Bu slogan Sakarya Demokrasi ve Gelişim Platformu öncülüğünde başlatılan, Sakarya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Müftülük, Emniyet Müdürlüğü ve Milli Eğitim Müdürlüğü"nün desteklediği bir proje. Geçen Cuma günü ortak bir etkinlikle halka duyuruldu.
Vali ve diğer birim amirleri birer komşularını ziyaret ederek etkinliği başlatmışlar. Bu fakiri de İslam"da komşuluk hukukunu anlatmak üzere çağırdılar. Çok sevdim ve yararlandım. Duygularımı ve söylediklerimden bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum.
Sloganın çok güzel seçildiğini kendilerine de söyledim. Gerçekten insan ancak komşusuyla var olabilir. Komşuluk ilişkilerinin kesilmesi bireyselleşme anlamına gelir. Bireyselleşme; herkesin kendinden başkasını tanımama, kimseye değer vermeme, hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin fayda sağlamadıkça diğerine göre farklı bir değerinin olmaması demektir. Anne baba, kardeş akraba, hısım, komşu… Bütün bunlar bizatihi bir değer taşımazlar. Mesela annem babam keyiflerini sürdürürken beni dünyaya getirmişler. Bu benim onları farklı görmemi ve onlara saygı duymamı gerektirmez. Dolayısıyla da yaşlandıklarında kendi başlarının çaresine baksınlar. Sosyal devlet herkese bakmak zorunda. Onları benim düşünmeme gerek yok.
Komşu da böyle, onun bana fiziki yakınlığından başka bir ayrıcalığı yok. İnsan olarak hukukuna saygı duyarım o kadar.
Bu anlayış aslında Modernizmin ta kendisindir. Modernizmden doğan modernlik de bu yolda ilerliyor. Fiziki faydaya dönüşmeyen ilişkilerin, geçmişin bir değeri olamaz. En büyük benim, başka büyük yok. Bu da aslında kendi içinde bir paradoksu barındırır. Herkes için böyle ise, ya herkes en büyük, ya da hiç kimse büyük değil.
Şimdi şu ilişkiler ağına bakın:
"Allah"a kulluk edin ve O"na hiçbir şeyi ortak kılmayın / şirk koşmayın. Anne ve babanıza ihsanda bulunun. Akrabanıza, yetimlere, miskinlere, yakın (akraba) komşunuza, uzak (akraba olmayan) komşunuza, yol arkadaşınıza ihsanda bulunun".
İhsan, her türlü iyiliği anlatır. Yapılan iyiliğin en güzel şekilde yapılması da ihsandır.
Bu beyan, insanın hesaba katması ve canlı tutması gereken ilişkilerin en önemlilerini bir arada sayar.
Sonra da şunları hatırlayınca Modernizm hakkındaki yargımız netleşiyor:
Kuranı Kerim "in ilk sayfasında Allah müminlerin vasıflarını zikreder, arka sayfada kâfirlerin, biraz sonra da münafıkların… Aslında iman açısından insanlar bu üç kategoriye ayrılır. Her üç sınıftan da olabilecek başka bir kategori daha vardır; fasıklar. İki sayfa sonra Kuranı Kerim bunlardan da söz eder ve şu özelliklerini sayar:
"Fasıklar, Allah"la olan sözleşmelerini, O"na misak verdikleri halde bozan ve Allah"ın kesmeyin dediği ilişkileri kesen, böylece de yeryüzünde fesat çıkaran insanlardır".
Şimdi eğer Modernizm bu ilişkileri bozuyor ve arka plandaki manevi bağları koparıyorsa modernizm fasıklıktır diyemez miyiz?
Komşuluk hukuku da bu ilişkilerden biri. Evrensel ahlak normu olarak komşuya güzel davranmak gerektiğini söylemeyen bir anlayış olamaz. Ama mesele hukuka gelince bunu söyleyenin sadece İslam olduğunu söyleyebiliriz. Allah Rasulü, "Hiç biriniz duvarınıza komşunuzun mertek dayamasına engel olamazsınız", der.
"Cebrail komşu hakkında bana o kadar çok geldi ki, komşunun komşuya mirasçı kılınacağını sandım".
Bir sureye adını veren mâun, komşunun günlük hayatında ihtiyaç duyup istediği her türlü araç ve gereçlerdir. İğneden bineğe kadar uzanır. İstemesi halinde bunun verilmesi hem hukuki hem de ahlaki bir zorunluluktur. Ve verilen bu gereçler alanın elinde emanet sayılır, zayi olmaları halinde geri ödenmez.
Onun için kötü komşu insanı mal sahibi yapar, derler. Mesela bir çekiç on haneye yettiği halde, kimse komşusuna bir şey vermeyince herkes çekiç satın almak zorunda kalır. Böylece makroekonomik düzeyde büyük zararlar meydana gelir.
"Mümin, kötülüklerinden komşusunun emin olduğu insandır". Sadece zarar vermeyen değil, komşusunun verdiği sıkıntılara da katlanan insan.
Başlıklar :

