Weber’den önce İbn Haldun, ondan da önce Bîrûnî vardı

Yasin Aktay
Yasin AktayYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 23/09/2026, Çarşamba • Yeni Şafak Haber Merkezi
Weber’den önce İbn Haldun, ondan da önce Bîrûnî vardı
SEMERKAND-BUHARA.
Özbekistan’da dolaşırken insanın karşısına yalnızca muhteşem yapılar, medreseler ve türbeler çıkmıyor. Bu coğrafyanın yetiştirdiği isimler, zihnimizde dünya tarihinin nasıl anlatıldığına dair soruları da canlandırıyor.
Buhârî, Mâtürîdî, Hârizmî, İbn Sînâ, Bîrûnî
… Her biri, bugün ayrı disiplinlere bölerek okuduğumuz büyük bir düşünce dünyasının kapısını açıyor. Semerkant’ın medreselerinden gökyüzüne bakarken astronomiyi hatırlamak kolay. Ama
aynı gökyüzünün altında yaşayan insanların birbirini nasıl anladığını, farklı inanç ve hayat biçimlerinin nasıl algılandığını, nasıl karşılaştığını ve birbirlerini nasıl tanımladıklarını
düşününce, özellikle
Bîrûnî
’nin üzerinde durmak gerekiyor.
Bîrûnî
, 973 yılında Hârizm’in merkezi Kâs’ta doğdu. Bugünkü Özbekistan’la bağı, bu tarihî coğrafyadan geliyor.
Elbette o dönemin Hârizm’ini bugünün devlet sınırlarına sığdıramayız; fakat Özbekistan gezisi, onun yetiştiği ilim dünyasını yeniden hatırlamak için yerinde bir vesile.
Matematikçi, astronom ve coğrafyacı olarak tanıdığımız bu büyük âlimin, insan topluluklarını anlama konusunda ortaya koyduğu yaklaşım, sosyal düşüncenin tarihinde daha fazla yer bulmayı hak ediyor. Bîrûnî’nin hayatı ve çalışmaları, tabiatı araştırmakla insanı araştırmanın aynı ilmî meraktan beslenebildiğini gösteriyor.
Sosyolojinin veya genel olarak sosyal düşüncenin özellikle batı dışı geçmişinden söz ederken İbn Haldun’u anmayı öğrendik. Hatta kimi zaman onu sosyolojinin kurucusu ilan ederek düşüncesini birkaç tanıdık kavrama indirgedik
. Buna rağmen
İbn Haldun
’un sosyal düşünceye katkısı üzerine konuşmak, zihnimizde önemli bir pencere açtı. Sadece
İbn Haldun
bile aslında tarih ve sosyal düşünce konusunda Batı-merkezli anlatıyı değiştirmeye yetiyor. Ancak o pencereyi biraz daha genişletip ondan yaklaşık üç asır önce yaşamış Bîrûnî’ye baktığımızda,
İbn Haldun
’un
Cemil Meriç
’in deyimiyle “
kendi semasında tek yıldız
” olmadığını, onun yanında büyük bir Aydınlanmanın eseri veya sebebi olan bir yıldız kümesinin bulunduğunu da görürüz.
Semerkant, Buhara ve Hive’de gezerken bu yıldızların aydınlattığı dünyayı keşfedebiliyorsunuz.
İbn Haldun’a olduğu gibi Bîrûnî’ye sosyolog veya antropolog demek elbette anakronizm olur
. Ama bu isimler sosyolojiden önce de toplum üzerine düşünülüyor, insanların farklı yaşayışları araştırılıyor, inançlarla toplumsal düzen arasındaki ilişkiler sorgulanıyor olduğunu bize hatırlatıyor. Bîrûnî, bu uzun tarihin ihmal edilmemesi gereken isimlerinden biridir.
