
İsrail ve ABD, İran’a karşı uygulanan yaptırımların bitiremediği şeyi bomba ile tamamlamaya çalışıyor. Bu yaklaşım, sömürgeci güçlerin tarih boyunca başvurduğu bilgi egemenliğini tasfiye etme pratiğinin çağdaş bir versiyonu olarak görülebilir.
Günümüzde savaşlar geleneksel savaşlara kıyasla artık yalnızca cephelerde kazanılmıyor. Nitekim güç, sadece toprak ele geçirerek ya da orduları ezerek değil, toplumların düşünme, üretme ve hayal kurma kapasitelerini yok ederek de inşa ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılar ve müzakereler devam ederken bile artarak süren Siyonist terör, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor. ABD-İsrail ortaklığında İran’a karşı icra edilen haksız saldırganlık süresince üniversiteler, araştırma merkezleri, yapay zekâ laboratuvarları ve aşı üretim tesisleri hedef alındığında, saldırının hedefinin yalnızca beton ve çelik olmadığı, bu kurumların ürettiği bilginin ve geleceğin de doğrudan hedef alındığı görülüyor. Dolayısıyla İsrail’in İran’daki eğitim kurumlarını, eğitimcileri, bilim insanlarını ve bilim kurumlarını kasıtlı olarak bombalayarak eğitim kırımı (educide), bilim kırımı (scholasticide) icra ettiği, terörle bilgiyi yok etmeye çalıştığı rahatlıkla ifade edilebilir.
TOPLUMUN ENTELEKTÜEL OMURGASINI KIRIYORLAR
Educide kavramı, Ürdünlü-İngiliz akademisyen Karma Nabulsi tarafından ortaya atılmıştır. Nabulsi bu kavramı, ABD’nin 2003 Irak işgalinin ardından uyguladığı politikalara bakarak geliştirmiştir. ABD’nin işgali döneminde Bağdat’taki üniversiteler yağmalanmış, kütüphaneler tahrip edilmiş, akademisyenler öldürülmüş ya da sürgüne zorlanmıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, ABD sivilleri de hedef aldığı saldırı ve işgalinde Irak’ta yalnızca bir rejimi değiştirmekle yetinmemiş; Irak toplumunun entelektüel omurgasını da kırmıştır. ABD’nin bu politik tercihinin tesadüf olmadığı, bilinçli bir strateji olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim eğitim kurumlarını yok etmek, toplumları uzun vadede zayıf, bağımlı ve siyasi alternatifler üretemez hale getirmektedir. Bölgenin kontrol edilebilir kaosla yönetilmesini uzun yıllar boyu hedefleyen ABD, Irak’ta eğitim kırımı icra ederek hukuk tanımamazlıkta bir çığır açmıştır.
İsrail bu stratejiyi ABD’den öğrenerek önce Filistin’de, ardından Lübnan ve İran’da da uygulamıştır. Uluslararası Af Örgütü ve BM başta olmak üzere pek çok kuruluşun raporlarına göre İsrail Gazze’deki üniversitelerin tamamına yakınını ya tahrip etmiştir ya da tamamen yerle bir etmiştir. Gazze’deki eğitimciler, akademisyenler ve öğrenciler, İsrail terörü tarafından orantısız biçimde ve kasıtlı olarak hedef alınmıştır. Scholasticide yani bilim soykırımı olarak da nitelendirilen bu pratik, artık İran’a taşınmıştır. Tarihsel süreklilik açısından bakıldığında, bu gelişme bir sürpriz değil; sistematik bir stratejinin coğrafi olarak genişlemesidir.
