türkiye’de İslâm’ın hayattan uzaklaştırması bir dirençle karşılamadı mı peki?
Bu pek mümkün olmadı. Çünkü Kur’ân öğretimi, din eğitimi, ezan, Türk müziği, İslâm kültürünün öğretilmesi resmen yasaklanmıştı. Düşünsenize, bu ülkede bu ülkenin öz müziğinin öğretilmesi bile 1976 yılına kadar yasaktı!
Bunu, emperyalistler yapabilir miydi?
Aslâ!
Böyle bir şeye kalkıştıklarında başlarına ne geleceğini, nasıl güçlü ve geldiklerine pişman edici bir direnişle karşılaşacaklarını çok iyi biliyorlardı. O yüzden Türkiye’yi fiilen işgal etmek yerine zihnen işgal etmeye karar verdi İngilizler. Aslında Tanzimat’ta başlatılan sinsi projeyi daha açıktan ama yine “çaktırmadan” devam ettirdiler.
Lozan’da, Türkiye’nin İslâmî iddialarından vazgeçmesi, bunun için hilafetin kaldırılması, laikliğe geçilmesi dayatıldı Türkiye’ye. Bu şu demekti: Türkiye dışarıdan işgal edilmeyecek, içeriden zihnen işgal edilecekti. Kendi kendini sömürgeleştirecekti ülke.
O yüzden emperyalistlerin işgal ettiklerimde uygulayacakları (ama aslâ başaramayacakları) projeler laik devlet tarafından tepeden uygulanacaktı bir mühendislik projesi olarak. Bu konuda Şerif Mardin ve Nilüfer Göle çığır açıcı öncü kitaplar yazdılar.
Bunlara “inkılaplar” denildi. Alfabe Devrimi ile toplumun medeniyet kaynaklarıyla irtibatı koparıldı. Dil devrimi ile Müslüman Türkçe’nin İslâmî ruh kökleri kurutuldu, dindışı, köksüz, ruhsuz, uydurma bir Türkçe icat edildi ve Dil Kurumu ile topluma dikte edildi, dayatıldı.
Özetle, Türkiye, içimizdeki Batıcılar tarafından topyekûn bir kültürel soykırımdan geçirildi.
Ezan bile yasaklandı. Biraz önce de değindiğim gibi, Türk halkının müziğini öğrenmesi bile yasaklandı kendi okullarında!
Nedir bunlar?
Türklerin İslâm’dan uzaklaştırılma projesi değil midir?
Dışarıdan fiilen işgal edilemeyen ülkenin içeriden zihnen ele geçirilmesi projesi değilse nedir?
Kahramanmaraş cinayetini işleyen 14 yaşındaki çocuğun cinsiyet karmaşası yaşaması, kendisini kız olarak görmesi, yurtdışından Kore’den iki erkek arkadaşıyla çoklu cinsel ilişki yaşamaları Türkiye’nin yaşadığı çift kimlikliliğin / şizofreninin ürpertici ama çok güzel metaforudur.
Ah bu Kore yok mu, Allah be..sını versin onların! Dünyayı mahvedecek bütün pisliklerin yeşertildiği ve dünyaya yerleştirildiği lanetli ülke!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.