Onun meşhur
Tahkīku mâ li’l-Hind
adlı eseri, Hindistan hakkında bilgi veren bir kitap olmanın ötesinde,
başka bir dünyayı tanımanın güçlükleriyle yüzleşen bir araştırmadır. Bîrûnî
bu dünyaya hazır hükümlerle girmek yerine Sanskritçe öğrenmiş, Hintli bilginlerle konuşmuş, metinlerini okumuştur. Hint düşüncesini Grek felsefesi ve sûfîlerin görüşleriyle karşılaştırması da bu emeğin üzerine kuruludur.
Başkasının fikrini kendi kelimelerimizle anlatmanın rahatlığına teslim olmadan, onun kelimelerine yaklaşmak…
Bugün bile yeterince yerine getiremediğimiz bu sorumluluğu, yaklaşık bin yıl önce üstlenmiştir. Hindistan eserinin yöntemi, bu bakımdan içeriği kadar önemlidir.
Dil öğrenmek burada yalnızca bir iletişim becerisi değildir. Bir toplumun düşüncesine açılan kapının eşiğinde durup kendi bilgisinin sınırını kabul etmektir
. Çevirisini bilmediğimiz bir kavram, bazen bütün bir hayat anlayışını taşır. Dışarıdan tuhaf görünen bir davranış, onu yapan insan için anlamlı bir düzenin parçasıdır. Bîrûnî’nin çabasında dikkatimizi çeken, bu anlamı öğrenmeden hüküm vermemeye yönelik iradedir. Kendisi Müslümandır; başka bir inancı araştırırken kendi inancını terk etmez. Fakat kendi inancıyla başkasının neye inandığını doğru aktarma sorumluluğunu birbirine karıştırmamaya çalışır.
Max Weber’in meşhur anlamacı sosyolojisini hatırladığımızda Bîrûnî’nin bu tavrı daha da dikkat çekici hale geliyor
. Weber, toplumsal eylem hakkında zihnimizdeki teoriler veya klişe kavram ve tiplemelere uygun açıklamalar yapmadan önce eylemi yapanın kendi eylemi hakkındaki niyetini ve kastını anlamamız gerektiği konusunda sosyoloji geleneğini uyarmıştı.
Adına verstehende sosyoloji dediği bu yönteme göre anlamak insanların davranışlarına yükledikleri anlama yönelmeyi gerektirir
. Dışarıdan görülen hareketin tarifi, o hareketin toplumsal anlamını açıklamaya yetmez. Dua eden, alışveriş yapan veya bir geleneğe uyan insanın ne yaptığını anlamak, yaptığına hangi anlamı verdiğini de araştırmayı gerektirir.
Weber
’in
Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu ile Ekonomi ve Toplum
isimli meşhur kitaplarında geliştirdiği yaklaşımın bu temel sorusu, Bîrûnî’nin araştırma tavrını okurken bize tanıdık gelir.
Bîrûnî’yi anlamacı yaklaşımın erken bir öncülü olarak düşünmek bu yüzden mümkündür. Burada bir etkilenme zincirinden ziyade, toplumu anlamaya ilişkin bir yakınlıktan söz ediyoruz
. Hinduların bir davranışını, o davranışa dışarıdan verilmiş isimle açıklamak yerine onların düşünce dünyasına müracaat etmesi, anlamanın önemli bir şartını ortaya koyar. İnsanların inançlarının doğruluğu hakkında ne düşünürsek düşünelim, onların hayatındaki anlamını araştırmak zorundayız.
Anlamak, onaylamakla aynı şey değildir; fakat doğru bir eleştirinin de anlamaya ihtiyacı vardır.
Bu tavrın, fetihlerin şekillendirdiği bir tarihî ortamda ortaya çıkması ayrıca üzerinde durulmaya değer
. Bîrûnî’nin Hindistan’la karşılaşması Gazneli Mahmud döneminin siyasi ve askerî hareketliliği içinde gerçekleşmiştir. İlmî araştırması da bu dünyanın imkânlarından yararlanmıştır. Ancak siyasi üstünlük, başka bir toplum hakkında kendiliğinden bilgi sağlamaz. Bir ülkenin kapılarını açmakla onun insanlarının dünyasına girmek arasında uzun bir mesafe vardır. Bîrûnî’nin Sanskritçeye verdiği emek, bu mesafenin farkında olduğunu gösterir. Fetih şartlarında bile araştırmacı, öğrenmek için karşısındakinin önünde talebe olabilmelidir.