İRAN’DA HEDEF ÜNİVERSİTELER
Nisan 2026 itibarıyla İran Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’nın açıklamalarına göre en az 30 üniversite saldırıya uğramıştır. İngiltere merkezli Orta Doğu Araştırmaları Derneği (British Society for Middle Eastern Studies) ise bağımsız olarak teyit edebildiği üzere 16 akademik kurumun zarar gördüğünü belirtmiştir. Saldırıların hedeflerine bakıldığında, örüntü son derece çarpıcıdır. Nitekim bölgenin önde gelen mühendislik okullarından biri olarak tanımlanan Şerif Üniversitesi’nde, İsrail saldırıları nedeniyle yapay zekâ merkezi tahrip edilmiştir. İki yıl boyunca Farsça yapay zekâ modelleri geliştiren bu merkez, ABD yaptırımları nedeniyle uluslararası sistemlerden zaten kopuk bir şekilde çalışmış, bütün meydan okumalara rağmen kaydedilen ilerlemeler ve kritik veritabanları İsrail saldırıları sonucu imha edilmiştir. İran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ile İsfahan Teknoloji Üniversitesi’ne yönelik saldırılarda birçok akademik personel hayatını kaybetmiş, bazıları da yaralanmıştır. Pasteur Enstitüsü’nün aşı üretim laboratuvarları tamamen yıkılmış, Şehid Beheshti Üniversitesi’nde plazma ve lazer araştırma merkezi vurulmuş, Gandi Hastanesi’ndeki tüp bebek kliniği tahrip edilmiştir.
İsrail-ABD ortaklığında düzenlenen saldırılarda hedef olan kurumların aslında tek bir ortak özelliği var: Hiçbirinin doğrudan askeri bağlantısı yok. Hepsinin ortak noktası, bilgi üretmek ve teknoloji geliştirmektir. Saldırı altında derslerine devam etmeye çalışan öğrenciler, bozuk internet bağlantılarıyla tez yazma gayreti içinde olan araştırmacılar, enkazın ortasında laptop açarak ders veren matematik hocaları bu saldırıların gerçek hedefinin kim olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
UZUN VADELİ STRATEJİ: GELECEĞİ BUGÜNDEN BOMBALAMAK
İsrail’in İran’daki üniversiteleri hedef alması, Siyonist rejimin Tahran’daki yönetimi yalnızca askeri saldırılarla değiştirmeyeceğinin farkında olduğunu gösteriyor. Nitekim bu saldırılar, toplumun bilgi üretme kapasitesini, teknolojik özerkliğini ve siyasi hayal gücünü ortadan kaldırmaya yönelik uzun vadeli bir stratejidir. İsrail ve ABD, İran’a karşı uygulanan yaptırımların bitiremediği şeyi bomba ile tamamlamaya çalışıyor. Bu yaklaşım, sömürgeci güçlerin tarih boyunca başvurduğu bilgi egemenliğini tasfiye etme pratiğinin çağdaş bir versiyonu olarak görülebilir.
Uluslararası hukuk açısından ise bu saldırılar, hukukun tamamen çiğnendiğini net bir biçimde gösteriyor. Nitekim üniversiteler ve araştırma kurumları sivil korumalı alanlar statüsündedir. Bu saldırıların savaş suçu niteliği taşıyabileceği de birçok uzman tarafından dile getiriliyor. Ne ABD ne de İsrail bu hukuki çerçeveyi tanımak yönünde herhangi bir kaygı taşıyor. Cezasızlık kültürüyle bağışıklık kazanmış Siyonist saldırganlık, bir kez daha kendisine atfedilen istisnacılıktan yararlanarak işlediği cürümlere rağmen bedel ödemiyor.
Sonuç olarak, ABD-İsrail’in İran’daki eğitim ve bilim kurumlarına ve kişilerine yönelik kasıtlı saldırganlığı, savaşın artık yalnızca silahlarla değil, laboratuvarları, kütüphaneleri ve sınıfları yok ederek de yürütüldüğünü gösteriyor. İsrail ve ABD, İran toplumunun düşünme, üretme ve geleceğini tasarlama kapasitesini ortadan kaldırmayı hedefleyerek, o toplumu yalnızca askeri açıdan değil, varoluşsal açıdan da kuşatmaya çalışmaktadır. Eğitim kırımı tam da budur: Geleceği bugünden bombalamak…






