Balat’ta Ferruh Kethüda Camii’nin karşısında Kahkaha Sokağı... İstanbul’u dolaştıkça bu hoş sokak isimlerine adım başı rastlıyorsunuz. Umarım bir sivri akıllı çıkıp da bunları değiştirmeye kalkmaz.
Az ilerde Sütlaç Sokak ile Gevgirli Sokak’ın kesiştiği köşede bir küçük mescit daha var: Hacı İsa Camii.
Hacı İsa Camii’nin köşesinde bir çeşme belli ki vaktiyle gürül gürül akıyormuş, şimdi sessiz. Başındaki ulu çınar ile kaderine küsmüş öylece duruyor orada.
Kapıdan yavaşça giriyorum, avluda kimsecikler yok. Zaten avuç içi kadar bir avlu, bir köşede küçük bir mezar. Hacı İsa’nın merkadi. Taştaki yazıyı yeşile boyamışlar. 1465 miladi tarihini taşıyor. Demek ki fetih sonrası gazilerinden.
İçeride hanımlar için mukabele olduğunu anlıyorum. Kapı önünde bir sürü hanım ayakkabısı. Girdiğim gibi avludan yavaşça çıkıyorum. Caminin biraz yukarısında sahabeden Abdullah Ensarî’nin makamı var. Onun yukarısında da Osmanlı’dan kalma, her nasılsa taşları bile olduğu gibi duran Pastırmacı Yokuşu.
Yolunuz buraya düşerse yokuşu biraz tırmanın. Şöyle elli metre sonra yine çok eski zamanlardan kalmış bir ahşap İstanbul evini oracıkta bahçesi ile birlikte leylaklarına, mor salkımlarına sarılmış yaşıyor göreceksiniz.
Ferruh Kethüda Camii’nin yukarısında Surp Hıreşdagabet Ermeni Kilisesi var. Metin bir bina. Çok eski zamanlardan kalma olduğu belli.
Eremya Çelebi Kömürcüyan’ın İstanbul Tarihi’nde bu semt için şu satırlar yer almaktadır: “Ayvansaray’a doğru yolumuza devam edelim. On dokuzuncu kapı Balatkapısı’dır. Dış tarafta Yahudiler oturur, iç tarafta ise muhtelif cemaatlara mensup kalabalık bir halk kitlesi ikamet eder. Burası büyük bir iskeledir ve her türlü eşyayı hâmil gemiler buraya yanaşır. Buradan Kâğıthane’ye ve İstanbul’a sandallar gider gelir... Balat’ın iç tarafında Hıreşdagabet adlı kilisemiz vardır...”
Eseri baskıya hazırlayan Kevork Pamukciyan ise kilise hakkında geniş malumat vermektedir. Buna göre kilise IV. Murad zamanında Edirnekapısı’ndaki Surp Nikogos Kilisesi’nin camiye çevrilmesine (Kefeli Cami) mukabil, 1627 senesinde Ermenilere verilmiş metruk bir Rum Kilisesi imiş. Daha sonraları tamir görmüş, son şekli ise 1834 senesinde yapılan tamirle ortaya çıkmıştır. Bilhassa üzeri kabartma resimlerle bezeli demir kapısı enteresandır. Kevork Bey’le Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’ni çıkarırken tanıştık. Bize çok yardım etti, maddeler yazdı.