Onun eserini ilginç kılan bir başka özellik, bugün tabiat bilimleriyle beşerî bilimler arasında kurduğumuz sınırların orada aynı kesinlikle bulunmamasıdır.
Astronomik hesaplar, coğrafya ve takvim bilgisi; inançlar, bayramlar ve toplumsal âdetlerle aynı araştırmanın içinde yer alır. Buradan hareketle şunu düşünebiliriz: İnsanların zamanı nasıl hesapladıkları, zamanı nasıl yaşadıklarından bütünüyle ayrı değildir. Bir bayramın tarihini belirleyen hesapla o bayramın toplumsal anlamı aynı hayatın parçalarıdır.
Gökyüzünü ölçen akıl, yeryüzündeki insanın anlam dünyasına da yönelebilir.
Bîrûnî, ayrıca bir toplumun kendi içinde farklı düşünme ve inanma biçimleri bulunduğuna dikkat eder
. Bilginlerin açıklamalarıyla geniş halk kesimlerinin uygulamaları her zaman örtüşmez. Onun havas ile avam arasında yaptığı ayrımı bugünün diliyle olduğu gibi benimsemek zorunda değiliz.
Fakat bu ayrım, bir dini veya kültürü tek bir örneğe bakarak tarif etmenin güçlüğünü hatırlatır.
Bu sadece erken sosyolojik bir konu değil, sosyolojnin içinde bile, indirgemeciliğe, genelleştirmelere ve klişeleştirmelere karşı ileri derecede bir sosyolojik bilinç seviyesini işaret ediyor.
Bir filozofun metni bütün halkın yaşayışını temsil etmediği gibi, karşılaştığımız bir ritüel de bütün bir düşünce geleneğini açıklamaz
. Bu farklılıklara gösterdiği dikkat, onun araştırmasının önemli yanlarından biridir. Bîrûnî’nin Hint düşüncesine yaklaşımı bu açıdan da okunabilir.
Grek düşüncesiyle Hint düşüncesini, sûfîlerin ifadeleriyle başka geleneklerdeki fikirleri karşılaştıran Birûnî böylece insanlığın birbirine bütünüyle kapalı dünyalardan oluşmadığını ve oluşamayacağını anlatır.
Farklı dillerde ifade edilen sorular arasında akrabalıklar bulunabilir. Bunun için bütün inançları aynılaştırmaya veya farklılıkların ardında değişmez tek bir öz bulunduğunu peşinen kabul etmeye gerek yoktur.
Karşılaştırmanın değeri, ortak soruları keşfederken ayrılıkları da daha açık görebilmektir
. Başkasında bize tanıdık gelen bir düşünceyle karşılaşmak, hem onu hem kendimizi yeniden düşünmenin vesilesi olabilir.
Bugünün yükselen Asyasına bakarken de böyle bir dikkate ihtiyacımız var.
Ülkeleri ekonomik büyüklükleri, askerî güçleri ve ticaret yolları üzerinden konuşuyoruz. İnsanlarının dünyasını tanımaya ise çoğu zaman daha az emek veriyoruz.
Özbekistan’da tarihî mirasla karşılaşmak, bu yüzden fotoğraf çekmenin ötesine geçebilmeli
. Medreseleri meydana getiren düşünceyi, o düşüncenin insanı tanıma biçimini de bu vesileyle hatırlamalı ve dersler çıkarmalıyız.
Semerkant’tan sosyal düşüncenin tarihine bakınca, İbn Haldun’un yanında Birûnî için de genişçe bir yer açmak gerekiyor.
Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026